Serdar Akinan

kategori2

Derin

O sabah... Bu sabah...Uyandım... Ağır ve anlamsız bir yükü yaşamımın geri kalanında taşımayı terk ettim.
Vasat, terk edilmesi gereken saçma bir zemin değil midir?
O sabahlardan biriydi işte bu. Dünyanın en güzel kızı, Derin... Ben bu satırları yazarken, Büyükada'daki hakim bir balkondan, incecik bir ip gibi uzanan puslu Kartal sahillerine bakıyor.Yan gözle de yazdıklarımı, gülümseyerek, kesiyor.
Ara ara başını omuzuma yaslıyor. Uzun ve ince telli saçları yüzümü, mahcup, bazen arsız, okşuyor... Ama kokusu... Ahhh... O kokusu her şeyi; bugün ve yarın bana dayatıp üzüntüye mahkum edeceği her şeyi özgürleştiriyor.
Aşk bu olsa gerek.
İnancını geleceğe karşılıksız teslim etmek.
Geçen gün, Yasemin (Soyadından size ne!), çocuğunun, C.'de bir okulun bahçesine, evinin balkonundan nasıl baktığını, o anda yaşananları yazmış...
Aklıma, yıllar yıllar önce, uzak bir ülkeden memlekete aniden dönmek zorunda kalınca, onun, beni, Özge'yi ve o zamanlar Derin kadar olan Su'yu 'O.T. Alexandria'da hoş bir balıkçıda misafir edişini anımsıyorum... O kadar lokumdu ki... Hala o tatlı gülümsemesini hatırlarım... Hep bağışlar gibi gülümser o...
Hiçbir şey onun zihnimdeki yansımasının büyülü anlamını kazıyamayaz.
Tanıştıramadığımız çocuklarımız var... O kadar üzücü.
Aslında paylaşacağım bir başka meseleydi.
Çok ama çok başka sert bir siyasi mesele (nedense bu siyasi boklar hep sert olur) yazacaktım. Mayınlara... Haksızlıklara... Başbakanımızın (Devletlumuzun?) kabalıklarına, bizi bu vasata mahkum kılan sığ çevresine, Diyarbakır'da taş attığı için HåLå o koğuşlarda, bir insanlık suçu işlenerek tutulan, ÇOCUKLARA dair ağır çok ağır yazılar yazmak istiyordum.
Ama olmadı. Kalemim ketum bugün...
İsmail Küçükkaya'ya çağrımdır... Pazar günleri pazartesi yazısı çıkartamıyorum.
Anlaşıla... Affedile...
Pazar günü omuzunda cılız ve masum bir baş devriliyse... Siz İstanbul'u bir başka açıdan hülya ile izleyip, geçmiş aşklarınızın kokusunu Içinize çekiyor, hiç yaşanamamış bir aşkı yıllar yıllar sonra bir gece aniden tutkuyla  tadıveriyorsanız.
En yakınınız 'zula'dan Cycles Gladiator adında 2005 bir Cabernet Sauvignon  çıkartıveriyor ve fıstık çamlarına bakarak, bu muazzam tadı yudumlayarak, koklayarak, yazmak zorunda kalıyorsanız...
Kayıp yıllardaki sahici dostluklar sizi körebe gibi yakalıyor.
Bugün beni affedin dostlar. åşık oldum... Bu havaya... Beni mahvetti... Kızım başını omzuma yaslamış. Tek dileği biraz konuşmak... Bir gıdım daha oynaşmak...
Bir kızım uzaklarda... Çok ama çok uzaklarda... Ben burada paramparça... Dostlar seyrelmiş...
İnsan kime neye sarılacak?
İzin verin.
Bugün pazar...
Bu kahpe havada pazartesi yazısı çıkmıyor...
Çıkamıyor...
Sözüm söz... Sert, kudretli, hesap soran, kavga eden yazılar yazacağım...
Çok şey var yazacak... Kavga edecek... Bu toprak için, bu insanlar için...
Ama bu yazı... İzin verin... Yıllara kalsın... Zihinlere kakılsın.
Yaşanan bir ana dair...
Aşkı bana bakarak ve dokunarak öğreten bir masum meleğin gözlerine kalsın...
Derin'e kalsın.

Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3