AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-06-06
Konuya girmeden önce, bir karikatürden bahsetmek istiyorum. Tüm elbiseleri yama içinde bir adam ve yanında cılız
oğlu... Çocuk babasına soruyor: 'Baba, bu kriz bizi etkiler mi?” Babasından yanıt: 'Yok oğlum, önceden de hiç gelirimiz yoktu, şimdi de yok. Krizin bize hiç etkisi olmadı, hamdolsun.' Bir yönüyle öyle ama kriz, yeni yoksullarla birlikte gelecek umutlarını da tüketiyor. Bu durum biraz da yaşanan krizin ne kadar ağır olduğuyla veya ne kadar süreceğiyle ilgilidir. Ancak krizin ağırlığı ve derinliği konusunda ekonomistler arasında bir fikir birliği bulunmuyor.
Elbette derin krizlerin etkileri de büyük oluyor. Geçmişte derin krizler sonrasında ekonomik modeller değişti ve yeni kurumlar oluşturuldu. Biri dünyadan biri de Türkiye'den iki örnek vereyim. 1929 bunalımı sonrasında 2. Dünya Savaşı yaşandı, pür liberalizm hezimete uğradı, dünyada Keynezyen ekonomiye geçildi. Sistem Dünya Bankası, IMF ve DTÖ gibi kurumlarla takviye edildi. Türkiye'de 1980 krizi, ardından darbeyi getirdi. Türkiye ithal ikamecilikten dışa açık, liberal ve ihracata dayalı ekonomiye geçti. Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon ve Para Kurulu, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Dairesi Başkanlığı kuruldu. Aslında krizin sebebi var olan ekonomik modelin tıkanması ve mevcut kurumların yetersiz kalmasıdır. Dolayısıyla yeni ekonomik modellere geçilmesi ya da yeni kurumların oluşturulması bir tercihten çok bir zorunluluktur. Mesele şu ki, bunun zorunluluk olduğunu kabullenmek kolay olmuyor.
İçinde bulunduğumuz küresel kriz de mali piyasalara tanınan aşırı gevşekliğin pek de hayırlı neticelere yol açmadığını düşündürdü. Küreselleşen finansal piyasalarda ipin ucu kaçtı. Türev finansal enstrümanlar, konut, petrol, altın ve gıda maddeleri belli başlı spekülatif kazanç aracı oldular. Artık finansal ve ticari piyasaların daha sıkı denetlendiği ve düzenlendiği bir ekonomik model konuşulmaya, hatta gözden düşen Marx yeniden okunmaya başlandı. Her alanda şeffaflık, ölçülülük ve hesap verilebilirlik üzerine yeni bir modelin ve buna uygun kurumların oluşturulması kaçınılmaz gibi görünüyor. Buna rağmen; arada sırada gelen iyimser haberler, bazı ekonomistlerin krizin sanıldığı kadar derin olmadığına dair görüşlerini ön plana çıkarmaya başladı.
Gerçekten, bu kriz derin mi? Derinse boyutu ne? Krizin boyutları ve ortaya çıkacak zarar konusunda kimsenin net bir fikri veya tahmini de yok. Aslına bakarsanız olamaz da. Neden? Çünkü 'zarar' veya 'krizin bedeli'neticede fiyat veya değerde oluşan farktan hesaplanıyor. Fakat; 'değer” ve o değeri bir şekilde yansıtan' fiyatı nihayetinde göreceli ve günden güne değişiyor. Fiyatları borsada oluşan finansal kağıtları ve malları bir düşünün. Küreselleşmeyle beraber piyasaların genişlemesi ve gelişmesi mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki volatiliteyi de artırdı. Psikolojik faktörler de artık fiyatlara çok hızlı yansıyor, özellikle de kriz dönemlerinde. Örneklemek gerekirse ABD'de veya diğer gelişmiş ülkelerde düşen gayrimenkul fiyatları iyimser havanın yeniden esmesiyle yükselebilir. 250 bin dolarlık evin değeri belki krizin yoğun yaşandığı geçen sonbahar 100 bin dolara düşmüştür fakat şimdi 130 bin dolara çıkmıştır. Fiyatların ve borsa endekslerinin böyle hızlı değiştiği bir ortamda zararı hesaplamak oldukça zordur.
Bana sorarsanız, krizin maliyetini veya varlıkların değerinde meydana gelen değişiklikleri ölçmenin tek başına bir anlamı da yoktur. Krizin boyutlarını anlamak için elbette ki bunlara bakmak lazım. Fakat gerçekte bir krizin yaşanıp yaşanmadığını görmek için başka değişkenlere de bakmak gerekiyor: Üretim gücü, talep düzeyi, gelir dağılımı, yoksulluk ve işsizlik rakamları. Bu göstergelerde ne durumdayız?