Türkiye ekonomisindeki daralma hızı bir miktar yavaşlıyor gibi. Son aylarda, gerek imalat sanayindeki kapasite kullanım oranları, gerekse sanayi üretim endeksi olumlu sinyaller veriyor. Ayrıca bu hafta açıklanan, açılan ve kapanan şirket verileri de arz yönlü bu olumlu sinyalleri destekler mahiyettedir. Ancak bu verilerden hareketle dibi gördüğümüzü söylemenin henüz erken olduğunu düşünüyorum. Çünkü sözünü ettiğim olumlu sinyaller, sadece bir önceki aya göre kıyaslandığında elde edilebiliyor. Bir önceki yılın aynı ayına göre, ya da yıllık bazda baktığımızda daralma devam ediyor. Sonraki aylarda hangi gelişmelerle karşılaşacağımız ise henüz belli değil...
Açılan-kapanan şirket ve ticari işyerleri verilerine göre; Nisan ayında, 2008'in aynı ayına göre kurulan şirket ve kooperatif sayısı yüzde 24.6 azalarak, 4.699'dan 3.541'e, kurulan ticari işyeri sayısı da yüzde 24.2 azalarak, 4.471'den 3.387'ye düşmüştür. Mart ayında kurulan şirket ve kooperatif sayısı geçen yıla göre yüzde 25.5, kurulan ticari işyeri sayısı ise yüzde 15.3 azalmıştı. Bir önceki ayın verileri daha da kötüydü. Demek ki son üç ayda göreli bir toparlanmadan bahsedebiliriz.
Açıklanan bir diğer veri de aylık sanayi ciro ve sipariş endeksi. Burada arz verileriyle talep verileri arasında gecikmeli yansımadan söz edebiliriz. Yani talepteki iyileşme siparişlere ve üretime yansıyana kadar bir süre geçmektedir. Bu nedenle 22 Nisan tarihli yazımda, Mayıs ayında açıklanacak ciro ve sipariş endeksinin artışa işaret etmesi gerektiğini yazmıştım. Nitekim beklentim doğru çıktı. TÜİK'in basın bildirisinde işaret edildiği üzere Aylık Sanayi Ciro Endeksi, 2009 yılı Mart ayında 2008 yılı Mart ayına göre yüzde 13.8 azalış gösterirken, bir önceki aya göre yüzde 17.2 artmıştır.
Arz cephesindeki bu toparlanmalar ufak olduğu halde tüketici güven endeksindeki yüzde 8'lik artış, talepte geçtiğimiz ay belirgin bir canlanma olduğunu ortaya koyuyor. Verinin detaylarına bakınca endeksteki artışta en önemli payın dayanıklı tüketim malları kaleminden geldiği görülüyor. Talepteki bu artışta vergi indirimlerinin etkisi kendini göstermiş diyebiliriz.
Fakat bütün bu iyileşme işaretleri makul bir süre istikrar göstermediği sürece, krizden çıkıyoruz şeklinde algılamak çok yanlış olacaktır. Yakalanmış olan cılız da olsa iyimser bir hava bulunduğunu kabul etmekle beraber, bu iyimser havanın sürdürülmesi için yapılması gerekenler olduğunu düşünmekteyim.
Bunların başında da vergi indirimleri yoluyla talep canlılığının devam ettirilmesi gelmektedir. Bu nedenle mevcut indirimli vergi oranları, ekonomide hissedilir ve uzun süren bir toparlanma görülene kadar yükseltilmemelidir. Hatta zordaki bütün sektörlerde de vergi indirimlerine gidilmesi uygun olacaktır. Vergi oranlarının düşürülmesi kuşkusuz piyasaları canlandıracaktır, dahası bu tür indirimler çoğunlukla devletin vergi hasılatını da artırır. Çünkü düşük vergi oranları; ekonomik aktiviteyi canlandırmanın yanı sıra, kayıtdışılığın ortadan kalkmasında ve vergi tabanının genişlemesinde etkili olurlar.
Aslında para politikası tedbirlerinde hareket alanı daralan Ekonomi Yönetimi'nin elinde, maliye politikalarını devreye sokmaktan başka da çare bulunmamaktadır. Elbette bütçe açığının artıyor olması bir endişe kaynağıdır. Ancak ekonomik durgunluk dönemlerinde vergi artışını savunmak işin doğasına aykırıdır. Bu durumda sakıncalarına rağmen, varlık barışı gibi mükelleflerin gönüllü vergi ödemesini sağlayan düzenlemeler ciddiye alınabilir. Ne yazık ki son varlık barışı yasası iyi hazırlanmadığı için başarılı sonuç vermemiştir. Bu itibarla, Maliye Bakanlığı'nın artan bütçe açığını da göz önüne alarak, matrah artırımı veya varlık barışı benzeri yeni bir düzenlemeyi gündeme getirmesi şaşırtıcı olmayacaktır.