Kendinizi hem çok 'modern' hem de çok 'Batılı' hissediyorsunuz. Türkiye'de 'Avrupalı' kategorisine sokuluyorsunuz. Muhafazakar kavramının yanından bile geçmediÄŸinizi düÅŸünüyorsunuz.
Ve yolunuz zaman zaman Avrupa kentlerine düÅŸüyor. Hele bir de yaz gelmiÅŸse o kentlerdeki güneÅŸi görüp, üzerinize 'bunu İstanbul'da zor giyerim ama orada herkes böyle' diyerek aldığınız elbiseyi geçirip dışarı çıkıyorsunuz. Ancak o da ne? Sokakta bir de bakıyorsunuz ki... En 'giyinik' sizsiniz!
***
Birkaç gündür Prag'dayım ve yukarıda tarif etmeye çalıştığım hisler içindeyim. İstanbul'da giymeyeceÄŸim 'rahat' bir elbise ile dolaşırken kendimi oldukça 'kapalı' hissediyorum.
Yoksa Avrupalı'nın 'çıplaklık' kavramı ile bizimkinin arasında kökten bir fark mı var?
***
'Avrupalı olmak çıplaklığa indirgenir mi?', diye saldırı pozisyonuna geçeceklere hemen söyleyeyim: İndirgenmese bile çıplaklığa nasıl yaklaşıldığı Avrupalı olmayı belirleyen bir kriter. Ben de bu yazıda bu kriter üzerinde duracağım.
Bizim çıplaklıkla kurduÄŸumuz iliÅŸkinin Batı'nın çıplaklıkla kurduÄŸu iliÅŸkiden farklı olduÄŸunu anlatmak ve 'ne kadar Avrupalıyız?' sorusuna bir de bu açıdan bakmak için.
***
Avrupa ile doku uyuÅŸmazlığımızın en önemli sebeplerinden biri vücuda yaklaşım farkı. Batılı kadının mahrem kavramı bizimkinden daha dar bir alan kaplıyor. Ve vücudu ile kurduÄŸu iliÅŸki saklama deÄŸil 'rahat hareket etme' üzerine kurulu. Sokaktaki kadının çıplaklığına yüklenen anlam bizimki gibi erotizm içermiyor pek fazla.
***
Bu aslında ilginç. Çünkü örtünmenin İslam'la olduÄŸu gibi Hıristiyanlıkla da iliÅŸkisi oldukça yakın. Hıristiyanlar Adem ve Havva'nın yasak elmayı bulduklarından beri utandıkları ve cinsel organlarını örttükleri ne inanıyorlar. Utanma ve örtünme kavramı bu dinde günah kavramı ile baÄŸlantılı.
***
İslam'da ise örtünmenin anlamı ve önemi malum.
***
Sonuçta İslam da Hıristiyanlık da bedenin nasıl ve ne kadar sergileneceÄŸi konusunda belli çerçeveler çiziyor. Ancak bu çerçeveler Müslüman toplumlarda önemli ölçüde korunsa da Hıristiyan toplumlarda neredeyse tamamen esnetilmiÅŸ.
***
Ben bunun Müslüman muhafazakarların ileri sürdüÄŸü gibi 'Batı'nın yozlaÅŸması ve cinsel sömürünün merkezi haline gelmesi'nden kaynaklandığını düÅŸünmüyorum. Aksine bu tip açıklamaları kısır ve indirgemeci buluyorum.
***
Batı, beyin gücü ile dünyanın geri kalanına fark attıkça Batılı bireyin aklı, vücudundan daha ön plana geçti. Beden ikincil kalınca gözler onun üzerinden kısmen kalktı. Bu nedenle bedenin özgürlük alanı geniÅŸledi. Bu da onun sergilenmesi ile ilgili kültürel ve dinsel normları zayıflattı. Beyin gücü ile öne geçen birey, bunun karşılığında vücudunun üzerindeki denetim mekanizmalarını esnetti. Kadınların cinselliklerini ya da eÅŸcinsellerin kimliklerini ifadeleri de böylelikle kolaylaÅŸtı. (Bedenin kapitalist sistemde önemli bir alan olması ve tüketim malzemesi haline gelmesi bununla baÄŸlantılı ama ayrı bir tartışma.)
***
Biz aklın, bedenin önünde giderek, bedene rahat edeceÄŸi gölgeyi saÄŸladığı bir toplum olamadık. Öyle olsak beden ve onu kaplayan giysileri rahat bırakırdık. Aynı tartışmaların içinde yıllardır kaybolup durmazdık.
Ama bedene yaklaşımımız Batılı değil.