AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-05-21

kategori2

Şairin maskesi, Gucci mayosu

Geçenlerde bir öğlen yemeğinde Figen Batur müjdeledi, 'Murathan Mungan'ın yeni kitabı çıktı' diye, 'Bu sefer düzyazı.'
O gün kalabalık sofrada söylemedim ama aklımdan 'Herhalde artık dergi soruşturmalarına verdiği yanıtları kitaplaştırmıştır' diye geçirdim. Zira sıfırdan bir düzyazı kitabı yazmayacağını iyi biliyorum, yayımlanmış bütün düzyazılar da zaten daha kitaplaşmıştı. Kısaca, elde malzeme yoktu.
Sonra birden ampul yandı! 2002 yılına dönüverdim...
'Eskidendi çok eskiden' şarkısında şairin 'Hani herkes arkadaş, hani oyunlar sürerken' diye tarif ettiği o yıl.
Milliyet yeni atılım çerçevesinde bir Kültür-Sanat eki çıkarmaya başlamış, şöhretinin doruğundaki Murathan Mungan'la da her hafta bir sayfa hazırlaması konusunda anlaşılmıştı.
Ortaya çıkan yazıların ne Murathan Mungan mitos'unu böyle yerle bir edeceğini, ne de şairin kariyerinde kara bir leke olarak kalacağını kimse kestiremezdi tabii ki. Gazete yazılarının böyle bir tarafı var, insanı vezir de eder ama...
Murathan Mungan'ın payına bu yazılar utanılası, saklanılası, arşivin tozlu raflarında bırakılası anı parçacıkları olmalıydı... Zaten yayımlandıktan kısa süre sonra Cihangir çevrelerinde fısır fısır dalgası bile geçilmeye başlanmıştı.
Gerçi hakkını yemeyeyim, Murathan Mungan'ın bizzat kendisi de o dönem bu yazıların bir türlü oturmadığını, olmadığını söylüyordu arkadaşlarına.
Devam etmesinin tek sebebi vardı: Milliyet iyi para veriyordu. Ama paranın karşılığını alamamanın pişmanlığı vardı patronajda.
Kaldı ki Milliyet'te o dönem ne denense tutmuyordu, kısa süre sonra bu ek de kapandı, Murathan'ın yazıları da bitti zaten.
Unutuldu gitti, diye düşünüyordum ki 'Hayat Atölyesi' şimdi kitap olarak geri döndü.
Peki neden bu kadar 'utanç verici' yazılardı Murathan Mungan'ınkiler? Çok basit bir açıklaması var: Bu satırlar Murathan  Mungan'a yakışmıyordu. Yıllar içinde tırnaklarıyla kazıyarak geldiği, büyük bedeller ödeyerek oluşturduğu 'şairin gizemi'ni yerle bir edecek kadar sıradan, yüzeysel ve de hadi bugün artık itiraf edeyim ki fazlasıyla 'sonradan görme'ydi.
Örnekler daha iyi açıklar:
n Gece boyu nereye gittiysem bu tişört konuşuldu. Sırtında ve tek kolunda yer alan siyah zemin üzerine fosforlu rakamlarla yazılmış çeşitli saatlerin ne anlama geldiği soruldu. Barcelona yapımı Custo marka bu tişörtlerden yaz boyu sırtımda çok göreceksiniz, demekle yetindim.
n Antalya'ya gitmeden önce Gucci'den aldığım mayom, büyük geldiği için verdiğim paraya acımakla, verdiğim kiloya sevinmek arasında yaşadığım deniz kenarı ikilemini, 'medium' büyük geliyorsa elbette sevinmek gerekir, diye bir karara bağladım.
n Changa'nın yemeklerinden memnun kaldım. Özellikle kabak çiçeğine sarılmış eritme peynir çok lezzetliydi. Benim gibi vejetaryenler için hoş yemekleri var; tatlılara yetişemedim, çünkü o sırada arka masaların birinde kardeşiyle oturan Ayşe Arman'ın yanına geçmiş laflıyordum.
n Ben bir haftadır hastaydım ve ilk kez sokağa çıkıyordum. İlkin berberim Savaş'a tıraşa gittim. Sonra, Dulcinea'da Yıldırım'la buluştuk. Jülide Kural, masaların birinde gene bir gazeteciyle röportaj yapıyordu. Ne zaman karşılaşsak, biriyle röportajda oluyor. Bir keresinde, Cihangir'imizin gözde mekanı Kahvedan'da arkamdaki masada tam onunla yapılan bir röportaj bitmişti ki, benim masadaki başladı.
İşin ilginç tarafı, 'Hayat Atölyesi' kitabını alanlar bu yazıları, bu üslubu, cımbızla ayıklanacak bu cümleleri ve benzerlerini göremeyecekler. Murathan Mungan, kitaba alırken özenle bu kısımlardan arındırmış kitabı. Küsülen arkadaşlar, kavga edilen ve artık konuşulmayan editörlerden de bahsedilmiyor tabii ki.
Peki bu geçmişi silmek, bu yazıları unutmak, sırf kitaba alındı diye şairin kendi kendini yeniden icat etmesi anlamına mı geliyor? Yoksa kendi kendisini kandırması mı?
Utanç verici ya da değil, Murathan Mungan bu yazıları yazdı. Tarihi yok edemeyiz. Çok da haklı bir gerekçesi vardı, para kazanıyordu. Bugüne kadar yazdığı her satırın altına imzasını atmış olmakla övünen bir kalem için bir dürüstlük beyannamesidir bu. Ama kalkıp da gerekçesinin bu olduğunu dillendirmeden bu yazılara ulvi anlamlar yüklemek, edebi payeler vermek niye?
Kendisi de biliyor bu yazıların ne kadar kötü olduğunu, zaten o yüzden ciddi bir  filtrelemeden geçirdim. Bu oyun niye?
Üstelik hepimiz çok iyi biliyoruz ki 'Hayat Atölyesi'nde Iris Murdoch, Morcheeba ya da Paul Auster'dan bahsetmek aslında yazılmak istenenenlerin, yani Gucci mayonun bir aracısıydı. O sene en büyük hayali olan astsolistlik taklidi yapıyordu.
O yazıları yok saymakla, o yazıları allayıp bullayıp saf ve bakir okurun önüne birer edebiyat parçaları gibi sunma girişimini dürüstlükle bağdaştıramıyorum.
Ama şair zaten hep kendisini temize çekiyor.
Bütün öykülerinde, şiirlerinde, denemelerinde, makalelerinde sürekli herkesten daha iyi, bilgili, kültürlü bir Murathan Mungan portresi çizmiyor mu bize? Hemen hemen 'kusursuz' bir portre bu.
Şimdi de kariyerindeki en büyük 'kusuru' yok etmeye çalışıyor. Beyhude bir çaba bu.
'Hayat Atölyesi' kitabını arşivimde sırf o Gucci mayo türünden yazılar derli toplu bulunsun diye aldım, kitabın yarattığı hayal kırıklığı beni gazete kupürlerini daha iyi saklamaya itti.

Tek cümlelik yanıt
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın 'Zeki Müren Türkiye'nin en büyük erkek sanatçısı, Bülent Ersoy ise en büyük kadın sanatçısı seçilmişti, böyle absürd dönemlerden geçtik' sözüne karşılık 'Ertuğrul Günay'ın Kültür Bakanlığı yaptığı absürd bir dönemden geçtik' cümlesi çok uygun değil mi?