AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2009-06-06
ABD'li otomotiv devi General Motors (GM) dün koruma amaçlı iflas başvurusunda bulunacaktı.
Yüzyıllık geçmişiyle Amerikan kapitalizminin güç simgesi olan GM küresel kriz ile dibe vurmuştu.
Şirket iflas başvurusuyla ABD Hazinesi'nden 30 milyar dolarlık fon alarak şirketin %60'ını devlete devredecek.
Böylece de dünyanın en büyük KİT'i olacak. 34 ülkede faaliyet gösteren GM'den 20 bin kişi işten çıkartılacak.
GM'in iflası ABD sanayi tarihinin en büyük iflası, dünyadaki de 4. büyük iflas olarak değerlendiriliyor.
Küresel krizin konjonktürel bir sarsıntıdan ziyade Wallerstein'in söylediği gibi kapitalizmin yapısal bir krizi olduğunu da doğruluyor.
Wallerstein, derin etki ve sonuçlarını önümüzdeki 30 yıl gözleyeceğimiz bu dönemi aslında kapitalizmin sonu olarak değerlendirmişti.
Tarihi bir döngünün sonuna gelindiğini, kapitalizmin kendi sınırlarına dayandığını belirtmişti.
Tarihin sonu gelmemiş ama kapitalizmin sonu gelmişti ve Amerika'dan başlayan bir süreç olarak gelişmişti..
Büyük tarihçi Braudel, 18. yüzyıla kadar olan tarihi 'uzun zamanlar' olarak niteler.
Büyük değişimlerin ve kopmaların olmadığı, sürüp giden zamanları döngüsel zamanlara benzetir.
'Uzun zamanlar', insanlık tarihinde 18. yüzyılda kapitalizmin çıkışına değin sürmüştür.
21. yüzyılın bilgelerinden Wallerstein'in, F.Braudel'den hareketle geliştirdiği kapitalizm analizi önemliydi.
Kapitalizmi tarihsel bir dünya sistemi olarak değerlendiren Wallerstein, 15 ve 16. yüzyılda Avrupa'da belirmeye başlayan bu dünya sisteminin bütün evrelerini tamamlayıp sona erdiğini bildiriyordu.
Küresel krizi, 500 yıllık kapitalist hareketin bitişi olarak görüyordu.
Gidecek ve kendini yenileyecek alanı kalmamış bir dünya sistemi olarak, nihayete erdiğini de...
Zaten Wallerstein'i, Marksist teoriden ayrıştıran temel nokta kapitalizmin nasıl yıkılacağıydı.
Wallerstein'in dünya sistemleri kuramına göre bütün sistemler tanımları gereği doğarlar, yaşarlar ve ölürler.
Kapitalizm de bir gün yok
olacaktır.
Fakat bu yok olma sürecinde etkin olan toplumsal hareketleriyle değil, sistemin kendi iç süreçleri sonucu yok olacaktır.
Ve sistem sona erdiğinde ürettiği toplumsal hareketler de tarihe karışacaktır.
Küresel kriz, kapitalizmin yapısal krizi ve kendi tarihinin sonuna vardıran bir süreç.
Wallerstein şöyle diyor: 'Bu sistemin tarihinde tek bir kriz vardır, o da
bu evre.'
ABD ise kapitalizmin kendi sınırlarına vardığı süreçteki politika seçimiyle çok büyük kayba uğramış görünüyor.
ABD'de 1970'lerde başlayan ekonomik çöküş çok hızlandı.
Tüketiminin standartlarını borçla korumaya çalışan ABD borç batağına döndü.
Dolar çöküyor ve çöktükçe her şey jeopolitik olarak değişecek..
Wallerstein, ABD'nin Irak işgaliyle kendini ekonomik güç olmanın yanı sıra askeri güç olarak da tasfiye ettiğini, parçalanmış bir ülkeyi kontrol altına alamadığı için dünya sistemini yönetemeyecek ülke olduğunu da tarihe gösterdiğini söylüyor.
Kapitalizmin yerine neyin koyulacağı sorusunun cevabı henüz bilinemiyor.
Wallerstein bu çöküş evresinin gelişmiş ülkelerde iç savaşa gidebilecek sonuçlar içerdiğini, kapanan fabrikalar, batan finans kuruluşları, artan işsizlik ve kredi vermeyen bankaların sosyal yapıda da büyük çözülmeler getireceğini ilave ediyor.
Bu yüzden de hükümetlerin sosyal demokrasi ile toplumsal onarım yapması gerekecek.
Dünyanın yeni aktörünün 2075'te ya da 2100'de Doğu Asya'yı kaplayan bir yapı olacağını öngördü.
Kapitalist sistem sonrası dünyaya nasıl bir sistem hakim olacak; Wallerstein'a göre bilebilmek oldukça zor.
İki olası sistem öngörürken, aralarındaki farkı 'hiyerarşik, sömürgeci ya da demokratik, insancıl' diye belirliyor.
Kapitalizmin yerini alacak yeni dünya sistemi otoriter mi yoksa demokratik mi olacak sorusu muğlak kalıyor.