AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-05-21

kategori2

Siyaset ve eleştiri

Muhalefet iktidarı eleştiriyor. İktidar, muhalefetin eleştiri olarak ileri sürdüğü noktaların hiçbirini kabul etmiyor. (Arada bir 'olabilir' diyorsa da, kendi haklılığı için o kadar gerekçe veriyor ki, ona karşı yürütülen eleştirinin kendisine hiç dokunmadığını görüyorsunuz.) İktidar muhalefeti eleştiriyor. Muhalefetin hiç üstüne aldığı yok söylenenleri. Eleştiri okları havaya gidiyor. Siyasette eleştiri çoğunlukla seçmenlere gösteriş olsun diye yapılıyor. Oldukça ilginç ve düşündürücü bir durum: 'Bak, sevgili seçmenimiz biz ne güzel eleştiriyoruz. Sizin sıkıntılarınızı karşı tarafa aktarıyoruz' havasıyla yapılan eleştirilerde iki taraf da birbirini dinlemiyor. İki tarafın da eleştirileri karşı tarafa değmiyor. Böylece, karşı tarafa değmeyen eleştiri, eleştiri olarak değerini yitiriyor. Siyasetin değerini düşürüyor.
Siyasette eleştiri nasıl çalışmalı? Bizim ülkemizde siyaset alanında eleştirinin işleyişi nasıldır? Neden yapılır eleştiri? Yapılır da bir amaca ulaşılır mı?
Öfke dolu yüksek perdeden kızgınlık ifadeleri ile dile getirilen görüşler eleştiri değildir. Öfke patlamalarının, kızgınlıkla seçmenin önünde karşı tarafa ağzına geleni söyleyerek efelenme tavırlarının da eleştiriyle ilgisi yoktur. Unutmayalım: Söyleme biçimimiz söylediklerimizin içeriğine dahildir. Öfke, bu yüzden bir eleştiri üslubu olamaz. Kalabalıklara heyecan vermek, onları hipnotize etmek eleştiri değildir. Yüksek sesle, zaman zaman alaycı, karşı tarafın zaaf olarak gördüğünüz yanlarını öne çıkararak, küçük görücü, aşağılayıcı konuşmaların eleştiriyle ne ilgisi olabilir? 'Ben böyle konuşurum' diyerek kendinizi haklı çıkaramazsınız. Siz siyasetçisiniz. Bu ülkenin insanının edebinden de sorumlusunuz. Sözleriniz, mahalle kavgalarının düzeyinde kalırsa, doğru da söylemiş olsanız, edepsiz birisi olduğunuz için bu ülkenin kültürünü, maneviyatını inciten zararlı bir insan olarak kalırsınız hep.
Önce edep. Niçin? Önce ahlak olduğu için. 'Ağzı bozuktur, öfkelidir, düzeysiz biridir ama ahlaklıdır, adildir, yalan söylemez' dediğinizde, 'dört köşeli üçgen' demiş gibi olursunuz. Edepsizden ahlaklı olmaz. Edep ahlaka dahildir. Kaba, saldırgan, inceliklerden yoksun birinin, aklını soğukkanlılıkla kullanamadığı için, söylediklerini eleştiri sayamayız. Çünkü, eleştiri akılla yapılır. Eleştiri tribünlere oynanan bir oyun değildir. Eleştiri bir meydan okuma, bir kavga da değildir. Seçmen siyasetçiyi, siyasetçi seçmeni etkilemelidir. Seçmen tarafından sürekli olarak dolduruluşa getirilen, pohpohlanan,  bir siyasetçi, kendi kendini eleştirme gücünden yoksun kalır.
Siyasetimizde eleştiri hemen hemen hiç yoktur, çünkü öz eleştiri yoktur. Kendini, liderini, kendi partilisini, kendi yandaşını eleştirmekten aciz biri nasıl olur da bir başka görüşteki bir siyasetçiyi eleştirebilir?
Eleştiri akılla, soğukkanlılıkla yapılır. Siyasetin de bu tavırla yürütülmesi özellikle ülkemiz açısından çok önemlidir. Bizi, eleştiri düzeyinde olmasa da, suçlayıcı biçimde yargılayanlara karşı tavrımız da çoğu zaman bellidir: Biz de onları suçlarız. Siyaset böylece karşılıklı suçlamalarla sürer gider. Karşı tarafın suçlamalarında haklı oldukları noktalar varsa bunu kabul etmekle eleştiri adabının içine gireriz. Eleştirilebilmeyi bilmek, sağlıklı eleştirinin bir gereğidir. Size yapılan eleştirilerden öğrenemiyorsanız, başkasına yönelttiğiniz eleştiriler büyük olasılıkla yapıcı olamaz.
Bazı partiler akademi kuracaklarmış. Platon'un akademisi, Stoa okulu örneğin, edeb erkan okullarıydı. Oralarda öncelikle sağlıklı eleştiri yapmak ve eleştiri alma terbiyesi verilirdi. Platon, siyasetçinin bilge insan olmasını isterdi. Cesur, ölçülü ve adil. Çağımızın bilge insanı, başkalarını dinlemeye, onlardan öğrenmeye hazır biri olmalı. Ülkemiz siyasetçisinin de öyle olmasını gönül istiyor. Oysa hem başka ülkelerde hem de ülkemizde siyasetçi tipi bilgelikten oldukça uzak görünüyor. İktidar tutkusu zaman zaman onlara ahlakı ve vatan sevgisini unutturuyor. Akademi, Batı kültürünün kökenlerindeki anlamıyla bilgelik eğitimi yapılan bir yer ise, siyasetçinin bilgili, ahlak duygusuna sahip, kendi kültürel değerlerine sahip çıkan, evrensel açıdan başka kültürlerdeki insanı insan kılan görüşleri de benimsemiş, kendi eksik ve özürlerinin farkında biri olması gerekir.
Siyaset genel görünüşüyle, halkın refahına yönelmiş görünüyor. Nedir refah? Ekonomi midir yalnızca? Gönül ferahlığı halkın refahına dahil değil midir yoksa? İç dünyaları daralmış insanları refahı mı olur? Nasıl daralmaz insanların içleri? Eleştiriyi, eleştirilmeyi başarabildiklerinde.
Siyasetçi bu konularda halkın öğretmeni olmalıdır. Olamıyorsa, kültür derinliğimizdeki bilge insanlardan öğrenebilme erdemini gösterebilmelidir.