Son 48 saat içinde büyük bir bunalım içindeydim. CumhurbaÅŸkanı Gül 'Tarihi açılım' denilen ÅŸeyi uçakta yanında götürdüÄŸü bazı gazetecilere detaylı anlattı ya, onlar da döndüklerinde konuyu açıkladılar ya, ben hiçbir ÅŸey anlamadım.
Onların yazılarını okumadan önce ne biliyorduysam (yani hiçbir ÅŸey), hepsinin yazısını dkkatli okuduktan sonra da hiçbir ÅŸey bilmiyorum. Hatta daha önce bildiklerimi de unuttum. Onlar sadece yazmakla da kalmadılar, ekrana çıkıp anlattılar. Yok abi yok, yine de bir ÅŸey anlaşılamadı...
Bu arada İsmail'in yazısı nedeniyle ben kendi yazım dışında ilk kez AKŞAM gazetesini bu kadar dikkatli okumak zorunda da kalmış oldum. Bunu da bilin.
Bu arada tüm bu yazılarla harcanan vaktimin öcünü aralarından kurbanım olarak seçmiÅŸ olduÄŸum Fatih Çekirge'den aldım. Sözde tarihi açılımı anlatmak için çıktığı televizyon programında yaklaşık bir saat kadar anlattıktan sonra program biter bitmez onu arayıp 'Åžu tarihi açılımı televizyonda anlatmayacaksan bari bana özel anlat' dedim. BeÅŸ altı, aynı cümleyi tekrarladığım telefondan sonra ise kendisine tarihi açılımlar filan gibi absürd ÅŸeyler ile uÄŸraÅŸmak yerine akÅŸamını daha güzel geçirmesi için bazı tavsiyelerde bulundum. Umarım tutmuÅŸtur bu tavsiyemi.
İsmail Küçükkaya'yı da arayabilirdim tabii ki ama onun konu ile ilgili yazısından anladığım kadarıyla, o meseleyi anlamış ama bize anlatmamak için elinden geleni yapıyor. Dolayısıyla bir de telefonda sormanın fazla bir anlamı olmayacaktı.
Bu konuda 'Yayın yönetmenleri bilsin ama yazarların bilmesine fazla lüzum yok' ÅŸeklinde bir devlet kararı olmalı...
CumhurbaÅŸkanı ile giden grupta Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Åžafak da vardı. Ama televizyonda konuyu açıklarkenki surat ifadesinden, onun İsmail gibi bildiÄŸini saklama çabasında olmadığını, konuyu baÅŸtan hiç anlamamış olduÄŸu görülüyordu.
İnanmıyorsanız dediÄŸime, girin gazetelerin yazar arÅŸivlerine okuyun. Bu konuda yazılmış olan tüm yazıları, güya tarihsel açılımın ne olduÄŸunu anlatıyor ama somut tek bir kelime yok içlerinde. Sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin bir açılım için çok niyetli olduÄŸu söyleniyor hepsinde. (Türkiye Cumhuriyeti'nin niyetli olduÄŸunu söyleyip de yapamadığı öyle çok ÅŸey var ki; bu son açılım niyetinin neden baÅŸarılı olacağını düÅŸünmemiz gerekiyor ki?)
Sadece İsmail ve Fatih dedi diye ben bir ÅŸeye inanmam. Hatta bazen ikisi aynı anda aynı ÅŸeyi söylerlerse ben o ÅŸeye kendiliÄŸimden inanacağım varsa bile bundan vazgeçebilirim. Erdal'a ise soru sormaya artık gerek yok.
Bir süreç Hasan Cemal ile baÅŸlarsa olacağı da buydu. Açılımın ilk somut adımını o attı. Bundan dolayı iÅŸ baÅŸtan karıştı ve anlamsız oldu bence. DiÄŸerleri bu yüzden meseleyi tam anlamamış olabilir. Onlarda da vahim düzeyde bir Hasan Cemal sendromu baÅŸlamış olabilir.
SONRA BİRDEN ANLADIM
Yaklaşık bir saat boyunca İsmail ile Fatih'in 'tarihi açılım'ı aralarında konuÅŸtukları programı izledim.
Evet utanarak itiraf ediyorum ki; ben gece bir saat boyunca böylesine abuk bir ÅŸey yaptım. Galiba artık tamamen delirmeye baÅŸlıyorum. Birkaç ay önce bana birisi akÅŸam viskini yudumlarken 'Kürt sorununda tarihi açılım' konulu bir tartışma programında iki ciddi adamın fikirlerini dinle deseydi onu hiç düÅŸünmeden ve de hiç üÅŸenmeden hemen öldürürdüm. Elimde artık leÅŸ olmasına raÄŸmen baÅŸka bir kanalda o tartışmanın sürmekte olduÄŸunu tamamen unutup kendime eÄŸlenceli bir film bulup izlemeye baÅŸlardım.
Ama bunu önceki akÅŸam yapmadım ve hiçbir ÅŸey anlayamama raÄŸmen konuÅŸulanları bütün dikkatimle dinledim.
Sonra birden mucize oldu, her ÅŸeyi net olarak anlayıverdim. Ama ışığı görmem onları dinlerken deÄŸil, tamamen baÅŸka bir kanalda ABD BaÅŸkanı Obama ve İsrail BaÅŸbakanı Netenyahu'nun ortak açıklamasını dinlerken yaÅŸandı. (Evet; Fatih ile İsmail'in tartışmalarını dikkatle izledikten sonra sıradan bir insanın birden eÄŸlenceli bir dünyaya geçiÅŸ yapabilmesi mümkün olamıyor. Alıştıra alıştıra yapılması gereken bir ÅŸey bu. EÄŸer eÄŸlenmeye baÅŸlayacaksanız da arada terapik bir mola vermeye ihtiyacınız var.)
Ben bir film izleyecektim. Fakat o kadar haddinden fazla ciddiyetten sonra birdenbire laubali yaÅŸamaya baÅŸlamayayım diye o arada Obama ile Netenyahu'nun ortak açıklamasını izledim.
EVET SONUNDA ANLADIM MESELEYİ
Baktım Obama da aynen Gül gibi OrtadoÄŸu bölgesinde barışların saÄŸlanması için tarihi bir fırsat olduÄŸunu anlatıyor. Aynı kelimelerle aynı sürecin farklı yönlerini söylüyorlar.
Tahmin ediyorum ki; Obama Ankara'ya geldiÄŸinde kendisinin 'Tarihi fırsat' dediÄŸi, Gül'ün de 'Tarihi bir açılım' olarak tanımladığı sürecin farklı yönleri burada konuÅŸulmuÅŸ ve süreçler çoktan baÅŸlatılmış.
Meseleler gizli ve birçok konu henüz net deÄŸil. MeÄŸerse bu yüzden arkadaÅŸlar meseleyi açıkça anlatamıyorlarmış.
İçinde Amerika BirleÅŸik Devletleri'nin de ağırlıklı olarak bulunduÄŸu bir büyük süreç bölgemizde çoktan baÅŸlatılmış durumda...
(Bunu anlamının ne olabileceğini ve bize ne ifade edebileceğini maalesef İngilizce anlatacağım. Ama bunu da tahmin ediyorum ki herkes hemen anlar.)
İşin özeti bence ÅŸu:
WE ARE REALLY FUCKED
Çünkü iÅŸin içinde Amerika'nın aktif olarak bulunduÄŸu herhangi tarihi düzenlemenin bölgemizde güzel sonuçlar getirmesi mümkün deÄŸil. Bazı gazetecilerin durmadan 'Bu çok önemli, gerçekten önemli' diye söylenmeleri yetmez. Bu konuda bir an önce somut neler yapıldığı, nihai amacın ne olduÄŸu biraz açılmalı ve biraz tartışma olmalı.
CumhurbaÅŸkanı Gül'e de sadece basit bir ÅŸey söyleyeceÄŸim: 'Aman sakın ha fazla gereksiz yere açılma. Yoksa birden gol yiyebilirsin...'
DiyeceÄŸim bu kadar. BYE BYE LOVE BYE BYE HAPPINESS HELLO LONELINESS...
Ergenekon'un kaçırdığı tarihi fırsat
EÄŸer Türkan Saylan'ın evinin aranmasından kısa süre sonra onun Fazıl Say ile konuÅŸması örgüt tarafından saÄŸlansaydı, Türkan Hanım onu o dönemde dinlemek zorunda kalsaydı, onu bir daha dinleme riskine katlanmayacağından büyük ihtimalle çok daha erken ölmeyi seçerdi.
Böylece örgüt de 'Bakın evini bastılar, bu yüzden öldü Türkan Hanım' diye propaganda fırsatını çok daha inandırıcı bir vurgulamayla yapma imkanını bulurdu. Dolayısıyla Ergenekon tarihi bir fırsatı kaçırmış durumda.