AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-05-21
Hasan Cemal'in Kuzey Irak'ta yaptığı röportajların birinde PKK lideri Murat Karayılan ölen şehitlerimizle ilgili kendilerinin de üzüntü duyduğunu söyledi. Çok geçmedi, PKK'nın silahlı kanadı HPG dün bir açıklama yaptı ve son zamanlarda artan saldırılarla ilgileri olmadığını belirtti. 1 Haziran'a kadar ateşkes ilan ettiklerini, Şirvan ve Şemdinli'deki olaylardan dolayı sorumluluk kabul etmediklerini belirttiler.
İlginç bir zamanla, tuhaf bir açıklama.
Bir kere terör örgütünün samimiyetine ne kadar güvenilebilir? Bugün böyle derler, yarın öbür gün başka bir şey söylerler. Onlardan tutarlılık ve inandırıcılık beklemek saflığa varan bir iyimserlik olabilir.
Ancak bütün bunları göz önünde bulundurmakla beraber, HPG'nin açıklamasında üzerinde durulması gereken bir ayrıntı var.
9 Mayıs'ta Şemdinli'de koruculara ateş açılmasından dolayı Özel Harekat Timleri'ni suçladı.
Bir yandan devlet katında, hatta askerlerde bile Kürt sorununun çözümü konusunda bir uzlaşma arayışı göze çarpıyor. PKK da sivil çözümden yana, hoşgörülü ve barışçıl mesajlar vermeye çalışır gibi görünüyor.
Ama tam da böyle bir ortamda Emniyet'in suçlanması... Doğrusu üzerinde durulması gerekiyor.
Acaba provokasyon mu?
Yoksa başka bir şey mi?
***
Ergenekon 'kazıları' kapsamında bulunan silah ve mühimmatla ilgili olarak Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ basın toplantısında bir açıklama yaptı. Bütün medya silahla mühimmat arasındaki farkı bu basın toplantısında öğrendi, hangi silahın nasıl kullanıldığı da.
En merak edilen sorulardan biri de bu silah ve mühimmatın askere ait olup olmadığıydı.
Başbuğ, açıklamasında askerde kayıp silah-mühimmat olmadığını belirtti. Zaten ellerindeki malzeme teker teker etikeleniyormuş.
İlginç bir bilgi, bu gibi silah ve mühimmatın Emniyet'te de olabileceğini söylemesiydi. 'Topraktan çıkan silahlar Emniyet'e aittir' demedi ama bu silah ve mühimmattan Emniyet'te de olduğunu söyledi.
Ertesi gün Emniyet'ten bir açıklama geldi:
'Son günlerde basında mühimmat konusunda bazı haberler yer almaktadır. Bu bağlamda Emniyet'in kayıtlarında herhangi bir eksik mühimmat bulunmamaktadır.'
Dikkat edilirse Emniyet sadece 'mühimmat' konusunda açıklama yapıyor.
Silahlar konusuna hiç mi hiç değinmiyor. Yakın tarihte kaybolan silah var mı, hala bilmiyoruz.
***
İçişleri Bakanlığı iki gelişmeyle ilgili henüz bir açıklama yapmadı...
Birinci soru: Korucuların ölümüyle sonuçlanan Şemdinli'deki olayda Özel Harekat Timleri'nin bir dahli var mı?
İkinci soru: Kayıp silahlarla ilgili durum nedir?
Böylesi bir dönemde Emniyet'in koşulsuz şeffaflığa başvurması çok önemli bir ihtiyaç kuşkusuz.
Dükkan hedefsiz mi büyüyor?
Armutlu'da küçük bir kasap derken bir et lokantasına, oradan Nişantaşı'na, sonra Bebek'e, şimdi Alaçatı'ya doğru açılan ve büyüme hızına yetişilemeyen Dükkan'la ilgili şikayetler giderek artıyor.
Pek çok et sever, bu hızlı büyümeyle beraber et kalitesinin bozulduğu görüşünde. İlk günlerde, kasapta sıkışarak da olsa yenen etlerin lezzetinin mazide hoş bir anı olduğunu söyleyenlerin sayısı epey artıyor.
Bir, bir buçuk ay önce gitmiştim en son Dükkan'a ve yediğim 'flank steak'te herhangi bir kusur bulamamıştım. Sadece eti daha iyi kessin diye garsondan istediğim Laguiole bıçağa karşılık 'Onlar Emre Bey'in arkadaşlarına özel' yanıtı almıştım.
Hem yemekler hem de servisteki aksaklıklar yüzünden konsept olarak Dükkan'ı taklit eden Günaydın'a gidenlerin sayısının arttığını da gözlemliyorum.
Dükkan'ın sahibi Emre Mermer tanıdığımdır ve onun da işine titizlendiğini bilirim. House Cafe'lerin yanlış yolundan ilerlememesi, parayı lezzete tercih etmemesini isterim.
TÜKETİCİ KÖŞESİ
Turksat'ın ayıbı
Günümün büyük bölümü evde geçiyor, doğal olarak İnternet de hayata beni bağlayan önemli bir aracı. Bir süredir olur olmadık zamanlarda bağlantı kesiliveriyor. 80'li yıllarda çocuk olanların iyi hatırladığı telefon kesintileri gibi, gidiyor saatlerce gelmiyor. Kablo TV üzerinden İnternet bağlantım var ve her seferinde Turksat'ı arayıp şikayetimi iletiyorum.
Tüketicinin hak ve ihtiyacını gözetmediği için terbiyesizce diye nitelediğim yanıtlardan biri 'Birkaç saat sonra geri gelecek.' İnternet'in hızla eşanlamlı olduğu bir zaman 'birkaç saat' ne demek oluyor?
Ya da 'Bölgenizde yükseltme (upgrade) çalışması yapılıyor, bu aralar sorun yaşabilirsiniz' bile dediklerine şahidim. Bu iş giderek bir sinir harbine dönüşüyor. Ne bitmek bilmez bir 'upgrade' bu bilseniz, aylardır sürüyor.
Turksat, her ay düzenli olarak fatura tahsil etmesini, aksayan faturalarda anında İnternet'i kesmesini biliyor. Ama vermediği hizmetin bedelini faturaya indirim olarak yansıtmıyor mesela; ki bu en hafif özür olabilirdi.
Türkiye'de insanın kendi kendine kurduğu sistemler her seferinde işinde yetkin olmayan bazı beceriksizliklerin elinde yerle bir oluyor: Günümüzün teknolojik imkanlarına uygun olarak evde çalışmayı benimsiyorsunuz, sonra bir beceriksiz İnternet şirketini düzgün yönetemediği için düzeniniz aksıyor.
Benim halim de bu: Üç aydır yavaş yavaş kendini gösteren sıkıntılar son birkaç haftadır çalışmamı ciddi şekilde aksatır hale geldi... Şimdi öfke doluyum.
İşin en acı tarafı da bütün bu isyanı yansıtacağınız, onlara yaptırım uygulayacak bir mecra olmaması. Bir denetleme kurulu, bir sivil toplum örgütü baskısı olsa bu kadar kolay hareket etmezlerdi herhalde...
Sıradan tüketici çağrı merkezindeki elemanlara bağırdığıyla kalıyor... Bense tahammülüm kalmadığı için bu meseleyi köşeme taşıdım sonunda.
Turksat, yediği bütün küfürleri sonuna kadar hak ediyor. Üşenmesem, yeni bir İnternet sağlayıcısıyla çalışmanın sorunları gidereceğine inansam değiştireceğim ama ona da halim yok... Ama böyle durumlarda bir can simidim var: Turkcell Connect.