AKŞAM | CUMARTESI | 09 MAYIS 2009, CUMARTESİ
Türkiye'nin en değerli şarapları, sektörün en ünlü firmalarından Kavaklıdere'nin mahzeninde yudumlanacakları günü bekliyor. Ancak 1940 doğumlu 'Tatlı-Sert'lerden bugüne ulaşanların sayısı sadece 47. Şaraplarına çocukları gibi bakan Kavaklıdere'nin sahibi Ali Başman, özel bir günde bir tanesini hediye edip etmemek konusunda bile kararsız. Petrus ve Romanee-Conti gibi ünlü olan 'Tatlı-Sert'lerin bir şişesinin 6 yıl önceki mezat fiyatı 500 TL. Son derece değerli olan şaraplarla ilgili Başman, ilginç bir yorum yapıyor: 'Pahalı şarap yapacağım demekle olmaz, böyle olur.'

Türk şarabının krizde seyir defteri nasıl?
İhracatımızda hafif bir düşme var. Bir Türk şarabının yurtdışında pazarlanması kolay değil. Sadece etnik pazarları kullanarak iyi ihracat yapabiliyoruz. Bu etnik pazarlar da etkilenince tabii zayıflama oldu. Son dönemde insanlar restoranda değil evde içiyorlar. Hatta biraz ucuz şarap içiyorlar. Hipermarket satışlarında artış görünüyor.
Krizin gözde şarabı hangisi?
Hep Angora'dır. İyi ve uygun bir şaraptır. Ama bu arada çok özel şaraplar çıkardık. Pendore ve Cote'davanos... Zor bir sektör. Mesela yatırıma başlıyorsunuz, 8-10 senelik projeler. Kriz oluyor ama durduramıyorsunuz. Bütün krizlere rağmen yüksek kaliteli şarapları çıkardık diyebiliriz. Çok özel şaraplar olduğundan fiyatları yüksek. Türkiye'nin en pahalı şarabı değil.
BAĞCILIĞI DURDURAMAZSINIZ
Kaç yıllık projeler?
Biri 2001 diğeri 1997. İkisi de büyük ekonomik krizi atlattılar. Küresel kriz döneminde doğdular. Ufakları saymıyoruz. Bu arada şirketimizin kuruluşu da 1929'dur. Yeni yatırımlara girmiyoruz ama var olanlara devam etmek zorundayız. Sektör olarak yatırımları durdurma gibi bir lüksümüz yok. Yoksa ciddi bir zarar olur. 'Bu fidanlara, bağlara iki sene bakmayalım' desek ölürler. Bekletme lüksümüz yok. Otomobil fabrikasını kapatabilirsiniz ama bağcılığı durduramazsınız. Bakarsan bağ bakmazsan dağ olur demişler. O zaman dağlarımız olur işte.
TÜRKİYE'NİN ARTIK 'ŞATO'LARI VAR
Yeni şaraplarda ilginç bir yöntem kullandınız...
'Şato' modelinde yeni bağ alanları yaptık. Şato modelinde, toprağı ve üzüm uyumu üzerinde çok çalışılmış bir bölge olması lazım. Miktarı ikinci hatta üçüncü plana attığınız, minimum ama kontrollü üretim yaptığınız bağlar oluşturuyorsunuz. Sonra bağların yanında üretim tesisi kurmanız gerekiyor. Üzümü mümkün olduğu kadar yıpratmadan, zorlamadan kalitesini maksimum dereceye çıkarıyorsunuz. Yeni çıkanlar 'şato' modeliyle yapılanlar. Miktarları sınırlı olduğu için herkese ulaşamayacağız. Herkese ulaşmak istediğiniz anda da o kaliteden bir şeyler kaybedersiniz.
Şarap çok mu aristokrat sizce?
Hayır. Bence ekonominin etkisi var. Ortalama gelir düzeyine baktığımızda insanlar günlük yiyecek ihtiyaçlarını ikame etmeye çalışırken şarap biraz lüks kalıyor. O yüzden Türkiye'de şarap kişi başına bir litre. Belirli bir gelir düzeyinden sonra doğru dürüst evinizde yemek yemeye ve şarap içmeye başlıyorsunuz. Sosyal yapı o kadar şaraba açık değil. Genç bir ülke olmamızın da etkisi var. Şarap, 30'dan sonra içilmeye başlanıyor. Bir de, iki dergi okumakla şarap anlaşılmaz. Müzik gibi; bir şeyi gerçekten seviyorsanız, onunla ilgili çalışmanız lazım. Dinleye dinleye müzikten anlayabilirsiniz. Farklılıkları kıyaslamaya başlarsınız. Hasta şarap dışında hiçbir şarap kötü değildir ama tarzı farklıdır. İnsanlar gibi... Eskimolar, siyahlar... Her ırkın kendisine has bir güzelliği var. Sarışın severim esmerlerden nefret ederim gibi bir ırkçılığınızın olmaması lazım. Şarap da böyle.
Teşvik beklentiniz var mı?
Türkiye mutfağı ve şarabıyla tanıtımda önemli bir rol oynar. Turizm ülkesi avantajımızı iyi kullanmamız gerekiyor. Üretici ve devletin birlikte çalışması gerekiyor ama bugüne kadar milli politika şekline dönüşecek bir yapılanma olmadı. Oysa dünyada böyle. Kültür Bakanlığı, Tarım Bakanlığı büyük destek olabilir.
Türkiye'nin son dönem muhafazakarlığı satışı etkiliyor mu?
Cevap vermek zor. Çünkü Türkiye standardı olmayan bir ülke. Mesela İstanbul'da bazı bölgeler New York gibi. Biraz yukarısına çıkıyorsunuz orada bambaşka yerler var. Net konuşmak zor. Çok zengin ve çok fakir kesimler var. Orta sınıf dediğimiz sınıfın sayısı bence daha yüksek ve daha dar olmalı. Avrupa'nın özelliği bu; herkes daha standart. Türkiye ise gerçekten mozaik.
İthal şarap?
Türk şarapçılık üretimini en çok vuran noktalardan biri. Bilhassa bizim gibi kaliteli şarap yapanları daha çok vuruyor. Çünkü yabancı damgası insanları cezbediyor. Ama her yabancı iyidir diye bir şey yok. Türkiye'ye gelen yabancı şarapların yüzde 90'ı maalesef Türkiye'de üretilenlerden daha düşük kalitede. Ama pasaportu yabancı ve buna bakıyoruz.
Tedbir istiyor musunuz?
Serbest rekabette böyle bir tedbir almanız imkansız. Ticareti engelleyemeziniz. Madem o malı o şekilde alan bir toplum var, o toplum bazı şeyleri öğreninceye kadar bazı insanlar zarar görecek. O toplum şarap kültürünü öğrenmekte biraz daha gecikecek. Böyle bir geçiş dönemi olması gerekiyor. Her şeyi dikte edip yaptıramazsınız.
PIRLANTA DEĞERİNDE
Türkiye'nin en eski şarapları sizde değil mi?
Evet. Daha eskisi yoktur. Yıl 1940... O da bir başka işkence! 1940'larda üretilmiş, insanlar içmiş. Şimdi 47 şişe kaldı. Bunu satamıyoruz. Yenisini üretme şansımız yok.
Bir şişesi ne kadardır?
6 yıl önce bir müzayedede şişesi 500 TL'ye gitti. Ama kalanların fiyatı yok. Satamıyorsunuz, tadamıyorsunuz. Çünkü tadarsak bir şişe daha eksilecek. Yani şarap gün geçtikçe de güzelleşiyor. O bir koleksiyon olacak. Buranın en değerli şişeleri. Pahalı şarap böyle olur. Yani ben pahalı şarap yapıyorum diyerek pahalı şarap yapamazsınız.
Satmayı düşünüyor musunuz?
Hayır. Belki çok özel bir durumda 46'ya düşebilir.
Çocuklarınıza birer tane verilemez mi?
Bilmiyorum, bakalım (gülüyor).
DENİZ GÜÇER-deniz.gucer@aksam.com.tr