AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-05-12
'Mavi dövmeleri
Ve bitmek bilmez yasların çürük izleriyle
Durup ateşe bakıyorlar.
Rüzgar estiğinde hepsi ürperiyor
Göğüsleri değiyor toprağa
......'
***
Bejan Matur'un yukarıdaki dizeleri Mardin'in Bilge Köyü'ndeki kadınları gördüğümde hissettiklerimi anlatıyor. Sırf o köydeki kadınlar değil bana böyle hissettiren. Üç gün boyunca Diyarbakır'da, Nusaybin'de ve Mardin'de karşılaştığım hikayelerin tümü aynı aslında. Şiddet ve vahşetin normalleştiği, yaşam ve ölümün birbirine karıştığı hikayeler...
Bilge Köyü'nde farklı olan yalnızca oradaki kadınların tükenişlerini fark etmeleri.
***
Birkaç gündür Mardin'de yaşananların Doğu'ya ve töreye mal edilmesi üzerine bir tartışma dönüyor. Dün bizim gazetede Mehveş Evin'in itirazları vardı örneğin. Oradakileri 'uzaylılaştırdığımızı' söylüyor, şiddetin töre ya da belli bir coğrafyadan bağımsız olarak var olduğunu ileri sürüyordu.
***
Evet, şiddet ya da vahşet Doğu ve Güneydoğu coğrafyaları ile sınırlı değil. Bunu böyle göstermek oraları karikatürleştirmek olur. Ama orası ile sınırlı olmasa da Doğu'da birçok faktörün birleşmesinden ortaya çıkan şiddet yoğun olarak var. Bu, hem aşiret kültüründen hem sahiplik ilişkisinden hem de bölgenin yıllardır yaşadığı sıkıntılardan kaynaklanıyor.
***
Doğu'daki şiddeti göstermek, şiddetin Batı'da olmadığı anlamına gelmiyor. Bence yaşlıdan gence, güçlüden zayıfa, erkekten kadına doğru şekillenen şiddet ile mücadele etmek için onu her anlamda didik didik etmeliyiz. Buna Mardin'deki katliam vesile olduğu için oradan başladık. Şimdi sıra 'at-avrat-silah' olarak özetlenen sahiplik ilişkisinden yola çıkarak bu toprakların insanlarının 'güç' kavramı ile kurduğu hastalıklı ilişkiyi Batman'dan İstanbul'a kadar her yerde masaya yatırmada.
***
Bunu yaparken elbette töreden de, Doğu'nun koşullarından da, kadınların üzerinden yürütülen nüfuz kavgalarından da bahsedeceğiz. Ama bunları şiddetin gerekçesi olarak göstermekten çıkararak..
Röntgenleme fantezisi
Geçtiğimiz hafta Habertürk Gazetesi, Deniz Seki ve Hüsnü Şenlendirici'nin telefon konuşma detaylarını yayınladı. O konuşmalarda ikili sık sık uyuşturucudan bahsediyorlardı. Bu görüşmeler medyaya 'Seki'yi yakan konuşmalar' olarak yansıdı.
***
Seki'nin uyuşturucu kullanmak ve satmak gerekçesi ile cezaevinde olduğunu biliyoruz. Hüsnü Şenledirici ile bir ilişki yaşadığını da biliyoruz. Ama ikilinin medyatik olması ve taraflardan birinin cezaevinde bulunması bize bir çiftin arasında geçen mahrem sohbetleri röntgenleme hakkını veriyor mu?
***
Habertürk, konuşmaları yayınlayarak özel hayatı ihlal etmiş olmuyor mu? O konuşmalarda yeni olan Şenlendirici'nin Seki'nin burnunu kırdığı. Bir çift arasında geçen tüm konuşmaları yayınlamak yerine bu ayrıntı haber olarak verilemez mi?
***
Bu ülkede 'mahrem' kavramının yeniden tanımlanması gerekiyor sanırım. Aksi takdirde hepimiz yatak odalarımıza kadar uzatılan dürbünlerin kurbanı olacağız. Röntgenleme fantezilerinin önünü alamayacağız.