AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-05-21
* Tanıdığım bütün sinefiller Oscar Ödül Töreni'ni izlememe kararı almıştı. Sızan sonuçlar, dahası kazanacakların çok bariz olması, bu seneki ödüllerin hiçbir sürprize gebe olmaması insanları soğutmuş anladığım kadarıyla. Benim için şöyle bir durum var: 'En İyi Film' adaylarının beşi de birbirinden iyiydi. Batı Basını'nı okuyunca 'Slumdog Millionaire' rüzgarına kapılmamak mümkün değildi. Ama yine de bu seneki töreni izlemek istedim. Belki bir sürpriz olur umudumu kaybetmedim.
* Oscar Töreni kadar, belki de daha önemli bir gece vardır Holly-wood'da. Vanity Fair dergisinin geleneksel partisi. Davet edilmek Oscar'lardan bile daha zor. Bazı konuklar sadece kapanışa 15 dakika kala çağrılıyorlar mesela... Ona rakip olarak kendi 'kavruk' Oscar partimizi vermeye karar verdik. Yer düşündük, evler gözden geçti ama Los Angeles'la saat farkımız göz önünde bulundurulduğunda ciddi bir sorun olacağı ortaya çıktı. Ortaya bir otel odasında Oscar'ları izleme fikri atıldı. İsteyen uyur, isteyen izler, oda servisi emrimize amade olur diye... Kalabalık bir grubun rahat edeceği bir ortam arayışına girdik ve aklımıza Nişantaşı'ndaki Sofa Otel geldi. Bir tanıdığımız bir süre bu otelde yaşamıştı ve biz de epey onunla takılmıştık. Salon-salomanje, neredeyse bir daire büyüklüğünde bir oda tuttuk. Her şey harikaydı... CNBC-e vardı...
* Kırmızı halıdan itibaren ekrana kilitlendik. 'Uyuyalım, saat kuralım' fikri işlemedi. Törede uykusuz, uykusuzluktan dolayı hassas ve hafif gergin olacağımız belliydi. Yayında sesin gitmesi, arada duyulmaması, NTV'deki kimi cahil yorumlar ufaktan ufağa sinirlerimizi bozdu...
* Cengiz Abazoğlu ve Nurgül Yeşilçay feciydi. Ama gecenin felaketi önce NTV'nin sunucusuydu; Gus Van Sant'in 'En İyi Yönetmen' ödülünü aldığını iddia etti önce 'Good Will Hunting'le, kendisine itiraz eden Tuğrul Eryılmaz'a da karşı çıktı. Sonra uyarıldı tabii ki rejiden... O yukarıdan bakan üslubunun altında cehalet olmasa hoşgörülebilirdi. Üzgünüm Leyla.
* Oscar yayınının asıl felaketi ise Cem Yılmaz'dı. Adaylardan bir tanesini izlemiş. 'Hollywood'daki arkadaşlarımızdan duyduğum kadarıyla' gibi absürd cümleler kurdu, cümlenin absürdlüğü anlaşılınca da 'Ya Emrah'tan duydum işte' diye kendini iyice rezil etti; afişçi çocuktan bahsediyormuş meğerse... Filmler hakkında bilgisi yoktu. Rezildi, rezil olduğuyla kaldı. Hadi çağıran bilmiyor, o neden gider ki? Komiklik de yapamadı. Oscar yayını, tıpkı seçim yayını gibi konunun uzmanlarıyla yürümesi gereken bir şey değil midir?
* Reklamlar nefret ve küfür hedefimizdi. Gecenin sponsoru Türk Hava Yolları'nın 'Feel like a star' şarkısının tekrarından midemiz bulandı desem yeridir. Kanal yöneticilerinin sponsora 'Bu kadar reklamı arka arkaya yayınlarsak ters teper, tepki toplar' diye ikna etmesi gerekirdi. THY'ye negatif reklam oldu CNBC-e'nin jingle ısrarı.
* Böyle yayıncılığa yuh olsun! Törenin en etkileyici kısmında, ölenlerin ardından gösterilen klip esnasında yayın gitti. Ne Sydney Pollack, ne Heath Ledger, ne Anthony Minghella'nın anıldığını göremedik. Onun yerine ekranda üç adama mahkum etti NTV bizi. Bir de 'Bizim suçumuz değil' dedi... O yayını sen yayınlıyorsan, tabii ki senin suçun...
* Tören genel olarak sıkıcıydı. Krize göndermeler yapılarak 'in house' çözümler üretilmeye çalışıldı. Hugh Jackman'ın açılış gösterisi ve müzikal şovu ise mükemmeldi. Senaryo adaylarının takdimi kusursuzdu, yaratıcıydı. Ama onun dışında kimi konuşmalar çok uzadı, kimi tanıtımlar üst üste geldi... Belki uykusuz olan bizler için öyleydi.
* Sonuçlar aşağı yukarı belli olduğu için herkesin kafasında yayının sonu 'görev' icabı beklendi. Zaten birkaç ödülden sonra 'Slumdog Millionaire'in zaferi belliydi. Buna inanmayan tek kişi NTV'deki sinema eleştirmeniydi. Bu çocuk hakikaten bilgisiz mi, olan biteni okuyamıyor mu yoksa sadece aykırı olmak için mi bu yorumları yapıyor - her seferinde bunu düşünüyorum. Zaten kötü bir sinema eleştirmenidir, ama daha da kötüsü inatçı. Ödülün sonuna kadar ısrarla 'Benjamin Button' dedi.
* Gecenin iki sürpriz ödülü vardı: 'Milk'te Sean Penn ve yabancı film dalında 'Departures.' Halbuki Mickey Rourke ve 'Waltz with Bashir'e kesin gözüyle bakılıyordu. Akademi, ilk tercihiyle Rourke'un aday gösterilerek yeteri kadar onurlandırıldığını düşünmüş olmalı. İkincisinde de politik iklimden uzak olmaya mı çalışıldı acaba?
* Gecenin konuşması kesinlikle 'Milk' senaryosuyla ödül alan Dustin Lance Black'indi. Açık bir gay aktivist olan Black, çocukken Harvey Milk sayesinde Mormon kilisesinde kendisi gibi olabileceğini, yargılanmadan yaşayabileceğini, ailesine kendisini kabul ettirebileceğini düşündüğünü söyledi. Konuşurken elleri titriyordu. 'Bir gün evlenme hakkını elde edebileceğimi hayal ederdim' gibisinden bir şey dedi ve 'Yakında yasal haklarınıza kavuşacaksınız' diye devam etti. Bu söylemi Sean Penn de kendi ödül konuşmasında tutturdu.
* Kate Winslet'ın ödülü bankoydu. Ama sahneye giderken Angelina Jolie'nin elini sıkması, diğer bütün adayları 'Goddesses' olarak onurlandırması, Meryl Streep'le aynı dalda aday gösterilmekten dolayı gurur duyduğunu söylemesi şık jestlerdi. Sean Penn de aynı jesti Mickey Rourke'a gösterdi.
* Melis Alphan umarım itiraz etme ama bence gecenin kıyafeti kırmızı halıda giydiği Armani couture'le Anne Hathaway'indi... Hathaway o kadar onurlandırıldı ki zaten, insana 'nereden nereye' dedirtti. Amy Adams ve Zac Efron gibi genç oyunculara Akademi'nin çaktığı destek de gözden kaçmadı.
* En İyi Erkek ve En İyi Kadın oyuncu takdimlerinde sahneye geçmişte ödülü kazanan beşer efsane oyuncunun çıkması göz kamaştırıcıydı. Her bir ödül sahibi, bir başka ödül sahibini onurlandırdı. Robert De Niro'nun 'arkadaşım' dediği Sean Penn'e yönelik konuşması kesinlikle klasikti...
* Gelelim gecenin sekiz ödülle galibine: 'Slumdog Millionaire' harika bir film değil. Çok basit bir fikrin çok iyi işlenmiş hali sadece. Ama sinema da bizi biraz alıp uzaklara götürmek, kafamızı dağıtmak, hayal dünyasında yolculuğa çıkarmak, eğlendirmek, bir tecrübe yaşatmak amacı taşımaz mı? Yetkin olmayan ellerde korkunç bir sonuç verebilirdi bu film. Politik olarak eleştirenler de var; Batılılar'ın suçluluk duygusunu aklama çabası diye... Ama her şey bir yana, mükemmel bir film olmasa da 'güzel' film 'Slumdog Millionaire.' Bir kere sinema diliyle yenilikçi, belli bir yüzdesi Hindi dilinde geçiyor, içinde hiç star yok, Bollywood trükleri kullanışmış. 'Ben Oscar'a aday olmak için çekildim' diyen 'Benjamin Button'ın tam tersi... Bana kalırsa gecenin galibi de film değil, bu öyküden 'yeni bir dil' yaratan yönetmen Danny Boyle. Gerçek sürpriz 'Milk' olurdu...
* Rivayete göre kriz Vanity Fair partisini vurmuş. Bu sene çok daha 'samimi' ve küçük bir grupla yapılacakmış. Resimleri önümüzdeki aylarda dergide görürüz illaki... Bizim kavruk alternatif Sofa Otel partimiz ise mükemmel geçti.