Dün başıma birkaç medyatik felaket birden geldi.
Hürriyet gazetesinden Oktay Ekşi'nin yazısını zevk alarak okudum. Bu ondan kaynaklanan bir gelişme miydi yoksa bende büyük ihtimalle ölümcül olan ciddi bir sorunun başladığının göstergesi miydi bilemiyorum. Endişeliyim. Uzman yardımına ihtiyacım olabilir. Belki de tedavi için Amerika'ya bile giderim.
AKŞAM gazetesine gelince... 'Butch Cassidy and Sundance Kid' adlı filmi hatırlar mısınız bilemiyorum. Filmde 'Butch Cassidy' ve 'Sundance Kid' peşlerine düşenlerin kim olduğunu bir türlü anlayamadan sürekli kaçarlar ama peşlerindeki insanlar bir türlü kovalamayı bırakmaz.
Filmin sonuna doğru Butch peşlerinden dört nala gelmekte olan atlılara bakıp Sundance'e döner ve 'Kim bu adamlar?' diye sorar. Sundance'te cevap yoktur buna.
Bütün bunların AKŞAM gazetesi ile ne alakası olduğuna gelince... Ben de Butch gibi yeni yazarlarımıza bakınca 'Kim bu insanlar?' diye soruyorum ama benim yanımda bir Sundance olmadığından soruyu kendi kendime sormak zorunda kalıyorum.
Örneğin; Cemalettin Taşcı da kim? Başta o olmak üzere diğer bütün yeni yazarlarımız bana çok esrarengiz geliyor.
Bu arada çok vahim bir editoryal yanlış da yapılıyor. Kendisini yazar sanıp tip olarak 'Kurtlar Vadisi'ndeki Polat Alemdar'ın ekibinden alt düzeyde bir çaylak silahşora benzeyen bir kişiyi üçüncü sayfaya koymuşlar. Kontrolden çıkmış bir şekilde durmadan yazıp duruyor. Filmde Butch'un sorduğu soruyla bitireyim bu bölümü: Kim bu insanlar?
İstanbul'un Anna Wintour'u kim olacak?
Çoğu ciddi biçimde hasta insanlardan oluşan medya dünyamızda yeni ilgi alanı, bir süre sonra Türkçesi yayınlanacak olan Vogue dergisinin yayın yönetmeninin kim olacağı konusuna yoğunlaştı. Duyduğum kadarıyla şöyle özelliklere sahip bir gazeteci aranıyor: Tercihan kadın olacak, moda hakkında derin bilgisi, cep telefonunun rehberinde dünyanın en büyük modacılarının, moda yazarlarının telefonları kayıtlı olacak ve telefon açtığında Amerikan Vogue dergisinin efsanevi ismi Anna Wintour ile bile konuşabilecek.
Doğal olarak bu tür bağlantılara sahip bilgili bir kadın gazeteci bulmak çok kolay bir iş değil.
Aranacak özelliklere baktığımda benim aklıma hemen Berna Erten geldi. Ama onun bildiğim kadarıyla evladı gibi sevdiğini tahmin ettiğim ALEM dergisinin yayın yönetmenliğini bırakması çok da zor. Vogue dergisinin yayıncısı Conde Nast dergi grubu hakkında belki de tüm dünyada en fazla bilgiye sahip olduğum için Türkiye'deki arayış sürecini de ilgiyle izliyorum.
Anonim narsistler toplantısına katılmayı artık bıraktım
Medyada 'Cuma toplantıları' olarak anılmaya başlanan grubun toplantıları hakkında asılsız birçok şey yazıldı. Katılanlar güya birtakım planlar yapıyormuş, birtakım kararlar alıyorlarmış falan filan... Bir sürü laf saçmalandı.
Şimdi ben grubun toplantılarına katılmayı bıraktığıma göre artık gerçeği açıklayabilirim sanıyorum.
O grup, aslında narsistik kişilik bozukluğu hastalığından mustarip insanların grup terapisi yapmak için bir araya geldikleri toplantıdan başka bir şey değildi.
'Anonim alkolikler grubu toplantısı' gibi bir şeydi yani. Hani içkiyi bırakmaya çalışan alkolikler terapi için bir araya gelir ve her birisi başta söz alıp tek tek ayağa kalkıp 'Ben Mehmet. Ben bir alkoliğim', 'Ben Zeynep. Ben bir alkoliğim' diye itirafta bulunduktan sonra herkes alkolden kurtulma mücadelesini birbiriyle paylaşır ya; bizim grupta da narsistik kişilik bozukluğu hastalığından mustarip bazı insanlar deneylerini paylaşıyorlardı sadece.
Toplantılar genelde alkoliklerin yaptığı itiraflara benzeyen itiraflarla başlıyordu.
'Ben Hıncal Uluç. Ben narsistik kişilik bozukluğuna sahibim', 'Ben Oray Eğin. Ben narsistik kişilik bozukluğu hastasıyım', 'Ben Serdar Turgut. Ben narsistik kişilik bozukluğundan mustaribim...'
Buna benzer bir dizi itiraftan sonra konuşmalar başlıyordu ama bir süre sonra gördüm ki; benim dışında hiç kimse hastalığından gerçekten kurtulma niyetinde değil. Aksine herkes konuştukça daha da fazla narsist olmaya başlıyor. 'Bu işten bir an önce kurtulmam gerekiyor' dedim ve dün itibarıyla gruptan çıktım.
Hastalığımızı biraz daha iyi anlayabilmeniz ve bize anlayış göstermeniz için hastalığımızın semptomlarını özetleyeyim:
1- Herhangi bir eleştiriye öfke, utanç ve aşağılanma uygusuyla reaksiyon verir.
2- Kendi amaçlarını gerçekleştirmek için sürekli olarak başkalarını kullanır.
3- Sürekli olarak kendisinin çok önemli olduğu duygusuyla yaşar.
4- Başarılarını ve becerilerini sürekli olarak abartır.
5- Yoğun bir fantezi dünyasının pençesinde yaşar. Fantezileri de güç, başarı, güzellik, zeka ve ideal yaşam hayalleri ile süslüdür.
6- Kendisine daima iyi davranılması gerektiği konusunda makul olmayan beklentileri vardır.
7- Başkalarından sürekli ilgi ve hayranlık duymayı bekler.
8- Empati duygusu katiyen yoktur.