Dün Fatih Terim'e uÄŸradık... Acıbadem Hastanesi'nin ikinci katında tüm ziyaret sistemi ve gerekli konforun eÅŸi Fulya Terim tarafından hazırlanmış olduÄŸu ilk bakışta belli olan süit odasında 'Fatih Terim gibi uzanmıştı' yataÄŸa... Yardımcısı Müfit Erkasap da ilk günden beri nöbette... Bu tanımların ne demek olduÄŸunu, Milli Takımların Patronu'nu ve çevresini bir nebze olsun tanıyanlar bilir...
Hoca başından geçenleri bir bir anlattı... Kim bilir biz kaçıncı kiÅŸiydik onu ziyaret eden. Fark etmez... O ve eÅŸi konuklarının kendilerini özel hissetmesini saÄŸlayacak toplumsal ve bireysel davranışları hiçbir zaman ihmal etmemiÅŸlerdi ki; ÅŸimdi etsinler...
Mevlana, 'Dönende duranı; duranda döneni gör!' dermiÅŸ... Fatih de içinde bulunduÄŸu en negatif durumlardan bile 'pozitif'i çıkarmayı bilir... Rıdvan Dilmen'e yaptığı -kara mizah yüklü- espri gibi... Rahatsızlığıyla bile ona faydalı olduÄŸundan söz etmiÅŸ. Bu akÅŸam Roma'daki Åžampiyonlar Ligi Finali'nin yorumcusu o olacakmış... Kaza (aslında ona göre önemsenecek bir durum yok) geçirince iÅŸ Rıdvan'a kalmışmış...
Aklı, bizi bekleyen iki milli maçtaydı. Morali de bomba gibi yerinde...
Kendisine bir önceki gece katıldığım Sibel Kutman Oral'ın ÅŸarap tadım yemeÄŸinden söz ettim. Gazeteci dostlar vardı Milliyet'ten... Osman Ulagay, Meral Tamer, Emre Oral, Deniz Alphan, ÇaÄŸdaÅŸ Ertuna ve tabii Sedat Ergin... MuhteÅŸem Signium (bkz. AkÅŸam, 26 Ocak 2009) ve Sarafin Åžiraz'ın eÅŸliÄŸinde muhabbet.
Söz döndü dolaÅŸtı iki önemli röportaj konusuna geldi... Biri Mardan Palace'ın sahibi Telman İsmailov, diÄŸeri tabii ki Fatih Terim... ABD'de olsak, -umarız yakında Türkiye'de de yayınlanır- Vanity Fair'in Haziran sayısında iki 'araÅŸtırmacı gazetecilik' örneÄŸi en az üçer, dörder sayfa uzanırdı derginin yapraklarının arasına... İki heyecan verici baÅŸarı öyküsü, insan dramının neredeyse her rengi...
Pekiyi Türkiye'de ne olacak?.. GöreceÄŸiz.
Bizde masrafsız halledilmek istenir bu tür iÅŸler... Bu röportajları belli bir ücret karşılığında ihale edebileceÄŸiniz birileri, İsmailov ve Fatih'in kıramayacağı ustalar illa ki vardır... Leyla Umar'ın o ünlü röportajları nasıl kotardığını okumuÅŸ olanlarınız iÅŸin ne kadar zahmetli olduÄŸunu bilir. Ama dedik ya, 'istendi' mi olur... 'Aradık not bıraktık'la falan olmayacağı kesin...
Ne hikmetse 'fikri haklar meselesi' bizde pek raÄŸbet görmez... Rahmetli Adnan Kahveci kendisiyle röportaj yapmayı talep edenlerin, bir hayır kurumuna bağışta bulunmasını isterdi de; bu masum rica bile yadırganırdı...
İsmailov da Fatih de haklı olarak basını toplu halde bilgilendirecek ve özel röportaj vermeyeceklerdir...
Elimde bir kadeh Signium, bir yandan keyifle okuduÄŸum Milliyet'in mimar ve mühendisleri Sedat Ergin ve arkadaÅŸları ile sohbeti koyultur, bir yandan da Sun Set'ten aÅŸağıya BoÄŸaz'a doÄŸru muhteÅŸem manzarayı izlerken, 'İyi ki muhabir, araÅŸtırmacı gazeteci falan deÄŸilim, yoksa hayatı her gün kendime kahrederdim' diye düÅŸünüyordum...
Başladığı hızla devam etmeli
Türkİye'de kurumsal ve sosyal sorumluluk faaliyetleri ile kurumsal itibar arasındaki baÄŸ yeterince etkili bir ÅŸekilde yönetilmez... Kurumsal itibara etki, kurumsal itibarın da ticari baÅŸarıya etkisi yeterince bilinmez... Çünkü halk, hala bu örgüyü okuması gerektiÄŸi boyutta okuyamaz, satın alma davranışlarının bu çalışmalarla etkilenmesine izin vermez...
Bu yüzden içinde yaÅŸadığı dünyaya ve topluma karşı bir nebze olsun sorumluluk duyan ve bunu açık yüreklilikle (süreklilik içinde ve etkili bir biçimde) gösteren kuruluÅŸları heyecanla izlerim. DoÄŸal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) ile Unilever'in suyun doÄŸru kullanımına yönelik baÅŸlattıkları ve 'Sudaki Ayak İzim' adını verdikleri projelerini de son derece doÄŸru ve heyecan verici buluyorum.
Sadece kötüleri görmeye alışık gözlere biraz ters gelebilir ancak, kollarında kollukları, iskeleden kurak, çatlamış topraÄŸa atlamaya hazırlanan genç kızın görüntüsü ve ilanın üzerindeki kilit mesaj çok etkileyiciydi: 'Bunu durdurabilirsin!...'
Sular kesilmedikçe su sorununu dert edinmeyen bir ülkeye önemli bir sinyal aslında. En azından keÅŸke konunun tartışmaya açılmasına hizmet etse... Bunun için de Unilever'in durmaması gerekir...
Her iki kurumu da kutluyorum...