AKŞAM GAZETESİ | Mehmet Kenan Kaya | 2009-06-08

kategori2

Maymun tarafından maymun edilmek!

Türkiye geçen hafta Başbakan Erdoğan ve CHP Lideri Deniz Baykal marifetiyle yiğidin soğanına, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı sayesinde de evrim teorisine kilitlendi. Ama Şeytan'ın bile aklına gelmeyecek tesadüfler yüzünden iki mevzu da tatsız noktalandı.
n Siyasi soğan nasıl yarıldı?
Ekonomik krizi, kuru soğan istiaresine indirgeyen Erdoğan ile Baykal, tam içini açıp cücüğüne geçiyordu ki... Aralarında tartışmaya neden olan 'Milletin sırtından doyan doyana / Bunu gören yürek nasıl dayana / Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana' dizelerini yazan Aşık Mahzuni'nin oğlunun içler acısı halini anlatan haber soğanın tadını kaçırdı.
İşitme ve konuşma engelli Ferhat'ın, sokakta yaşadığı ve tıpkı babasının yazdığı gibi 'kuru soğana muhtaç olduğu' ortaya çıktı. Bu tokadımsı tesadüf, soğan polemiğine son noktayı koydu. Çünkü Davos Fatihi de olsan, 40 yıldır '6 oklu parti'de de otursan...
Soğanla yüzleşmek, soğanı yutturmak kadar kolay değildi.
n Nereden çıktı bu maymun?
TÜBİTAK'ın Darwin'i sansürleme hamlesinin finali ise daha acıklıydı. 'Yemişim evrimini' ya da ona benzer bir dürtüyle TÜBİTAK dergisinin kapağından Darwin'i şutlayan Başkan Yardımcısı, sabah uyandığında sansürlediği dergiye ilişkin haberlerin yanında bir de şempanze haberiyle karşılaştı.
Kötü tesadüf şuydu:
10 yıldır Santiago adlı bir şempanzeyi inceleyen İsveçli bilim adamları -sanki sırasıymış, kalemlerinden muz damlayan köşe yazarları yetmezmiş gibi- 'lüzumsuz araştırma'larının sonucunu tam da o gün açıkladılar. Ve 31 yaşındaki bu fırlamanın, kendini savunmak için alet yaptığını söylediler:
Ziyaretçilerin kendisini taşlamasından sıkılan Santiago, sabahları erkenden kalkıyor, çevredeki taşları topluyor ve sabırla yontarak 'kesici ve delici aletler'e dönüştürüyordu.
Hıristiyanlıktan bihaber olduğu için kendisine tokat atana öbür yanağını uzatmıyor, aksine sivri taşlarını ziyaretçinin gediğine koyuyordu. Yani, tıpkı insan gibi gelecek endişesi taşıyor ve bu yüzden eylem planı yapıyordu.
Şimdi kendinizi o başkan yardımcısının yerine koyun!
Sen kalk, kafayı maymunlarla bozmuş, hatta insan soyunun onlardan evrimleştiğini söyleyen sakallı bir İngiliz'i sansürle...
Ve ertesi gün, o İngiliz'in amacına hizmet eden bir maymun, seni maymuna çevirsin!
(Bu arada tıpkı Santiago gibi TÜBİTAK Başkan Yardımcısı da Hıristiyan değil. Ama onun kadar şanslı olmadığı için bir haftadır yanaklarını çevirip duruyor.)
Çünkü, inanırsın inanmazsın ayrı... Ama şu basit bilgiyi edinmiş olman gerek: Bilimin hakikati başka, imanın hakikati başkadır ve biri ötekinden üstün değildir! Yani, bir bilim dergisinin başında oturuyorsan, ya işinin hakkını verir, gavurun Current Biology dergisinde yaptığı gibi Santiago'yu kapak yaparsın.
Ya da 'Allah size selamet versin, ben almayayım' dersin, o zaman da Santiago sana kapak olur!

Adalet Ağaoğlu 'çay'da boğuldu

Usta yazar Adalet Ağaoğlu'nun (80) canı sıkıldı ve yine Elif Şafak'a verip veriştirdi.
Bu kez mesele, Elif Şafak'ın aslında bir kurgu olan Siyah Süt romanında kendisinden söz edilmiş olmasıydı.
(Bence Adalet Ağaoğlu, Elif Şafak'ı kıskandığını artık gizleyemiyor. Bunun ilk işaretini, ikisinin de katıldığı Çankaya Sofrası'ndan sonra vermiş ve 'Elif benden çok konuştu' sözleriyle mizahi bir figüre dönüşmüştü. Doğrusu, Adalet Hanım yüzünden masadaki kimsenin konuşamadığıydı tabii...)
Neyse... Adalet Hanım kitapta çok şeye bozulmuş ama... En çok çay demleyen yazar tasvirine sinirlenmiş. Aynen şöyle diyor çünkü:
Bir kere benim evimde çay diye bir şey demlenmez. Hep çalışan bir kadın oldum ben. Akşamüstü içkisi her zaman olabilir ama çay diye bir şeyim olmadı. Filtre kahvem her zaman prizdedir. Ama çay demlemem!
İşte size, 'usta yazar'dan 'çalışan, çağdaş kadın kriteri': Çay diye bir şeyim olmaz! Niye?
Çünkü çay 'gelenek'e ait bir şeydir. Cumhuriyet kadını ise filtre edilmiş bir kültüre sahip olduğu için filtre kahve içer. Döpiyes zarafetini de akşamüstü içkisiyle tamamlar.
Ama 'rol kesmek' de bir yere kadar tabii: Duygularına yenilince de çay gibi fokurdar!

Seks terminolojisinin altını üstüne getirdi

'Olmaz' denilen sonunda oldu ve Türkiye, Haydar Dümen'e bir rakip çıkarmayı başardı:
Üst dudakçı Hakan! Tam adıyla Hakan Karahan.
Aslında isim sürpriz. Çünkü Hakan Bey, birkaç yıl öncesine kadar kariyer sahibi bir bankacıydı. Bir gün 'Bu işler bana göre değil' deyip bıraktı. Birkaç roman yazdı. Romanlar tutmayınca spor salonlarının marjinal yakışıklısı olarak dolaşıma girdi. Ardından da Candan Erçetin'in sevgilisi sıfatıyla...
Geçen hafta Hakan Bey'in sinemaya da el attığını ve Gölgesizler adlı filmde hem yapımcı hem oyuncu olarak yer aldığını öğrendik.
Dümensel dönüşüm ise kamera arkasından çıktı.
Saba Tümer'e konuk olan Hakan Bey, kadınları hep üst dudaktan öptüğünü, üstelik bu kuralı ilk öpüşmeye başladığı 14 yaşından bu yana hiç bozmadığını yani tam 36 yıldır üstten aldığını söyledi.
Durup dururken değil tabii!!!
Çünkü neymiş... Hakan Bey'in filmdeki partneri Tailes Farzan'la öpüşme sahnesi varmış, fakat heyecandan üst dudak yerine alt dudağı tutturabilmiş... Altta tecrübesiz olduğu için kıvıramamış... Ha oldu, ha olacak derken dişleri çarpışmış falan...
Neyse sonunda Tailes Hanım, taze aktörün dudağına yapışmış ve öyle bir performans sergilemiş ki...  Sorun çözülmüş! 'Öpüşme bittikten sonra ne diyeceğimi unuttum' diyor Hakan Bey!
Biz Cihangir'de Haydar Dümen ile aynı apartmanda altlı üstlü oturduk! Ama üstattan hiç böyle lakırdılar işitmedim!
O yüzden başka bir söyleşide sanat için soyunacağını da açıklayan Hakan Bey'in gidişatını kestiremeyeceğim. Ama gerek de yok. Zaten Ayşe Özyılmazel yazdı: Dudakları ayırmak nedendir? Birinden biri ağlar sonra.

One Minute, ekonomiye 3500 lira kazandırdı

'One Minute' bu haftayı da boş geçmedi. Üstelik bir dakikada tu gelişme yaşandıı:
İKİ hafta önce 'One Minute'in patentini almak için başvuruda bulunan Abdullah Unakıtan, başvurusunu geri çekti. Niye diye düşündüm, bence iki şık var.
a) Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin Maliye Bakanı olan Kemal Unakıtan, 'Ticaret de bir yere kadar! One Minute oğlum' dedi. Moderatör durumuna düşen Abdullah Bey pes etti.
b) Sorun, Ahsen Hanım'ın  Cleveland Kliniği formülüyle çözüldü. Eşinin ameliyat olacağı hastaneyi seçerken kararsız kalınca Allah'tan yardım istediğini ve ABD'deki Cleveland Kliniği'ne yönlendirildiğini söyleyen Ahsen Hanım, One Minute için de aynı yöntemi kullandı. İçinden 'Abdullah patenti almasın' geçti.
SURİYE'NİN başkenti Şam'da yaşanan ikinci One Minute vakası, Türk ekonomisine      3 bin 500 lira katkı sağladı. İşte minute minute gelişmeler:
 Konyalı otomotivci Ahmet Özbek ile iki işadamı arkadaşı başkentte bir pavyona gittiler.
 Gülüp eğlendiler ama hiçbir şey içmediler. 'İçmiyorlarsa niye pavyona gitmişler?' diye sorulabilir ama o tali bir mesele...
 Gecenin sonunda dost ve kardeş Suriyeli garsonlar, masaya 1057 lira hesap getirdi.
 İtiraz işe yaramadı. Küçük ve tehlikeli odaya alınan üç kafadar, 514 lira vererek kurtuldu.
 Soluğu karakolda aldılar. Polis, durumu komisere bildirdi. (İşte zafer anı!) İşadamları endişeyle beklerken, komiser 'Erdoğan'ı çok severiz. Türk milleti için canımız feda olsun' dedi.
 Pavyona bu kez polis eşliğinde gidildi. Komiser, dolandırıcıya önce özür diletti, sonra 3 bin 500 lira haraç aldı. Ahmet Bey ve arkadaşları, 'Hayır, kabul edemeyiz' dese de işe yaramadı. Para, zorla cebe konuldu.  
 One Minute, Türk ekonomisine 3 bin 500 lira kazandırdı. Hayırlı olsun.