AKŞAM GAZETESİ | Türe Özçelik | 2009-06-06

kategori2

Ah, bir dilleri olsa!

Olsa da konuşsalar; geldikleri evlerde yaşanan aşkları, aldatmaları, sevinçleri ve hüzünleri anlatabilseler keşke... Ne çok şiire, ne çok romana konu olacak hikayeleri vardır kim bilir?
Belli etmiyorlar ama hepsi de yorgun. Yılların dokunuşlarını ve gizlerini cilalı görünüşleri saklıyor. Bitpazarlarında da var bu hüzün ama müzayedelerde alıcı bekleyen görkemli eşyalarla tablolar daha zavallı görünür gözüme. Çünkü onlar bulundukları evlerin gözbebeği, evin nazlı kızları iken mecburen gözden çıkarılırlar ekseriyetle. İstemeye istemeye satılmak zorunda kalmışlar gibi gelir bana. Anılarını yanlarında taşısalar neye yarar, yeni gittikleri evde paylaşacak kimseleri yok ki. Terk edilmiş hissediyor olmalılar. İşte tam da bu yüzden çift olan eserler farklı alıcılara gittiklerinde daha da hüzünlenirim. 'Ayırmasalar' derim, 'birlikte alınsalar'. Ah dilleri olsa da konuşsalar keşke. Kendileri için ödenen milyarlardan onlara ne. Onlar ilk sahiplerini isterler herhalde.
HHH
Geçen hafta Antik AŞ'nin düzenlediği müzayedede bayraklar kıyasıya yarışırken; II. Abdülhamit tuğralı gümüş meyvelikler, kahvedanlar, opalin gülabdanlar, altın enfiye kutuları arasında kayboldum. Şu Sultan Abdülmecit tuğralı aynada kimler makyajını tazeleyip, sevgilinin yolunu gözledi kim bilir? 18. yüzyıldan günümüze ulaşmış, 50 bin liraya alıcı bulan tombak şekerlikten lokum ikramı ile kimler ağırlandı? 40 bin lira fiyatla yeni alıcısına giden 3 taşlı elmas küpenin süslediği kadın o yıllarda zarafetiyle gözleri kamaştırmış olmalı. Çekişmeli bir mücadeleden sonra yeni sahibini bulan 3 adet Fransız bronz sehpa kim bilir ne keyifli kahve dedikodularına tanıklık etti. Bir daha dönmemek üzere evlerinden ayrılan 380 eser 4 saat içinde satıldı ve bambaşka evlere dağıldılar.

KERAMET ANTİKALARDA MI?
Müzayedenin en değerli parçası Ressam Halil Paşa'nın 'İstanbul-Türk Evleri ve Sokak' adlı eseriydi. 180 bin liradan satışa sunuldu. '180 bin'in üstü 200 bin, 200 bin'in üstü 220 bin' derken bayraklar 460 bin'de durdu. Böyle bir eserin müzeye gitmesi gerekirdi; müzayedeye telefonla katılan bir şahsa kaldı. Böyle özel eserler söz konusu olduğunda keşke müzelere bir ayrıcalık tanınabilse diye düşündü tüm salon. İşin tuhaf yanı aynı ressamın, yaklaşık aynı boyutlardaki 30 bin liralık eserine alıcı çıkmadı. 20 yıldır resim topluyorum ama ben hala bu resim işine akıl erdirmiş değilim. Ömer Uluç'un 80 bin'den satışa çıkan 'Elma-Armut' adlı eserinin 140 bin'e kadar yükselmesi ise salonu şaşırttı. Uğuldama ve fısıltılar eşliğinde  eser yeni sahibini buldu.
Nejad Melih Devrim'in 'Çin Bulutları' eseri ise 115 bin liraya satıldı. Tamamıyla fırça darbeleriyle yapılmış resim için müzayede yöneticisi Turgay Artam, 'Fevkalade önemli bir eser' dedi ve ben aradan 20 yıl değil ya 120 yıl da geçse resimden asla anlamadığıma bir kez daha karar verdim. 25 yıl öncesinin en popüler ressamlarından Salih Acar'ın kuşları resmettiği yüzlerce tablosu ne oldu       sahi? Yoksa resmin ve ressamın da mı modası var?
***

Kriz dorukta... Memlekette üretim durdu. Yatırımlar da durdu. İşten çıkarmalar son hızla sürüyor. Ama 4 saatte 380 eser yaklaşık 7 milyon liraya alıcı buldu. Sanatseverler arasında bulunan inşaatçı İbrahim Polat da dayanamadı sonunda ve 'Ben  daireleri satamıyorum, sen bunları iyi satıyorsun' diye laf attı. Görüyorsunuz, kim demiş 'Türkiye'de sanata ve sanatçıya değer verilmiyor' diye.

Sen destekle Cenk Eren
Önceki hafta bu köşede yer alan 'Deniz Seki'ye bu destek neden?' başlıklı yazıma benimle aynı kaygıları paylaşan çok sayıda ana-babadan e-posta geldi. Ne var ki hafta içinde aynı yazıyı sabah programında VTR olarak kullanan Seda Sayan'ın, o günkü konuğu şarkıcı Cenk Eren bana ateş püskürmüş. 'Napalım uyuşturucu kullandı diye öldürelim mi yani? Bu ne biçim yazı  böyle?' diye yırtınmış kameralara karşı. Kaldı ki iddianamedeki 'içmek' değil 'satmak' bölümü asıl kaygı uyandıran. Öldürelim diyen de yok ki zaten, ama toplumda gençlerin rol modeli olanların ne yazık ki yanlış yapma hakkı yok. Diğer ünlülerin de, gençlerin gözleri önünde, o yanlışı yapanları koğuş önünde kuyruğa girerek 'destekleme' lüksü yok. Hiç kimselere göstermeden buyurun arkadaşınıza her gün gidin, hatta koğuşunun önüne yatak serin. Amma gürültü etmeden, kameralara görüntü vermeden, sessizce gidin beyefendi!