AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2009-06-06

kategori2

Gül yine Suriye'de...

Abdullah Gül Şam'a ilk kez Başbakan olarak Ocak 2003'te gelmişti.
Sayın Gül, yaklaşan Amerikan saldırısını önlemek için bölge ülkelerini turluyor ve işe Şam'dan başlamıştı. Suriye lideri Esad ise Gül'ün bu jestine karşılık ve Türkiye'ye verdiği önemi kanıtlamak için Başbakan Miro dahil 20 bakanını Gül'ü karşılamak için havalanına göndermişti.
O ziyaret Suriye-Türkiye ilişkilerinde çok önemli bir dönemi başlatmıştı. Daha sonraki dönemde Sayın Gül Dışişleri Bakanı olarak Şam'a birkaç kez gitti ve Suriyeli yetkililerle önemli görüşmeler yaparak Türkiye-Suriye ilişkilerinin her anlamı ile ideal bir düzeye taşınmasına Başbakan Erdoğan ile birlikte büyük katkı sağladı.
Cumhurbaşkanı Gül önceki üç gün önce Suriye Haber Ajansı'na verdiği demeçte 'İkili ilişkileri ideal ve örnek alınması gereken' olarak nitelemişti.
Elbette bu sürece katkı sağlayan çok kişi var.
Bunların başında 9.Cumhurbaşkanı Sezer gelir.
Sayın Sezer, Suriye Cumhurbaşkanı Hafız Esad'ın 13 Haziran 2000'deki cenaze törenine katılarak Türkiye'nin bu ülkeye karşı yeni yaklaşımının işaretini vermişti. Çünkü bu ülke yıllarca Abdullah Öcalan'ı barındırmış ve Ağustos 1998'deki gerginlikten sonra 9 Ekim 1998'de onu kovup Adana Anlaşması'nı imzalayarak Türkiye ile dost olma yolunu tercih etmişti.
Ağustos 1998'de savaşın eşiğine gelen iki ülke, Nisan 2009'de ortak askeri tatbikat yaparak istenildiğinde her şeyin ne denli kolay olduğunu kanıtladı.
Bunun da bir tek açıklaması var.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın dediği gibi: Karşılıklı güven, içtenlik ve ortak çıkarlara inanç.
Bu ilke Sayın Sezer'in Şam ziyaretinden bu yana geçen 9 yıl süresince hep geçerliydi. Sayın Sezer daha sonra bir kez daha Şam'a gitti. Başkan Esad da 2004 ve 2008'de iki kez Türkiye'ye gelerek çok sıcak bir şekilde karşılandı. Başbakan Erdoğan ise yanlış hatırlamıyorsam 3 kez Suriye'yi ziyaret etti ve bu ay sonunda Halep'e giderek kendisine verilen fahri doktorasını alacak. Sayın Gül Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk dış gezisini 2003'te olduğu gibi Suriye'ye gerçekleştirdi.
Tabii bu arada Suriye ve Türkiye bakanlarının neredeyse tümü karşılıklı olarak birbirlerinin misafiri oldu ve iki ülke arasında ekonomik ile ticari ilişkilerde müthiş gelişmelere imza attılar.
Bu alanda sağlanan başarıya en önemli katkının kuşkusuz Kürşad Tüzmen tarafından sağlandığını hatırlatmakta yarar var.
Peki Suriye-Türkiye ilişkilerinde sağlanan bunca gelişmeler başka neye yaradı?
Adana Anlaşması sonucu PKK'ya karşı ortak adımlar atan Suriye ve Türkiye Irak'ın işgalinden sonra bu ülkede gelişen tüm süreçlerle ilgili olarak sürekli diyalog ve koordinasyon içindeydi.
Bölgede gelişen tüm olaylarla ilgili olarak mutlak görüş birliği içinde olan iki ülke  bölgesel barış içinde ortak davranma kararı almıştı. Bunun sonucu olarak Suriye, Türkiye'nin arabuluculuğunu kabul ederek İsrail ile barış görüşmelerine başladı.
Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu ise ABD, AB ve NATO buluşmalarının tümünde Suriye lideri Esad'a sahip çıkarak onun barış, demokrasi ve çağdaşlaşmaya olan inancına destek verdiler.
Suriye lideri Esad da Türkiye'nin Arap aleminde kabul görmesi ve önder rol oynamasının önünü açarak hep dayanışma içinde oldu.
Başbakan Erdoğan'ın ilk kez bir Arap liderler zirvesine davet edilmesi ve öncesine Prof. Ekmelettin İhsanoğlu'nun İKÖ Genel Sekreterliği'ne seçilmesi de bu destek ve dayanışma sonucu olmuştu.
KKTC pasaportlarının geçerli olduğu tek yabancı ülke Suriye'dir ve Suriye ile KKTC arasında direkt feribot seferleri devam ediyor.
Özetle vardığı düzeyle, Suriye-Türkiye ilişkileri bu coğrafyanın geleceği için çok ama şey ifade etmektedir.
Elbette bu ilişkiler ile ilgili çok şey söylenebilir.
Ama herkesin bilmesi gereken en önemli gerçek
Türkiye ile Suriye insanlarının her konuda birbirinden hiçbir farkının olmadığıdır.
Bu tespiti son yıllarda Suriye'ye turist olarak giden Türk vatandaşlarından binlerce kez duydum.
Suriyeliler ise Fenerbahçe'nin Halep'teki maçına gösterdikleri olağanüstü ilgiyle kanıtladı. Benzer ilgiyi belki de yakında Beşiktaş'ın benzer maçına göstereceklerdir.
Suriye'nin Türkiye ile ve Türkiye'nin Suriye ile olan bu ilişkileri doğal olarak birilerini kıskandırıyor ve zaman zaman da kızdırıyor.
Ama boşuna...
Bölgede barış, istikrar, güvenlik, esenlik ve herkes için mutluluğu amaçlayan ve hiç kimseye karşı olmayan bu dostluk hiç kimseyi tedirgin etmemeli, korkutmamalıdır.
Samimi olarak bu coğrafyada barış ve istikrar istiyorlarsa değişim sloganı ile seçim kazanan Obama yönetimindeki ABD ile AB'ye düşen görev Türkiye-Suriye ilişkilerine köstek değil destek vermektir.
Batı'nın tavrı ve karşı çabası ne olursa olsun Türkiye-Suriye ilişkilerinin geriye dönüşü yoktur ve olmayacaktır.   
Batı'nın samimiyeti de Türkiye'nin Suriye ile ilişkilerine karşı tavrı ile test edilecektir.
Sayın Cumhurbaşkanı'nı dün akşam bir kez daha Şam havalanında izlerken ben de bunları düşünüyordum.