AKÅžAM
Kadın-erkek eÅŸitliÄŸine önem verilen Alevilik'te, tek eÅŸlilik kuralı hakim ve kadını korumak için boÅŸanma yasaklanıyor. Aleviler, Hz. Ali'nin, 'Kadın çiçek tabiatlı, çiçek yaratılışlıdır. Ona öyle bir hayat arkadaşı olunuz ki o yaÅŸamının tadını tatsın' sözlerini örnek alıyor
Alevilik'te kadın, erkeÄŸin eÅŸi ve eÅŸiti olarak görülüyor, kadın-erkek ayrımcılığı kınanıyor. 'Yaradan'dan dolayı yaratılanı sevme' inancı, insanın özüne verilen kıymet gibi deÄŸerler üzerinde yükselen Alevilik'te, kiÅŸiler erkek veya kadın olmasına bakılmaksızın sosyal yaÅŸamın her alalında eÅŸit haklara ve yükümlülüklere sahip görülüyor.
'Bacıyan-ı Rum' denilen Alevi kadınlarının, Türklerin Anadolu'ya geliÅŸinde büyük katkısı olduÄŸu biliniyor. Rıza Zelyut, Babalılar Ayaklanması gibi, 16'ncı yüzyıldaki ayaklanmalarda Alevi kadınlarının mücadelede yer aldığını belirtiyor.
EŞİTLİK İNANCIN TEMELİ
Zelyut, Aleviler'de kadın ve erkeÄŸin eÅŸit yer aldığı üretim ve çalışma yaÅŸamını ÅŸöyle anlatıyor: 'Arap dünyasında kadın, sosyal hayattan ve çalışma hayatından dışlanırken, Aleviler'de kadın erkeÄŸin yanında yer alır; tarlada erkekle birlikte çalışır. Kadının erkekten ayrı bir yerde, peçe altında iÅŸ yapması olanaksızdır. Alevi erkeÄŸi ile kadını, bir arada bulunmanın felsefesini yaratmış ve adına da Alevilik demiÅŸtir. Burada kadını soyutlarsanız, geriye dinsel-töresel, kültürel ve sanatsal olarak bir ÅŸeyin kalmadığını görürsünüz. Alevilik felsefesi ve uygulaması içinden kadın öÄŸesini çıkardığınızda, bu sistemin yıkıldığını görürsünüz. Kadın-erkek eÅŸitliÄŸi AleviliÄŸin temelinde vardır.'
BOÅžANMAK YASAK
İslam öncesi Türkler'de egemen olan tek eÅŸle evlilik geleneÄŸi, Alevilik'te de devam ettiriliyor, çiftlere, kadının haklarını koruma amacıyla, boÅŸanma yasağı getiriliyor. Zelyut bu konuda ÅŸunları söylüyor:
'ErkeÄŸin iki dudağı arasından çıkan 'BoÅŸ ol!' sözüyle, bir anda düzeni yıkılabilen kadın, Anadolu AleviliÄŸi'nde, bu tehlikeden korunmuÅŸtur. Özellikle Hacı BektaÅŸ Veli, kadına olaÄŸanüstü önem vererek, onu ulusal kültüründeki yerine oturtmuÅŸtur. Alevilik'te, kadının erkeÄŸi istememesi, erkeÄŸin kadını istememesinden daha kolay ÅŸartlara baÄŸlanmıştır.'
Aleviler, 12 İmam'dan altıncısı İmam Cafer'üs Sadık'ın, 'Erkekler kadınlara ne kadar sevgi gösterirlerse, inançlarının deÄŸeri o kadar artar' sözlerine çok deÄŸer veriyor. İmam Sadık'ın 'Evleniniz, fakat boÅŸanmayınız. Zira boÅŸanma gökteki melekleri ve ArÅŸ-ı İlahi'de oturanları titretir, sarsar' sözünde ifadesini bulan boÅŸanma yasağına da riayet ediliyor.
ONA ARKADAÅž OLUNUZ
Aleviler, Hz. Ali'nin Fatima ile olan tek eÅŸli evliliÄŸini örnek alıyor. 'Birinci İmam' kabul edilen Hz. Ali'nin, 'Kadın çiçek tabiatlı, çiçek yaratılışlıdır. Kadın bir kahraman deÄŸildir. Her hal ve surette onunla anlaşınız. Kendisiyle iyi, gereÄŸi gibi ve makul görülecek, herkes tarafından beÄŸenilecek tarzda yaÅŸayınız. Ona öyle bir hayat arkadaşı olunuz ki o yaÅŸamının tadını tatsın' sözleri de Alevilikte kadının yerini gösteriyor.
ALEVİLİK ETNİK BİR AYIRAÇ DEĞİL
Anadolu'da yaÅŸanan AleviliÄŸin kökenlerinin eski Türk adetlerine dayandığını anlatan Rıza Zelyut'un görüÅŸlerine araÅŸtırmacı-yazar Cemal Åžener ve Alevi Vakıfları Federasyonu BaÅŸkanı DoÄŸan Bermek birer not düÅŸtü. Åžener, 'Alevilik bir inanç sistemidir. Etnik bir ayıraç olarak kullanılması pek kolay olmaz' dedi. Bermek ise 'Türkmen kavimlerin, Alevi inanç sistemini yorumlamaları, benimsemeleri ve Orta Asya'dan Batı'ya doÄŸru taşımış oldukları, kendi kültürlerini kaybetmeden Alevi inanç sistemi içinde yaÅŸamayı sürdürdükleri tarihi bir gerçektir. Nusayri kardeÅŸlerimizin, Balkanlar'daki Alevi kardeÅŸlerimizin de kendi yerel kültürleri içinde Alevi inancını taşıdıkları bir gerçektir. Alevilik hiçbir milletin ya da etnik grubun tekelinde olamaz' diyor. İslam'ı yayan düÅŸüncenin Ehli Beyt fikri olduÄŸunu belirten Dünya Ehlibeyt Vakfı BaÅŸkanı Fermani Altun da bu inancı taşıyan Gürcü, BoÅŸnak, Arnavut ve birçok deÄŸiÅŸik milletten insanlar bulunduÄŸunu hatırlattı.
Ruhun ölümsüzlüÄŸü
Anadolu AleviliÄŸi'nde ruhun yeniden doÄŸumuna inanılıyor. 'Don deÄŸiÅŸtirme' diye adlandırılan bu felsefede, ruhun ölmediÄŸine ve bedenden bedene girerek varlığını sürdürdüÄŸüne inanılıyor. 'Don deÄŸiÅŸtirme' nin Alevi ÅŸiirlerinde çok sık tekrarlandığını belirten Zelyut, 19'uncu yüzyılın büyük Alevi ozanlarından Mehmet Ali Hilmi DedeBaba'nın 'Aynayı tuttum yüzüme / Ali göründü gözüme' dizesini buna örnek gösteriyor. Zelyut, Åžah Hatayi'nin 'Be erenler be gaziler / Gelen Murtaza Ali'dir' diye baÅŸlayan devriyesinde ise kendisini Hz. Ali'nin don deÄŸiÅŸtirmiÅŸ biçimi olarak tasvir ettiÄŸini söylüyor.
Hacı BektaÅŸ Veli'nin ölümünün anlatıldığı öykü de bu inanışın izlerini taşıyor. Alevi menakıbnamelerinde yer alan bu söylencede, 'Hacı BektaÅŸ Veli ölmemiÅŸtir; çünkü tabuttaki Hünkar Hacı BektaÅŸ'tır' deniyor.
Zelyut, Alevilik'teki ruhun ölümsüzlüÄŸü inancının, Åžamanizm ve Budizm'e dayandığını anlatıyor. İnanca göre, insan öldükten sonra ruhu hayvanlara geçiyor ve tekamülünü tamamlayınca yeniden insanda bedenleÅŸiyor. Alevilik'te büyük yer tutan tasavvufta ruhun geçirdiÄŸi evrelere 'Kavs -i Nüzul' deniliyor; ruhun cemadat (madenler), nebatat (bitkiler), hayvanat içinde yaÅŸadıktan sonra insana ulaÅŸtığına inanılıyor. Ruhun geçtiÄŸi aÅŸamalara ise 'Kavs-i uruç' adı veriliyor. Zelyut bu inancı ÅŸöyle anlatıyor:
'Ruh, deÄŸiÅŸik hayvanların 'donuna girerek' sonsuz varlığını devam ettirir. Hacı BektaÅŸ Veli ve erenler, Turna kuÅŸu olup uçmaktadırlar. Zulmü temsil eden Hacı ToÄŸrul bir toÄŸrul (kartal cinsi avcı kuÅŸ) donuna girerek, güvercin donunda bir kayanın üstünde bekleyen Hacı BektaÅŸ Veli'ye saldırır. Bunun gibi pek çok söylence, Alevi menakıbnamelerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu inanç, Alevi kitlenin hayvanlara karşı sevgiyle yaklaÅŸmalarına yol açmıştır. Aleviler kurtlarla kuÅŸlarla birlikte Tanrı'ya seslenmeyi, bir ulu tapınma biçimi saymıştır.'
Dolu sarhoÅŸluk verecek biçimde olmaz
Alevi cem töreninde 'Dolu' içilmesinin kesin kuralları bulunuyor. Sadece post sahiplerince, yani cemdeki 12 hizmeti yürüten ehli kamil kiÅŸilerce içilen dolu; eski Türkler'deki bir gelenek olarak devam ettirilmekle birlikte; İslami bir çehre altında yaÅŸatılmıştır.
Dolu'nun, Kırkların Cemi denilen toplantıya dayandığı kabul edilir. Rivayete göre; Kırkların toplantısında (cemde) Selman bir üzün tanesi getirmiÅŸ; Cebrail bunu ezmiÅŸ ve kırk kiÅŸiye sunmuÅŸ; içenler esrimiÅŸ ve kalkıp semaha durmuÅŸlardır.
Cem törenlerinde; sadece postta oturanlarda yani, kutsal görevi yürüten erkeklere cem bitiminde Dolu sunulması geleneÄŸi buraya dayandırılır. Ayrıca görgü ceminde musahip olmuÅŸ canlara (taliplere) de dolu verilerek onlar bir tür yeminle birbirlerine baÄŸlanmış olurlar. Burada Dolu, sembolik olup asla sarhoÅŸluk verecek biçimde fazla içilmez. Sadece çay bardağıyla elin içinde gizlenerek alınır. Bu dem, mutlaka duayla kutsallaÅŸtırılır.
Tahtacılar arasında, Dolu bölüÅŸmek geleneÄŸi de vardır. Dolu bölüÅŸmek geleneÄŸi de ant içmenin bir biçimidir. Dolu verilen iki kiÅŸi, bir konuda söz vermiÅŸlerse o konudan dönmeyeceklerine yemin etmiÅŸ sayılırlar. Dolu içmek, erkeklere özgüdür. Bu da sadece, yaÅŸlı ve hizmet sahibi olanlara sunulan sembolik bir içkidir. Ceme katılanların tümünün böyle bir hakkı yoktur. Zaten onlar da böyle bir beklenti içinde olmazlar.
Alevi toplumunda gündelik yaÅŸamda içki sadece evlenmiÅŸ, yaşını başını almış, içkiyi bir mutluluk iÅŸareti olarak görenlerce içilebilir. İçkinin sofrada bir saki tarafından dağıtılması gibi kural egemendir. Sakinin sözüne uymayan kiÅŸiye de ceza verilir. Daha ileri giden olursa da onunla artık içki içilmez; sofraya alınmaz. Alevi ailelerde gençlerin içki içmesi asla hoÅŸ görülmemiÅŸtir.
İçkinin Dolu biçiminde kutsallaÅŸtırılması da demin rastgele alınmasını önleyen koruyucu bir etki yaratmıştır. Bu yüzden Alevi toplumundan ayyaÅŸ çıktığı az görülmüÅŸtür. Dolu'nun köklerini ve cemde nasıl alındığını Türk İslamı isimli son kitabımızda ayrıntılarla anlattık.
Rıza Zelyut
BektaÅŸilik
BektaÅŸilik, Hacı BektaÅŸ Veli'nin adına kurulan bir Alevi - Sufi tarikatı. 'El alarak' ya da 'nasip alarak' tarikata giren kiÅŸilere BektaÅŸi deniyor. Hümanizm temeline dayanan bir öÄŸreti olan BektaÅŸiliÄŸin odağında, 'insan' bulunuyor ve 'İnsan-ı Kamil' denilen olgun, yetkin insana ulaÅŸmak hedefleniyor. Uzmanlar BektaÅŸiliÄŸi, Alevilik'ten ayırmanın sosyolojik olarak mümkün olmadığını söylüyor. Prof. Dr. İrene Melikoff, 'Alevilik, BektaÅŸilik'ten ayrılamaz. Çünkü her iki deyim de aynı olguya, Türk halk İslamlığı olgusuna baÄŸlıdır' diyor. Osmanlı'nın gözde ordusu Yeniçeri Ocağı'nın manevi lideri konumundaki BektaÅŸiler'in dergahları, 1826'da, Yeniçeri Ocağı'nın kapatılmasıyla kaldırıldı. ÇoÄŸu dergah camiye çevrildi. BektaÅŸi postlarına NakÅŸibend” ÅŸeyhleri getirildi. Daha sonra NakÅŸ”lerin, BektaÅŸiliÄŸin ritüellerine Sünni ritüeller ekledikleri görüldü. Cem ayinine geçilmeden önce secde namazı kılınması, Muharrem orucuyla birlikte Ramazan orucu tutulması bunun örnekleri. Günümüzde Atatürk'e baÄŸlılıklarıyla dikkat çeken BektaÅŸiler, kendilerini 'yol ehli' olarak tanımlıyor.
Yunus'un gıdası Hacı Bektaş
Hacı BektaÅŸ Veli'nin Alevi-BektaÅŸi anlayışının, harcını kardığına inanılıyor. Mevlana, Baba İlyas, Ahi Evren'in çaÄŸdaşı olan Hacı BektaÅŸ, Saru Saltuk'un, Taptuk Emre'nin mürÅŸididir ve Yunus Emre'nin manevi gıdasıdır. Kimilerince Hz. Ali'nin soyuna da dayandırılan ve 'Kızıl İmameli Veli' denen Hacı BektaÅŸ anlatılanlara göre, her ÅŸeyi insanda arayan, Hakk'ı kendi özünde, kendi özünü de Hak'ta bulan anlayışıyla, sevgiyi ve bilimi kendisine rehber edinmiÅŸtir. Hacı BektaÅŸ Veli'ye göre dinin kaynağı Tanrı korkusu deÄŸil, Tanrı sevgisidir. 'Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız!' diyen Hacı BektaÅŸ Veli, Anadolu'da sevgi ve hoÅŸgörü kültürünün temellerini atmış ve Anadolu Alevi ve BektaÅŸiliÄŸi'nin doÄŸmasına öncülük etmiÅŸtir.
BİTTİ