AKŞAM | PAZAR | 31 MAYIS 2009, PAZAR
'Japonya'nın Nobel'e en yakın yazarı' olarak adı anılan Haruki Murakami'nin yeni romanı '1Q84'ün piyasaya çıkmadan önce büyük ilgi görmesi yayıncısını bile şaşırttı. İlk baskıyı 380 binden 480 bine çıkaran yayıncı, 'Bu inanılmaz. İnsanlar Murakami'nin son romanı için ölüyor' diyerek durumu özetledi. Cuma günü basına yansıyan bu haber üzerine, geçtiğimiz yıl yazarı mercek altına alan The Culture dergisinden bir derleme yaptık...

Haruki Murakami büyük olasılıkla dünya edebiyatının en başarılı, etkileyici ve kült yazarlarından biri. 60 yaşındaki Murakami'nin kitapları Japonya'da milyonlarca insan tarafından okunuyor. Üstelik yazarın başarısı sadece kendi ülkesi ile de sınırlı değil. Beşinci romanı 'Norwegian Wood' (Norveç Ağacı) ilk yılında 3,5 milyon satış rakamına ulaştı ve tam 40 dile çevrildi. 2007'de yazdığı 'After Dark'ın İngilizce baskısı ilk üç ayında 100 bin sattı. Onu sevenler kitaplarını Japon yemeklerine benzetiyorlar: Bilerek yumuşatılmış, merak uyandırıcı derecede egzotik ve hayli lezzetli bir karışım. Bu karışımın içerisinde hayaller, anılar ve gerçekler sürekli yer değiştiriyor ve sert bir mizah aromasıyla da keskinleşiyor. Murakami'nin kahramanları genelde hayatın zorluklarına rağmen ayakta kalmaya çalışan sıradan insanlar.
İlginç olan şu ki popüler olanla arası her daim limoni olmuş edebiyat çevrelerinin çoğunluğu ünlü yazarı destekliyor. Aldığı Franz Kafka ödülü, Princeton ve Liege üniversiteleri tarafından layık görüldüğü onur payeleri bunun en önemli kanıtı. Ama tüm bu ödüllere rağmen edebiyat çevrelerinin 'ağır abi'leri onu görmezden gelmeyi ya da pop, çöp gibi sözcüklerle nitelendirmeyi çok seviyor. Murakami'nin en tartışılan yanlarından biri de Japon kültürü ve gelenekleriyle uzak ilişkisi. Japonların kapitalizm takıntısından çok rahatsız olduğunu sürekli yineleyen yazar, dünyanın pek bir beğendiği Japon geleneklerini de hayli sıkıcı buluyor. Edebiyatın bu ilginç ve önemli yazarını tanıyanların detaylara vakıf olabilmesi, tanımayanların da bir an önce Murakami okumaya başlaması için onunla ilgili önemli noktaları sizin için derledik. İşte son kitabı bin sayfalık, iki ciltlik son kitabı '1Q84' henüz yayınlanmadan Japonya'da 480 bin satan Haruki Murakami hakkında bilmeniz gereken 9 'şey'.
TARTIŞMA YARATIYOR
Haruki Murakami her anlamda olay yaratan bir yazar. Yazdıkları her ne kadar büyük kitleler tarafından benimsense de fanatiklerinin ondan nefret edenlerle yaşadıkları polemikler hiç de az değil. Kimi zaman bu tartışmalar uzun zamandır birlikte olan insanların yollarını ayırmasına da sebep olabiliyor. Örneğin 2000 yılında Almanya televizyonlarının en önemli edebiyat programlarından biri olan 'Das Literarische Quartet' programının dört sunucusundan biri programı 12 yıldır beraber çalıştığı arkadaşlarıyla Murakami konusunda fikir ayrılığına düşünce hiç düşünmeden bırakıverdi.
ETKİLEYİCİ
Sofia Coppola kült filmi 'Lost in Translation'ı yaparken pek çok isimsiz Japon yazardan ama en çok da Murakami'nin yazdıklarından etkilendi. Pek çok tiyatro grubu onun yazdıklarını oyunlaştırabilmek, yönetmenler filme çekebilmek için sıraya girmiş durumda. Bu etkilenmeden ünlü yazarın çok fazla ilham aldığı müzik de payını alıyor kuşkusuz. Murakami'nin kitaplarından bölümlerin alıntılandığı albümler ve onun yazdığı karakterler üzerine bestelenen pek çok şarkı var.
KİTAPLARI DAHA ÖNCE YAZILMIŞ HİÇBİR ŞEYE BENZEMİYOR
J.D. Salinger ve Gabriel Garcia Marquez'in birlikte 'Malta Şahini'nin manga versiyonunu yazdığını düşünün. Bu absürd örneğin sonucunu az buçuk tahmin edenler, Murakami'yi anlamak yolunda bir adım daha atmış sayılabilir. Özellikle sorunlu bir çocukluk geçirmiş yetişkinlere önerilen 'Norwegian Wood', bu yüzden J.D. Salinger'in 'Gönülçelen'inin Japon versiyonu olarak tanımlanıyor. Üstelik Sallinger-Murakami ilişkisi uzun yıllar önce başlamış. Ünlü yazar yıllar önce 'Gönülçelen'i Japoncaya çevirme girişiminde bulunmuş ama bir türlü tamamlayamamış. Murakami bu çeviri macerasını şöyle anlatıyor: 'Hikaye giderek daha karanlık hale gelmeye başladı, Holden Caulfield o karanlık dünyadan çıkış yolunu bir türlü bulamıyordu. Bence Salinger bunu kendisi de bulamamıştı'.
JAPONYA İLE İLGİLİ ÇELİŞKİLİ DÜŞÜNCELERİ VAR
Haruki Murakami'nin Batı dünyasına hayranlığı su götürmez bir gerçek. Bunun altyapısında ise çocukken okumayı çok sevdiği pulp-fiction romanlar var. Üstelik Murakami'nin Batı'yla hayranlık dolu ilişkisi bir tek edebiyatla da sınırlı değil. Murakami batı müziğine fanatizm derecesinde hayran. Onu sevmeyenler Japonya'yı terk edip başka bir ülkeye yerleşmesinin altında bu hayranlık olduğunu söylüyor. Ama bu terk edişin başka nedenleri de var. Murakami kitabı 'Norwegian Wood' yayınlandığında bir gecede ünlü oldu. Bu ani şöhret onu rahatsız ettiği için de bir yıl sonra Japonya'yı terk ederek Amerika'ya yerleşti ve Princeton Üniversitesi'nde yazı dersleri vermeye başladı. Bu olay Japonya'da o kadar rahatsızlık yarattı ki ülkenin en önemli dergilerinden biri konuyu 'Murakami Japonya'dan kaçtı' başlığıyla haber yaptı. Tüm bunlara rağmen yaşlandıkça Murakami ülkesiyle bağlarının daha da kuvvetlendiğini her röportajında söylüyor: 'Önceden ülkesinden uzakta yaşayan bir yazar olmayı isterdim. Ama şimdi biliyorum ki, ben Japon bir yazarım. Orası benim toprağım ve köklerim o ülkede. Anladım ki insan nereye giderse gitsin sonuçta ülkesinden uzağa gidemiyor'.
CAZ TUTKUNU
Murakami'nin caz müziğine olan düşkünlüğünü bir adım ileriye götürerek bir dönem caz kulübü de işletmiş. Üniversite yıllarından başlayıp 1981'e kadar devam eden bu 'kulüpçülük' süreci, Murakami'nin yazarak yaşamını kazanmaya başladığı anda da son bulmuş. İşlettiği kulüpte yaşadıklarını kitaplarına da yansıtan Murakami, bunun kendisi için tuhaf bir deneyim olduğunu da itiraf temekten kaçınmıyor: 'Kulübü işletirken sürekli barın yanında dururdum. İşim insanları dinlemekti. Hiçbir zaman konuşkan bir insan olmadığım için bu durumun iş bittikten sonra bendeki yansımaları da çok farklı oldu. Artık sadece çok konuşmak istediğim insanlarla konuşabiliyorum'. Murakami'nin itiraf ettiği bu olay, onun televizyon röportajı vermemesinin de en önemli sebebi olarak görülüyor.
KEDİLERİ ÇOK SEVİYOR
Murakami'nin kedi düşkünlüğü bir sır değil. Bunu bir dönem işlettiği caz kulübünün adından da anlamak mümkün Peter Cat (Kedi Peter). Ayrıca kediler yazarın pek çok öyküsünde yer alıyor, özellikle de tuhaf olaylar başlamadan hemen önce.
MÜZİKTEN İLHAM ALIYOR
Pek çok hikayesi farklı müzik parçalarından alınan esinle yazılmış. Kitaplarının çoğunun ismi müzikal referanslar taşıyor. 'Norwegian Wood' Beatles; 'West of the Sun' Nat King Cole; 'Dance Dance Dance' Beachboys şarkılarından alınma isimler. 'The Wind-up Bird Chronicle' (Zemberekkuşu'nun Güncesi) Rossini'nin bir uvertürü, Schumann'ın bir piyano parçası ve Mozart'ın 'Sihirli Flüt'ünden esinlenilmiş.
İYİ BİR KOŞUCU
Yazarın en iyi yaptığı spor koşmak. 33 yaşında sigarayı bıraktığı zaman kilo almamak için başladığı bu sporu bir tutku haline getirmiş. Her yıl maratonlarda koşuyor ve yazıyla sporu kendisi için kıyaslamalarını isteyenlere şöyle cevap veriyor: 'Şanslı bir yazar hayatı boyunca en fazla 12 iyi romana yazar. Daha kaç tane iyi roman yazabileceğim konusunda bir fikrim yok. Herhalde dört-beş tane daha yazabilirim. Ama koşarken böyle bir limitim yok. Her dört yılda kalın bir roman yayınlıyorum. Ama her yıl bir yarı maraton ve tam maraton koşuyorum'.
ÇOK ROMANTİK
Kahramanlarının hayatları genelde kadınlar tarafından değiştiriliyor. Bu kadınların ortak özelliği zarif, kırılgan, farklı bir güzelliğe sahip, karmaşık ve gizemli olmaları. Murakami'nin kendi hayatında romantizmin yerini merak edenler ise hayal kırıklığına uğrayabilir. 1971'den beri evli olan yazar, 'Karımın aksine ben birlikteliklerden hoşlanmıyorum. 38 yıldır evliyim ve bu yılların çoğunun bir meydan savaşı gibi geçtiğini söyleyebilirim. Yalnız kalmaya çok alıştım ve bundan hoşlanıyorum' diyor.
Murakami'nin hayatı, Nisan 1978'de Tokyo'da izlediği bir beyzbol maçı ile değişmiş. Amerikalı oyuncu Dave Hilton'un yaptığı sayıyı 2007'de Der Spiegel'e verdiği röportajında şöyle anlatıyor: 'O anda çok garip bir şey hissettim. Sıcaklığı kalbime yayılan farklı bir duyguydu'. O gece ünlü yazar ilk romanı 'Hear the Wind Sing'i yazmaya başladı. Ama bu romanı çok sevmediği için başka dillere çevrilmesine izin vermedi.
ÖZLEM KÖYOĞLU