AKŞAM | CUMARTESI | 06 HAZİRAN 2009, CUMARTESİ
Şirvan Savsun, 35 yaşındayken yakalandığı AML 'akut miyeloid lösemi' hastalığından savaşarak kurtuldu. 'Kızlarım için yaşamalıyım, nefes almalıyım' dedi; doktorların çabası, ailesinin uğraşları, kendisinin inadı, kızlarının sevgisi güçlü geldi ve iyileşti.

Şirvan Savsun, henüz 38 yaşında genç bir kadın ancak bu ömrüne 38 yıldan çok daha fazla şey sığdırmış. Çok güzel iki kızıyla sürdürdüğü mutlu hayatı bundan 3 yıl önce bambaşka bir boyuta taşınan Şirvan Savsun'u farklı kılan, direnci ve enerjisiyle hastalığa karşı verdiği yaşam savaşı...
AML 5 (akut miyeloid lösemi) hastası olduğunu öğrendiğinde yaşamla ölüm çizgisi arasında kalakalan Şirvan Savsun'u hayata bağlayan öncelikle kızları ve tabii ki inadı olmuş... Kanserle mücadelesi, tedaviye inançlı ve azimli bir hasta, iyi doktorlar, sevecen aile, tanımasalar da kanlarını paylaşacak kadar gönüllü insanlar sayesinde zaferle kazanılmış. Bugüne kadar böyle bir mücadeleye tanık olmadığını söyleyen Şirvan Savsun, 'Nefesimi hiç bırakamadım. Yok, dedim. Ben bu işin altından kalkacağım. Çocuklarım annesiz kalmayacak. Daha önümde çok zaman var. Çekilen acıları arkaya attım ve önüme baktım' diye anlatıyor.
Ağabeyinin iliğiyle hastalığından kurtulan ve sadece kontrollere giden Şirvan Savsun, yaşadıklarını 'Bırakamadığım Nefes' adlı kitapta topladı. Kitapta hastalığını, gün be gün yaşadıklarını, hissettiklerini anlatan Savsun, bir kadının içindeki gücün sınırının olmadığını da gösteriyor. Artık ney çalan, stressiz, keyifli ortamlarda yaşamak için hayatını yeniden düzenleyen Savsun, yaz aylarını da güzel bir sahil kasabasında kızlarıyla birlikte denizin, güneşin ve huzurun tadını çıkararak geçirecek. Şirvan Savsun ile çok güzel bir İstanbul gününde Ortaköy'de buluştuk ve yaşadıklarını biraz olsun paylaşmaya çalıştık. Bir an bile yerinde duramayan, hastalığını doktorlarla tartışacak kadar araştıran, enerji dolu, dinamik, bir söylerken bin kahkaha atan bir kadının hikayesi bu.
Hastalanmadan önce de bu kadar enerji dolu, yerinde duramayan bir insan mıydınız?
İnsanlar sürekli merak ederdi bendeki bu bitmez tükenmez enerjinin nereden geldiğini. Bir günün bana yetmediğini, günün 48 saat olması gerektiğini düşünürdüm. Neşeli, hayat doluydum.
Hastalandığınızı ilk nasıl anladınız?
10 Ağustos 2006 gecesi, enerjimde bir düşme, halsizlik, mide bulantısı oldu. Vücudumda kırmızı noktalar oluştu. Hastaneye doğumlarımın dışında gitmemiştim. 'Eyvah! Ben ya verem oldum ya kanser' diye düşündüm. Çocuklarımın babası, eski eşim Kemal'i arayıp 'Beni acil doktora götür' dedim. Yakında bir hastaneye gittik. Kan tahlillerimin sonucunu okuyan doktorun suratındaki ifadeyi hiç unutmuyorum. Durumumun iyi olmadığını, uzman bir hematoloji doktoru bulmamız ve hastaneye yatmam gerektiğini söyledi. 'Hastane ve ben' o kadar uzaktı ki, hışımla 'Ne diyor bu adam' diyerek yanından ayrıldım. Hastane kapısından nasıl çıktığımı bilmiyorum.
KANSER OLDUĞUMA UZUN SÜRE İNANAMADIM
Siz hastalığınızı kimden duydunuz? O an aklınıza neler geldi?
Kemal'in üzerine gidince; kan kanseri olduğumu söyledi. Sesim soluğum kesildi, her tarafıma ateşler bastı. İnsan önce 'neden' diye soruyor... Ben bunu hak ediyor muyum? Nereden çıktı bu hastalık? Şaka gibi geliyordu, inanamıyordum. Bu bir rüya; birazdan uyanacağım; yok böyle bir şey diyordum. Kimseyle konuşmak istemiyordum. Kızlarıma da hiçbir şey olmadığını, doktora kontrollere gittiğimi söylüyordum. Kendi inanamadığımı, başkalarıyla nasıl paylaşabilirdim?
Hastaneye yatmanıza karar verildiğinde neler oldu?
Camdan atlamayı düşündüm, 8. kattaydım ve yatağım cam kenarındaydı... 'Atlarsam ölürüm, sakat kalmam' derken çocuklarım geldi aklıma. 'Yavrularım ne yapar' diye düşündüm. Annelerini bu kadar güçsüz hatırlamalarını istemiyordum. Savaşmalıydım; onların hafızalarında güzel kalmayı düşünerek intihar fikrinden vazgeçtim. Adımın anlamı 'savaşçı'... Şirvan'a yakışır bir şekilde ölmeliydim.
Hastalığınızın tedavisi ilik nakliyle mümkün oldu. Ancak büyük riskleri de olan bir tedavi. O süreç nasıl yaşandı?
Her gün bir serum takılıp tahliller yapılıyordu. Bu, 15 gün kadar sürdü. Hastanede pijama giymiyordum; dışarı çıkıp bir internet kafede hastalığım hakkında araştırma yaptım. Akut, birden bire olan bir şeymiş. Sudan, çaydan, şundan bundan oldu gibi sebeplere dayanmıyordu. İyice şaşırdım. Kemoterapinin geçici bir tedavi olduğu, iyileşebilmek için ilik nakli olmam gerektiğini öğrendim. Bu, benim için büyük bir umuttu... Öğrendiklerimi doktorlarla paylaşıp, doğruluğunu teyit ediyordum. İlik naklinde şansımın yüzde 60 olduğunu, bunu başarabileceğimi düşünüp ilik nakli olmaya karar verdim. Doktorum beni ilik nakline yollamak taraftarı değildi, 'ölürsün' diyordu... Doktora 'öyle de öleceğim böyle de' deyip ilik nakli istediğimi söylesem de ısrarla istemiyordu. Hastalığımın en kötüsü olduğunu söylese de ben kararlıydım. Vücudumun başka hiçbir yerinde bir problem yoktu. Ben, kan üretemiyordum. Ya genetik olurmuş bu hastalık ya da stresten. Böylece, günlerce sürecek ilk kemoterapime başladım.
Bir yandan da size kan aranıyordu değil mi?
Evet, sağa sola telefonlar açıyorlardı; Kemal, ablam, eniştem, yeğenlerim, herkes seferber olup kanımın uyduğu uymadığı kim varsa başka hastanede topluyorlardı. Pimi çekilmiş bir bomba vardı elimde. Sıkıca tutuyordum. Biraz gevşetsem elimde patlayacak, ölecektim. Her kemoterapiden sonra, göğsümden 4 parmak yukarıdan deldiler beni, ilik alıp kapattılar. Umurumda bile değildi delmeleri, oymaları, beni kanatmaları. Benim içim başka türlü acıyordu, başka türlü kanıyordu.
Hastanede en çok etkilendiğiniz şeyler nelerdi?
Bahçede çocuk hematolojisi vardı. Bulunduğum yerin arkasındaki binada kalıyorlardı; 'Şirvan şu gördüğün çocuklardan utan! Onlar ne yapsınlar, küçücük bedenleriyle savaşıyorlar; annelerinin duydukları acılara bak, ne diyorsun sen!' dedim. Pes etmek yok. Böylece 4 kemoterapi gördüm. Kendime, 'az kaldı Şirvan ilik nakli olacaksın' diyordum sürekli.
BU HASTALIĞI TEMİZLEYECEĞİM
Ağabeyinizden ilik aldınız. O süreç nasıl gelişti?
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden aradılar. Kulaklarıma inanamıyordum, rüya gibi geliyordu... Doktor, 'İyileşemeyebilirsin, vücudun nakilden sonra iliği kabul etmeyebilir' dedi. 'Umurumda değil, bu hastalığı burada temizleyip yürüyerek buradan çıkıp Kadıköy'e evime gideceğim' dedim. Onlar sessiz kaldı ama sonra benim haklılığım anlaşıldı. İki hafta kadar hazırlıklar sürerken psikolog geliyordu. İki saat kadar konuşuyorduk.
Ne kadar sürdü ilik naklinin sonuçlarını almak?
21 Mayıs 2007'de nakil oldu. Bir hafta kadar o sonuçları bekledim. Vücudum yüzde 95 kabul etmiş iliği. Diğer tahlillerim de iyi çıktı. Artık benim ısrarlarımla ve iyi olduğum için eve yolladılar. Hijyenik bir ortamda bulunmam, insanlara ilk 6 ay yaklaşmamam, kendime çok dikkat etmem gerektiğini, haftada bir kontrole gelmemi söylediler.
Şimdi neler yaşıyorsunuz?
Şu anda ilaç içmiyorum. İki yılı doldurmama bir ay kaldı. 3 ayda bir kontrole gidiyorum. Artık kan üretebiliyorum. Bu arada benimle beraber ilik nakli yaptıran 5 kişiden bir tek ben yaşıyorum. Şanslı bir kadınım. Kızlarımla, geri kalan hayatımı yaşamaya devam ediyorum.
Babama kavuşacağımı düşündüğümde rahatladım
Ölmek için alınan son nefese yaklaşmıştım. Atmosfer boşluğuna benziyordu. Hiç kimse yoktu; bir tek ben vardım. Sonsuzluk vardı. Bedenimi hissetmiyordum. Bembeyaz bir ortamdı. Biraz korkutucu, yalnızlık ve soğuklukla karışık bir duyguydu. Buradan kopmam gerektiğini anlatıyordu bana; hayatımda her şey silinmişti; o beyaz boşluk ve ben vardım. 'Nereye gidiyorum?' diye sordum kendime. Allah'a kavuşacağım geldi aklıma; babama kavuşacağım geldi. Az da olsa içim rahatladı. Her şeyi bırakarak gitmek zorunda olduğumu hissediyordum. Yatağıma uzanıp kendimi bıraktım. Beni bir yerlere götürüyorlardı. 'Seni iyileştireceğiz' diyorlardı.
TÜRKAN YILMAZER-turkan@aksam.com.tr