BaÅŸta Milli EÄŸitim, sonra öÄŸretmenler, dershaneler, anneler, babalar hatta özel hocalar 'Çocuk Hakları Yasası'na göre potansiyel mahkum.
Okuldan geldiÄŸinde, 'Anne başın dertte' dedi kızım. 'Artık bana patates diye zorla kereviz yediremeyeceksin. Yoksa seni polise ÅŸikayet ederim.' Daha kapıdan ilk adımda baÅŸladıysa söylenmeye 'Eyvah' derim, 'Yine bir ÅŸeyler tutturacak.' Sonradan anlaşıldı ki 'Çocuk Hakları Bildirgesi'ni anlatmış öÄŸretmenleri. Dünyada, dedesi doÄŸduÄŸunda bile çocuk hakları varmış meÄŸer. Türkiye de ise doÄŸduÄŸu yıl (1994) kabul edilmiÅŸ ama o, bundan habersiz koca 6 yıl yaÅŸamış da niye kimse hanımefendiye söylememiÅŸ.
Bazıları haklarına 6 yaşında sahip çıkmaya baÅŸlarken, dedesi yaşındaki adamın tacizine uÄŸrayan küçük kız; gecekondusunun yıkılmasından korkan babanın boÄŸazına bıçak dayadığı bebek; annesinin elinden tutmuÅŸ yürürken kapağı açık rögardan içeriye kayıveren yavrucak; doÄŸum parası ödenmediÄŸinden hastanede rehin kalan bebecik çocuk haklarını ne zaman öÄŸrenecek? ÖÄŸrendikleri zaman, 'Psikolojileri etkilenmedi ki!' diyecek büyükleri.
***
Yasalar, 'Çocuk üzerindeki eÄŸitim ve söz geçirme yetkisini kötüye kullanan ve çocuÄŸun saÄŸlığının bozulmasına yol açan kiÅŸiler 18 aya kadar hapis cezasına çarptırılır' diyor. Durum böyleyse düz mantık ile hemen hepimiz birer potansiyel mahkumuz demektir. Çocukları 25 ayrı ders müfredatı ile boÄŸan Milli EÄŸitim yetkilileri; bu müfredatı yetiÅŸtirmek için çocukları sıkboÄŸaz eden öÄŸretmenler; bu öÄŸretmenlerin verdikleri ödevleri yetiÅŸtirmeleri için tutulan özel hocalar; Seviye Belirleme Sınavları için gidilen dershane sahipleri; dershane öÄŸretmenleri; o sınava soru hazırlayan eÄŸitmenler; ders çalışsın diye çocuÄŸun en doÄŸal hakkı olan oyun saatlerini kısan biz anne ve babalar da suçluyuz o zaman. Hadi kanunlar iÅŸlese ya. Çocukların ruh saÄŸlıklarının bozulmasına yol açan tüm bu sorumluları 18 ay içeri atsalar ya. Hadi!
***
Bugünün çocuÄŸu olsam, madem arkamda 'Çocuk Hakları Bildirgesi' var, hazır 23 Nisan'ın havasına da girmiÅŸken durumu kullanır, özellikle ÅŸu haklarımı söke söke alırdım;
- Uykumu okul servisinde deÄŸil yatağımda tamamlamak için eve en yakın okula giderdim.
- ÖÄŸretmen eziyetinden daha az nasiplenmek için kalabalık sınıfları tercih ederdim.
- Dört kaşık pırasa yemenin karşılığında, 4 test eksik çözerdim.
- DüÅŸük belli pantolonla ve terliksiz dolaÅŸtığımda sürekli, 'ÇocuÄŸun olmayacak göreceksin!' demekten bıkıp usanmayan annemi ÅŸantaj yapmakla suçlar, polise ÅŸikayet ederdim.
- Her gece süt yerine, çikolata yer, kola içer beslenme hakkıma sahip çıkardım.
- Okul sonrası arkadaÅŸlarımla yaptığım telefon konuÅŸmalarım kısıtlanırsa 'sosyalleÅŸmem engelleniyor' diye baÅŸka aileye geçmekle tehdit ederdim.
- Okullara harçlık makinesi konması için örgüt kurardım. Yok yok, vazgeçtim bunu yapmazdım. Ortam dinlemesine takılıp müdürün yerine geçme planları falan yapmakla suçlanırdım sonra, kimsenin hakla hukukla iÅŸi yokken, çocuk hakkını kim takar?
Ah, bu 'Çocuk Hakları' benim zamanımda olsaydı, ben bilirdim neler yapacağımı.
TENEKE OYUNCAKLARI GÖREMEDİM
Geçen hafta gazeteci aÄŸabeyimiz Yalvaç Ural'ın Koç Müzesi'ndeki 'Teneke Oyuncaklar' sergisine gittim. Bugün ya da yarın çoluk-çocuk giderseniz, sizleri önceden biraz bilgilendirmiÅŸ olayım dedim. GiÅŸenin önü kalabalık, vaktim kısıtlı. Pek kullanmasam da hak edilmiÅŸ 20 yıllık sarı basın kartım da yanımda. Sergiye hemen girip, notlarımı alıp çıkayım istedim. Tiyatroya yetiÅŸemeyeceÄŸim yoksa. Sergi, Müze'nin önünde demirli duran Fenerbahçe Vapuru'nda. Vapurun giriÅŸindeki güvenlik görevlisi, kartımı aldı, evirdi çevirdi 'Bu kartı bir de danışmanın görmesi lazım' dedi. Danışma nerede? 50 metre geride. Kart bir de orada onaylandı. 'Hımmm, evet bu gerçek kart' dedi oturan 3 hanım. Bu kez de ben, girmekten vazgeçtim. Elimdeki sarı basın kartı yerine, gazete tanıtım kartı dahi olsaydı bir meslektaşımın sergisine girme önceliÄŸim olmalıydı. Geçen haftalarda basın kartına ayrıcalık tanınmasından 'sözde' rahatsızlık duyan arkadaÅŸlara müjdem var, dışarıda durum buydu, içeriyi göremedim.
EVİNİZİ YAŞLANMADAN SATIN
76 yaşındaki Ahmet Amca evini satacak. Tapunun 65 yaÅŸ üstündekilerden talep ettiÄŸi saÄŸlık raporunu alması lazım. Ahmet Amca günde 15 hap içiyor. Nefes darlığı var ve dizlerindeki romatizmadan ötürü yürümek ona cehennem azabı. Rapor için hastaneye gidiyor. Noterden sevk getirmesini istiyorlar. Notere gidiyor, 'Biz vermiyoruz, baÅŸka noter araÅŸtırın' cevabını alıyor. Nefes nefese çevredeki noterleri dolaşıyor. Sonunda Kartal 3. Noteri Vekili AyÅŸe Koç'un vicdanı elvermiyor ve 'Gel amca, biz verelim' diyor. MeÄŸer noterler bunun için ücret almıyormuÅŸ. Bu yüzden de görevleri olduÄŸu halde çoÄŸu bu iÅŸlemi yapmaktan kaçınıyormuÅŸ. Yani yaÅŸlılar noterin vicdanına kalmış. Ahmet Amca diyor ki; 'Herkes bir gün yaÅŸlanacak ve iÅŸleri devletin vicdanına kalacak.'