AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-05-21
Dünkü Sabah'ın birinci sayfası gösterdi ki bu gazete kendi kendisini kullandırtmaya devam edecek. Avrasya TV'nin sahibi Mustafa Özbek'in bir dinleme şebekesi kurduğunu haber yapmış Sabah. Hepimizi dinleyenin Özbek olduğuna inanmamızı bekliyor Sabah.
Daha evvel de Yeni Şafak, Tuncay Özkan'ın saksıya dinleme cihazı yerleştirerek bir balıkçıyı dinlediğini haber yapmıştı. Bunun Doğan Grubu'nda çok büyük rahatsızlığa sebep olduğunu, grupla arasının bozulduğunu da yazmışlardı hatta. Ancak şöyle bir problem var bu haberde: Doğan Grubu'nda bu saksı dinlemesinden haberi olan yok! Dahası, Özkan'ın Doğan Grubu'ndan ayrılması da arası bozularak olmadı. Bu gerçeği de ya bilmiyorlar, ya da kasıtlı olarak çarpıtıyorlar.
Aslında bu iki haberde de verilmek istenen mesaj çok açık: 'Kimse telefon dinlemiyor, sadece Ergenekoncular dinliyor.'
Herkesi bu kadar saf zannediyor olabilirler mi?
Bakın son zamanlarda artık sistematik hale gelen dinlemelere:
l 28 Şubat'ın yıldönümünde İsmail Hakkı Karadayı'nın telefon kaydı sızdırılıyor.
l Doğan Grubu'na aklın almadığı bir vergi cezası kesiliyor, Soner Gedik'in konuşmaları sızdırılıyor.
l Hurşit Tolon hastaneye sevk ediliyor, GATA'da yatan Şener Eruygur'un eşinin ses kaydı ortaya çıkıyor.
l Kuzey Irak'tan askerimizin dönmesi tartışılıyor, bir generalin konuşma kayıtları gündeme düşüyor.
Her duruma, her şarta uygun bir konuşma kaseti özenle saklanıyor ve uygun ortam hazırlandığında sızdırılıyor. Ya gündemi belirlemek ya gündemi değiştirmek ya da gündemi desteklemek için.
Birileri 'Daha ne bombalar patlayacak' diye konuşuyor ya, atıp tutmuyorlar. Bilerek konuşuyorlar demek ki. Üstelik, şu birkaç örnek yeni bombaların ses kayıtlı olacağını da gösteriyor.
İyi bir arşiv çalışması yapılmış, konuşmalar klasörlere ayrılmış demek ki. Habere göre servis edilecek.
Bunun bir 'şebeke' işi olduğu ortada. Ancak bu telefon kayıtlarını dinleyenler ve sızdıranların Ergenekoncu olup olmadığı konusunda emin değilim. 'Ergenekoncu' dedikleriniz içeride bir kere! Ama onlar içerideyken bol bol telefon dinleniyor ve sızdırılıyor, herhalde bunu Silivri'den örgütlemiyorlar.
Daha da önemlisi, yandaş basında kimi köşe yazarlarının hedef göstermesinden sonra böylesi bir servis yapılıyor.
13 Ocak tarihinde Akşam'da yayımlanan '11. Dalga Fiskosu' başlıklı habere bakalım. Süleyman Arıoğlu 'Bugüne kadar kehanetlerinin çoğu gerçekleşen bazı yayın organları bir sonraki adımın da 'medyadaki Ergenekonculara' ve bazı siyasetçilere yönelik olacağını söylüyor' diye yazmış, 'Tartışmaların etrafında döndüğü isim ve adresler ise bir şekilde 28 Şubat ile bağlantılı. Hürriyet Gazetesi ve Aydın Doğan açık açık telaffuz ediliyor.'
Mehmet Emin Karamehmet'in konuşmalarının tetikçi yayın organlarına sızdırılması bu haberden sonrasına denk geliyor.
17 Şubat'ta da Fehmi Koru şöyle yazmış:
'Acaba Ergenekon soruşturması önümüzdeki günlerde medya gruplarına doğru yön mü değiştirecek? Önce birine, sonra daha büyüğüne?'
Doğan Grubu'na verilen vergi cezası da hemen bu yazıdan sonra. Bu işte de bir kaset sızdırma olayı olduğunu hatırlatmak isterim.
Bütün bunların tesadüf olmadığı da ortada. Artık kesin olarak kanıtlandı ki bu bir şebeke işi. Ve son zamanların bütün manşetleri, bütün gündem maddeleri önceden tasarlanmış ve o kurgu etrafında ilerliyor.
Bu gerçeği, tasarımın mimarları bizzat ele verdi.
Amsterdam uçağında bir arkadaşım vardı
LOS Angeles'ın en güzel otellerinden Chateau Marmont'un bahçesinde bir öğlen yemeği için buluşmuştuk Mert İçgören'le. 2006 yılıydı. Sadece hobi olarak yaptığı rap albümü İstanbul'da gizliden gizliye yayılmış ama hakkında kimse bir şey bilmiyordu. Los Angeles'ta yaşadığını öğremiştim, büyük keyifle önce internette yayılan şarkılarını dinliyordum ve onu çok merak ediyordum. Bu yüzden tanışmak istemiştim.
Albümünde çizdiği karakterden bambaşka biri çıkmıştı karşıma. Reklam işinde çalışıyordu orada, ayrıca Türkiye'ye yönelik ama Türkiye'nin çok ilerisinde film ve dizi projeleri vardı.
Çok sonradan, bir sit-com'da benim 'Oray Eğin' rolünü oynamamı bile teklif etmişti. Tabii ki kabul etmemiştim ama bu fikre çok gülmüştüm.
Bir süre sonra İstanbul'da karşılaştık ve artık buraya yerleştiğini söyledi. Görüşürüz diye geçiştirdik, bir türlü görüşemedik. Çok sevdiği LA'den taşınmasına şaşırmıştım ama burada iyi şeyler üretirse bunun bizim zenginliğimiz olacağını düşünüp sevindim.
THY'nin Amsterdam'a çakılan uçağındaki yolcuların listesini okuduğumda onun adını görüp dehşete düştüm. İsim benzerliği olabilir miydi?
Facebook'taki sayfasında arkadaşları merak edenlere gelişmeleri bildirmiş, babasıyla onun uçakta olduğunu ama durumlarının iyi olduğunu yazmışlardı.
'Neyse' deyip, geçtim.
Ertesi gün gazeteyi görene kadar. Business Class'ta oturan babası Bülent İçgören hayatını kaybetmiş, Mert ağır yaralı olarak kurtulmuş. Hala Amsterdam'da, o yüzden babasının cenazesine de gelemedi.
Nasıl dehşete düştüğümü anlatmama gerek yok. Büyük bir trajedi olduğu üzerine uzun uzun bir şeyler söylemeyeceğim, olayın kendisi yeteri kadar açıklayıcı zaten.
Buradan sadece arkadaşıma geçmiş olsun ve 'Başın sağolsun' demek istiyorum.