'Bilgi ile ben neyi baÅŸarabilirim ve sosyolojik olarak içinde bulunduÄŸum akademik cemaatte nasıl kendimi ispat edebilirim?' diye soruyor akademisyen.
İyi de sen bu cemaat içinde kendini ispat etmek için var deÄŸilsin. Sen, bilgiyle olan iliÅŸkin ve bilgiye yaptığın katkıyla o cemaat içinde yer alacaksın. Yoksa birtakım kurnazlıklarla bilginin içine girmeden, sadece malumatfuruÅŸ aÄŸzından, sürekli anlamlı-anlamsız bir sürü kavramlar dökerek deÄŸil.
Ve maalesef bizde aile içi eÄŸitimden baÅŸlayıp, ansiklopediler okuyarak süren, üniversitede, üniversite sonrası akademik hayatta yaÅŸadığımız bilgiyle olan iliÅŸkimizde ağır sorunlar var.
Bilginin bir hakikat araÅŸtırması ardında yürünülerek, bu yürüyüÅŸün gerektirdiÄŸi dönüÅŸümler yaÅŸanarak gerçekleÅŸtirilecek bir etkinlik olduÄŸu unutuluyor. O yüzden üniversite koridorları bilim kokmuyor. Üniversite koridorları terfi kokuyor. 'Nasıl terfi edebilirim, nasıl yüksek lisans yapabilirim acaba ÅŸu hoca ile mi çalışsam bununla mı çalışsam, hangisi bana çabucak bu unvanı verebilir?' Bilgi yok ortada! Bilgi onlar için bir vesiledir. Bilgi birtakım kurnazlıklardır. HalledeceÄŸim, baÅŸ edeceÄŸim, ÅŸöyle sorulursa böyle cevap vereceÄŸim tekniklerdir.
Bu çok ileri aÅŸamalarda böyledir. Bir insanı profesör, araÅŸtırmacı yapan çalışmalarda da böyle bir anlayış vardır. Bir kimyacı olarak ben, laboratuvara girip araÅŸtırma yaparken de acaba bu araÅŸtırmayı 'Nature dergisinde yahut Science dergisinde yayınlatabilir miyim?' kaygısı içindeyim. Filan üniversiteye kapağı atabilir miyim?
O, 19. yüzyılın laboratuvarından çıktığı zaman yolunu kaybeden, evininin yolunu bulamayan coÅŸkulu bilim insanının yerini fırlama, anasının gözü, uyanık, iÅŸ bitirici bir insan tipi geldi. Bilgi ile olan iliÅŸkimizi bilgiyi sömürerek, bilgiyi kullanarak, bilginin içini arkasını anlamadan, belki de kötü anlamıyla bilginin ırzına geçerek yaşıyoruz. Bilgiyle seviÅŸerek, bilgiyi takdir ederek, bilgiye hürmet ederek deÄŸil de 'Bilgi benim için hayatta baÅŸarı kazanmak için kullanacağım bir ÅŸeydir' deyip, bilgiyi hırpalayarak kullanıyoruz.
Bilgiyle girdiÄŸimiz böyle bir iliÅŸkiyi her türlü altyapı düzenlemeleri, kurumsal düzenlemeler, müfredat düzenlemeleri, eÄŸitim öÄŸretim teknikleri ile kurtarma ÅŸansımız yoktur.
EÄŸitimci kendine dert ediniyor ve soruyor: Tahtayı nasıl kullanacağız? Tahtayı nasıl kullanacağımı biliyorum ama ben taklitçi, papaÄŸan bir öÄŸretmenim. Tahta yardımıyla anlatacağım konular ne kadar özümsediÄŸim konulardır? Sunmaya çabaladığım malumat 'bilgi' midir ki tahta kullanma becerim bir anlam taşısın?
Kimse eÄŸitici denen insanın veya öÄŸrenen insanın o bilgiyi içselleÅŸtirmesini, özümsemesini sorgulamıyor. Biz bu özümseme iÅŸine kalkışmadığımız sürece ancak mukallit, kopyacı, eÄŸiticiler olabiliriz. Sorun mühendislerin karakutusu gibidir. Karakutuların 'girdi ve çıktısına' bakılır yalnızca. İçinde olup bitenler önemli deÄŸildir. Oysa eÄŸiticinin kim olduÄŸu, öÄŸrettiÄŸi bilgiye dahildir. Çünkü o öÄŸreteceÄŸi ÅŸeyi etkiliyor.
EÄŸer sen öÄŸreteceÄŸini özümsememiÅŸ o bilgiyi yaÅŸamayan bir insansan, sınıfa girdiÄŸin zaman onu öÄŸrenci anlıyor zaten. Ve en büyük ÅŸanssızlık da budur. Bana matematik öÄŸretecek bir insanın, matematik aÅŸkı taşımayan, matematik dünyasında büyük coÅŸkularla aramayan, araÅŸtırmayan bir insan olması, benim için öÄŸrenci olarak çok büyük bir ÅŸanssızlıktır: Çünkü büyük olasılıkla büyük notlarla sınıfa girecektir. Arkasını bana dönecek ve tahtaya bir sürü formüller yazacak: iÅŸte bu budur, bu budur diyecek ve çekip gidecektir. Ne doÄŸru dürüst bir soru sorabileceksin, ne tartışabileceksin çünkü tartışacak gücü de yoktur. Çünkü o, problemi hayatının bir problemi olarak yaÅŸamadığı için, sadece 'usulüne uygun' biçimde öÄŸrencilere aktaracaktır.
Bu tavrı sorgulamıyoruz. Bizim yaptığımız sınavların hiçbirinde, gerçekten matematikçi, fizikçi veya sosyolog... olarak bir meslek sahibi olacak insanın, o mesleÄŸi benimseyip benimsemediÄŸi, yaÅŸayıp yaÅŸamadığı, mesleÄŸinden dolayı sorunların heyecanını duyup duymadığını anlayamıyoruz; Çünkü sorulara cevap verdi mi 'tamam iÅŸte biliyor' diyoruz ve adama diplomayı veriyoruz.
Bilgisini yaÅŸamayı bilmeyen insanların oluÅŸturduÄŸu bir ülke, dışarıdan ona dayatılacak malumatla yaÅŸamaya mahkumdur.