AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-05-21
Doğan Grubu'nun bazı elemanları yanlış bir okuma yapıyorlar. Fehmi Koru'nun patronları Aydın Doğan'la temasını haddinden fazla abartıp, yanlış yorumluyorlar. Bu yanlış yorumlar, onları çeşitli pozisyon alma çabalarına sürüklüyor. Adeta kendi geleceklerini hazırlamak için Koru'ya yandaş bir çizgi tutturmaya çalışıyorlar.
Oysa dışarıdan bile görülebilecek çok basit bir tavrı var Aydın Doğan'ın: Bütün İslamcı basın onu düşmanlaştırmaya, ötekileştirmeye çalışıyor, hakkında türlü komplo teorileri üretiyor, o da bu çabalara karşı 'şeffaflık' politikası uygulamak istiyor.
Mesela Rodos'ta Doğan Grubu üst düzeyinin bir tür 'Illuminati' toplantısı yapıp örgüt kararları aldığına dair bir şehir efsanesi atıyor Fehmi Koru. Onu Rodos'a davet ediyor, gösteriyor ki bu basit bir bayram gezisi.
Bir tür PR çalışması da denebilir; medyanın en büyük patronu kendini tanıtmak istiyor belli ki. Bu da anlaşılabilir bir durum.
Çok az mesafeyle bunu görmek mümkün, peki Doğan Grubu içindeki kimi isimler bunu neden görmüyor? Ayrıntıya hakim değiller de ondan. Bilmiyorlar, tek açıklaması bu. Ne dengeleri, ne onun girişimini.
Hadi yerini korumak isteyen birkaç hevesli olsa anlarım, ama dün CNN Türk'te Ayşenur Arslan'ı izleyince gözlerime inanamadım.
Sol gelenekten gelen, yıllarca haber merkezi yönetmiş, duayen olarak anılan bir gazeteci almış karşısına kolonya kokulu Fehmi Koru'yu ağırlıyor. Ağırlamak sert bir ifade olabilir, ama dünkü programı izah edecek başka bir kelime yok.
Sadece kolonya kokulu Fehmi Koru'nun hoşuna gidecek sorular, gevrek gevrek gülmesine fırsat tanıyacak bir ortam yaratılmış... 'İki imzayla yazmak zor mu' ya da 'Yeni hükümeti nasıl buldunuz' gibi sade suya tirit sorular.
Şaşkınlığım Doğan Grubu'yla ilgili düşüncelerini Doğan Grubu'nun haber kanalında aktardığı anda daha da arttı... Yine aynı terane, yine Aydın Doğan'la yönetim kadrosunun uyuşmadığına dair ayağı yere basmayan teorisi. Bu sefer de CNN Türk'ten yine 'Beni alın' mesajı.
Bu durumun şık olmaması bir yana, bende ekran yüzlerinin gazeteciliğiyle ilgili derin kuşkular oluşmasına neden oldu.
Herkesten beklerdim de, böyle bir aklamayı Ayşenur Arslan'dan beklemezdim. Ki kendisi medya programı yapıyor, medyaya eleştirel yaklaşmak için yola çıktı, yılllarca medya eleştirileri yazdı ve gazeteleri satır satır okur...
Peki neden sormaz, neden sıkıştırmaz Fehmi'yi? Bir korku, bir çekinme mi var?
Neden sormaz Fehmi Koru'ya kaçak yalısını? Anıtlar Kurulu'nda bu yalıyla ilgili soruşturma açılıp açılmadığını? Neden eski Beykoz Belediye Başkanı'nın köşede övülmesi sorgulanmıyor; bu yıkama-yağlama çalışmasının yalıyla ilgili olup olmadığı?
Balçiçek Pamir bile bunların bir kısmını sormuşken Ayşenur Arslan'ın ürkek tavrı bende bir hayal kırıklığı yarattı.
Yüzlerce gazeteciyi yetiştirdi Arslan, yoksa haber merkezleri böyle ürkek, soru soramayanlar tarafından dolduruldu, yıllarca bu şekilde haber mi yapıldı? Bu gibi sorular beni kaygılandırdı.
Üstelik bu örnekte korkulası bir durum da yok ortada. Ona rağmen bu çekingenliği anlamlandırmakta zorlanıyorum...
Bir mesele daha var...
Ekran yüzlerinin artık Türkiye'deki değişimleri iyi izlemesi gerekiyor, fakat maalesef -artık kameranın büyüsünden midir nedir- müthiş bir geriye sayım göze çarpıyor. Kendilerini hiç geliştirmedikleri gibi gazetecilikleri de ekranda kaldıkça geriliyor.
Türk televizyonlarında birtakım konuşan kafaların derin düşüncelerini anlattığı dönem geride kaldı. İzleyicinin ahkama, içi boş konuşmalara karnı tok. Bu formül tutmuyor. Ya gazetecilik yapılacak, ya da ahkamcılar teker teker dökülecek.
Seçim sonrası izlenme oranları da bunu göstermedi mi: Boş laf edenler, aynı şeyleri tekrar edenler izlenmedi. Haber kazandı...
Medyayı inceleyen programlardan da habercilik yapmasını beklemek izleyici olarak hakkımız değil mi?
Neden kolonya kokulu?
Bazı işadamları merak ediyormuş, kimi okurlardan da geliyor, neden Fehmi Koru'dan bahsederken 'kolonya kokulu' dediğime dair. Hatta kimileri daha da ileriye giderek İslamcı Koru'nun içinde alkol olduğu için asla kolonya kullanmayacağını, bu tabiri 'gülsuyu kokulu Fehmi'ye dönüştürmemi bile öneriyor.
İşin aslı Fehmi Koru'nun ailesinde gizli.
Koru'nun babası İzmir'de kolonya işi yapardı... Küçük Fehmi'nin de çocukluğu hep kolonya kokuları içinde geçmişti.
105 bin TL imaja yetmiyor
Ayşenur Arslan'la Fehmi Koru, Yeni Şafak binasında konuşuyorlar. Fehmi Koru'nun üzerinde zevksiz bir takım elbise var. Birinin ona siyah dışında takım giymemesi gerektiğini öğretmesi gerek; hatta bir imaj danışmanı tutsun, parası var ne de olsa... O vücut yapısında insan açık renk takımı taşıyamaz. (Melis Alphan bu konuyu Milliyet'te irdeler herhalde.)
Ama para olsa da, takımlar alınsa da, kültür beraberinde gelmiyor işte.
Koru oturduğunda pantolonu yukarı kaymış, çorabıyla paçası arasından bacağının bir bölümü görünüyordu. İnsan çorabına, pantolon paçasının boyuna dikkat etmez mi? Televizyon aynı zamanda bir estetik merkezidir, böylesi taşra estetiğini ekran kaldırmaz.
İyi ki bugüne kadar Koru'yu ekranda hep masanın arkasından görmüşüz.
House Cafe'lere yazık oluyor
Geçenlerde bir akşam, sinema öncesi Teşvikiye'deki ilk House Cafe'ye gittik. Bir zamanlar her günümüz orada geçerdi, küçük bir apartman dairesinden bozma, bizbize olunabilecek bir ortamdı. Orada buluşulur, orada konuşulurdu.
Sonra zincirleşti House Cafe, büyüdüler, başka şubeler açıldı, dışarıdan ortak alındı, sahipleri çok para kazandı. Doğal olarak da bir soğuma oluştu. Adını McHouse olarak değiştirseler yeridir.
Bu süreç House Cafe'lere gidişlerimizi de azalttı doğal olarak.
Epey bir zaman sonra yeniden gittik. En iyi mutfağın Teşvikiye şubesinde olduğunu düşünerek.
Yemeğimiz geldi. İkimizinki de yenecek gibi değildi. Yarım bıraktık. Hem müdüre hem de patrona şikayetlerimizi ilettik. Sağolsun değiştirmeyi önerdiler, her şekilde yardımcı olmaya çalıştılar. Hesap da almadılar.
Ben yine de masaya hesap kadar bahşiş bıraktım. Bıraktım ki yazabileyim. Çünkü ancak yazarsam onlara dostluk yapmış olurum.
House Cafe'ler iyi yolda ilerlemiyor. Birkaç sene içinde de patlayacak ellerinde, görecekler. Asmalımescit'te her akşam her yer tıklım tıklım, House Cafe'de ise yer bulunuyor. Bu bile bir gösterge değil mi?
Hızlı büyüme bu markaya iyi gelmedi. Eski müdavimler dağıldı. Çünkü ruh gitti. Duyduğum şikayetler çoğalıyor. Üstelik her şubede bizimle olduğu gibi patron-müdür de ilgilenmiyor; şımarık kızlar müşterilere kötü davranıyor, bir şımarıklık, kendini beğenmiş göze çarpıyor. Pek çok tanıdığım mutfaktan da şikayetçi. Çok şey duyuyorum, şehirde çok konuşuluyor. Fısıltı gazetesini tekzip etmek mümkün değildir.
Oysa sahipleri bu konularda çok titizdir... Neden böyle oldu, nasıl bu hale geldiler, bunu düşünmeleri gerekiyor.
1 Mayıs'ta Teşvikiye'deki House Cafe'lerden ikincisinin tabelasındaki 'The' düşmüş gösteriler yüzünden. O gün bugündür 'the'sız.
Maalesef zaman içinde House Cafe'ler başında 'the'dan daha fazlasını kaybetti.