AKŞAM GAZETESİ | Türe Özçelik | 2009-06-06
Ülkemizde gündemin nabzı hiç azalmıyor, hele bir de Amerikan Başkanı gelince tansiyon tavan yaptı.
Son dönemde yaşadığımız 'milli heyecanlar' biraz daha sürerse milletçe 'panik atak' olacağız. Ergenekon ikramiyesi bugün kime çıkacak diye yürekler hopluyor zaten. İHA muhabiri İsmail Güneş'le yapılan telefon konuşması ile bir türlü sonuçlanamayan arama çalışmaları sicim gibi gerdi hepimizi. Ekranları başına kilitlenenlerin yürekleri un ufak oldu.
Hemen ardından seçim heyecanı sardı milleti, adrenalin tavan yaptı. Sonuçlar kimini ağlattı kimini güldürdü. Kendini sıkmaktan dayak yemiş gibi kalktı millet ertesi sabah. Son olarak da Obama'nın ziyareti titretti yürekleri. Herkesi Başkan'a şirin görünme telaşı aldı. Mustafa Topaloğlu, Obama'ya şarkı besteledi. Vanlı bir grup köylü Kızılderili kostümleri içinde tamtam dansı yaptı. Güllüoğlu Tatlıcısı, Obama'nın portresini baklava tepsisine işletti. Kimisi gümüş bir 'ay' hediye etti, 'yıldız sensin' diye yazıp yolladı. Yollar kapandı, trafik aksadı, ambulanslar yol değiştirdi ama çoğunluk halinden memnundu. Helal olsundu, koskoca Başkan ülkemizi onurlandırıyor. Daha ne isteriz, hem o yabancı sayılmaz, bizden.
***
Beklenen an geldi. ABD'nin yeni Başkanı'nın özel uçağının tekerlekleri Esenboğa pistine dokunduğunda nefesler tutuldu. Anneminki dahil tansiyonlar hopladı. Merdiven uçağa yanaştı. Kapı açıldı. Heyecanlı bekleyiş başladı. 5 dakika geçti Başkan görünürlerde yok, 10 dakika geçti yok. TV başındakiler tuvalet ihtiyaçlarını erteledi. Gelen telefonlar tek tuşla reddedildi. Bekliyoruz. Pekiyi ama n'apıyor içeride bunca zaman? Yoksa gelmedi mi? Al sana bir kriz daha mı yoksa?
Bekleme anı, Sinan Çetin'in bir zamanlar sunduğu programa dönüştü. Adı 'Film Gibi'ydi galiba. Hani kapılar açılırdı da beklenen kişi geldi mi, gelecek mi diye bir heyecan sarardı ya milleti. Uçağın açık kapısı ve heyecanlı bekleyiş o programdaki bekleyişin tıpkısı. Bir gamlı müzik eksik. Ve sonunda Başkan Obama, hasreti nihayetlendirdi. El sallayarak kapıda göründü. Herkes derin bir oh çekti. Yükselen, kazanan, vuran figür Amerika'nın Başkanı Obama, kendinden beklenen abartılı şovunu eksiksiz yerine getirdi. Ailecek yapılan, 'Yaşını hiç göstermiyor', 'Karısı da gelseydi ya', 'Ne hoş adam' muhabbetlerinin ardından döndük hayata dair koşuşturmalara; ' Kızım yemeğin buz oldu!', 'Kocacığım yarın doğalgaz faturasını ödemeyi unutma', 'Oğlum kalk şu internetin başından, SBS'ye hazırlan' derken yarın sabah bakalım hangi yürek çarpıntısıyla uyanacağız yine.
Obama'nın güvenliği için kullanılan ikizini de pek merak ettik. Çok soru takıldı akıllara. 'İyi iş şu dublörlük. Gezilerde Obama gibi yaşayacak hem de hiçbir sorumluluğu olmayacak. Üstüne de para alacak. Bu adamlar halana bıyık takar, amcan diye yuttururlar! Yoksa bu gelen Obama değil de ikizi mi ne?' dedi bazıları. 'İkiz' işine gece boyunca kafa yoranlar, 'Obama'nın dublörü' diye beyaz ve alakasız bir adamı TV ekranlarında görünce şaşıp kaldılar. Demedik mi biz, 'onlar halana bıyık takar amcan diye yuttururlar' diye... Garanti Bankası'nın 'ekonomik kalkınma paketi' reklamların da kullandığı, Amerika'da kapış kapış giden tıpatıp benzeri Michael Lamer'i neden kullanmadılar derseniz; Lamer'i hepimiz tanıdık artık, onun Başkan olmadığını anlar zeki Türk milleti diye düşündüler herhalde.
Çocuklara alışveriş merkezi değil, hastane lazım
Dün bir e-posta düştü posta kutuma. Binlerce miniğin derdine çare olmak isteyen, içleri yanan ana-babalarının acılarını ta derinlerde hisseden yüreklerin mail zinciriydi bu. 13 yaşındaki Volkan Dündar ilik nakli için yıllarca bekledi. 'Sıran geldi' diyen telefon çaldığında, Volkan'ın 4 gün önce öldüğünü anlatan mail yürekleri yakmaz mı? Hayır, Volkan ilik bulunamadığından değil, ilik nakli için hastanede yatak bulamadığından yaşamını yitirdi. Bizim milletimiz öyle duyarlı ki elinden geleni yapıyor mağdur olan için. Kanını da veriyor, iliğini de. Ama bu yetmiyor işte. Hastane olmadıktan sonra neye yarar yapılan bağışlar? Uygun ilik bulunduğu halde hastanede yatak bulunmadığı için yaşamını yitiren daha yüzlerce çocuk var.
Ülkemizde her yıl 5 bin çocuk kansere yakalanıyor. Bunun 1,500'ü lösemi hastası. LÖSEV (Lösemili Çocuklar Vakfı)'e kayıtlı çocuk sayısı ise 6 bin. Binlerce miniğin yaşam kaynağı olan LÖSEV'in bu çocuklar için yapacağı tam teşekküllü bir hastane projesi var elinde. Her türlü donanımı karşılayacak kaynakları da var. Devletten tek kuruş dahi istemiyorlar. İstedikleri tek şey 100-150 hektarlık bir arazi. Milli Emlak'ın elinde bulunan ve LÖSEV'e uygun olan arazi 6 yıldır bomboş tutuluyor. Çocukların dev alışveriş merkezlerine değil hastanelere ihtiyacı var. İş yine Acun (Ilıcalı)'a mı düşecek? Acun iki-üç programda toplar yine yufka yürekli vatandaştan arazinin parasını. Belki de devlet bunu bekliyor...