AKŞAM GAZETESİ | Mehmet Kenan Kaya | 2009-06-08
'Yemekteyiz' programının bu haftaki yarışmacıları Müşfik Kenter, Kenan Evren, Ayşe Kulin, Sultan lakaplı Vahdettin ve Karl Marx'tı.
Yarışmacılar ilk gün, Vahdettin'in Dolmabahçe'deki evinde buluştular. Ancak Osmanlı mutfağı ağırlıklı mönüden pek hoşnut kalmadılar. Börek, bezelyeli kuzu, bakla ve pilav fazla yağlı bulundu. 'Paça, zerde, baklava bir arada olur mu?' tartışması uzayınca sinirler bozuldu.
İkinci gün daha gergin geçti. Marx'ın, 'Ben birkaç zeytin daha alabilir miyim?' diyen Evren'e 'Hayır, herkes eşit sayıda yiyecek' uyarısı hoş karşılanmadı.
Ayşe Kulin'in evindeki yemekte ise yarışmacılar, sunumun muhteşem olduğunu, Ayşe Hanım'ın aslında 'içi boş' olan içli köftelerinin reklamını çok iyi yaptığını ama yemekleri lezzetsiz bulduklarını söylediler.
Müşfik Kenter'in yemekleri beğenildi. Ancak gecenin sonunda okuduğu Orhan Veli şiirleri herkesi uyuttu.
Final ise tam bir skandaldı. Evren'in iyi dövülmüş kanlı biftek, kan kırmızı köz biber, Kanlı Meryem içkisinden oluşan mönüsü yarışmacıları korkuttu. Ancak 'Beni seçmezseniz ödüle el koyarım' diyen Evren'in çıkışı işe yaradı. Ve 10 üzerinden 9.2, 100 üzerinden 92 puan alarak birincilik koltuğuna oturdu.
Diyelim, bir gazetenin televizyon sayfasında her sözcüğü 'yalan dolan' olan böyle bir haber yayımlandı.
Sizce inanan çıkar mı?
Cevabı ne yazık ki evet!
Çünkü TÜBİTAK'ın 300'e yakın liseli üzerinde yaptığı bir araştırmaya göre, gençler bu haberde ismi geçen kimseyi tanımıyor. Yani Vahdettin onlar için yağlı yemekleriyle ünlü bir magazin figürü de olabilir, Şamspor'da forma giyen bir sağ bek de! Zihinlerinde Sultan'a ilişkin hiçbir kayıt yok!
İstatistikteki verilerle anlatırsam:
Liselilerin yüzde 97'si Türk tiyatrosunun en büyük ustalarından Müşfik Kenter'in adını bile duymamış.
Son Osmanlı padişahı olan ve ölümü üzerinden sadece 83 yıl geçen Sultan Vahdettin'i tanıyanların oranı yüzde 30. Yani 10 gençten 7'si Vahdettin'den habersiz.
1980 darbesinin mimarı, 7'nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in kim olduğunu bilmeyen gençlerin oranı yüzde 88.
20'nci yüzyıla yön veren Marx'ı her 10 öğrenciden sadece 1'i duymuş.
Tablo karanlık. Ama ondan daha karanlık, daha korkutucu başka bir şey daha var. O da, Türkiye'nin gündeminin sadece gündelik siyasete indirgenmesi. Hilmi Yavuz'un tespitiyle; Türkiye'de siyaset yapan hiçbir partinin felsefi bir arka planı olmayışı, meseleleri gündelik olaylardan yola çıkarak yorumlamaları, 'taktik ve stratejik siyaset' üretmeleri... Bunun sonucu olarak da diğer bütün sorunları yok saymaları...
Örnek isterseniz:
Türkiye geçen hafta bu karanlık istatistiği değil, siyasi kariyerinin en parlak dönemlerinde bile cürmü kadar yer yakan Erbakan Hoca'nın İran gezisini konuştu. Araya 'Türk-Türkiyeli, alt kimlik-üst kimlik, öyle dedim-demedim' tartışmaları da girince... Müşfik Kenter'i sahnede izlememiş, Ayşe Kulin ile Oğuz Atay romanı arasındaki farkı anlayamamış, Vahdettin'in günahlarını sevaplarından ayıklayamamış, darbeci bir generalin neden yüzde 92 oyla cumhurbaşkanı seçildiğini düşünmemiş bir gençliğin ne halt edeceğini kimse düşünmedi.
Woody Allen'ın 'Tüysüz' diye bir kitabı vardır, epigrafında da 'Umut tüylü bir şeydir' yazar ya...
İçimde öyle bir şey var sanıyorum!
-2 mol kötülük yapan cennete gidebilir mi?
Terbiyesizlik etmek istemem ama bu haftanın şuursuzu ne yazık ki bir öğretmen....
Yakından tanımak isterseniz:
Zeki Kılıçarslan, Diyarbakır Rekabet Kurumu Anadolu Lisesi'nin kimya öğretmeni... Yani pozitif bilimle uğraşıyor. 'Anadolu Lisesi' kadrosunda olduğuna göre de iyi yetişmiş olduğunu varsayıyoruz.
O da diğer meslektaşları gibi öğrencilerine uzmanı olduğu bilgileri anlatıyor, onlarla sosyal ilişki kuruyor, kişiliklerine yön veriyor.
Kılıçarslan Hoca, geçen hafta bir sınav yapmış ve öğrencilerine, Milli Eğitim Tarihi'mize bir başyapıt olarak geçmesi gereken şu soruyu sormuş:
X şahsı hayatı boyunca 3.10 üzeri 22 tane iyilik ve 4.10 üzeri -2 mol kötülük yapıyor. Hesap günü mizanda iyilik ve kötülükleri tartılıyor. İyilikleri ağır gelirse cennete, kötülükleri ağır gelirse cehenneme, nötrleşme olursa Araf'a (hayvanların ve delilerin barınacağı yere) gidecek. Bu şahsın hesabı görülünce durumu ne olacak. İşlem yaparak sonucu bulunuz. (N: 6.10 üzeri 23)
Ahiret sorusu hocanın işi ama... Bu sorudan çıkan dünyevi soru işaretleri de var:
Kimya öğretmenlerinin öğrencilerine 'Ahiret Sorusu' sorması Milli Eğitim müfredatına göre caiz midir?
'İktidarımı kullanarak 14 yaşındaki çocuklara imani dozaşımı yapayım', 'Kimya öğretme bahanesiyle molla yetiştireyim' diyen bir öğretmene şuursuz denilebilir mi? Diyelim şuursuz kesmedi, 'aklını gereği gibi kullanamadığını' söylesek cehenneme gitme ihtimalimiz nedir? Araf'la yırtamaz mıyız? (Türk Dil Kurumu'nun sözlüğüne baktım: 'Ahmak'ın karşısında 'Aklını gereği gibi kullanamayan, budala' yazıyor.
Salı günü yayınlanan bu haberden sonra sesi çıkmayan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Bey, bu imanı bütün, düşünce sistematiği paramparça öğretmen için yasal bir işlem başlattı mı?
Okuldan atılmadıysa ve hala ahiret sorusu sormaya devam ediyorsa, liseli gençlerin Marx'ın adını hiç duymamış olmalarında bir tuhaflık var mı?
'Ne kadar ekmek, o kadar köfte! kuralı, 'Na to mermer, na to kafa!' sözü maarifte de geçerli midir?
Bedelli askerliği bekliyorum ama
sıkıntıdan kuşum tüy döküyor
'Cinsel bilgi dağarcığımızın G noktası' Haydar Dümen, sonunda patladı. Abuk sabuk mektuplar yüzünden siniri bozulan Hoca, 'Yağız Delikanlı' rumuzlu okuruna gazete sayfasından tükürerek bir ilke daha imza attı. İşte Dümen'in 'Ne delikanlısı be, Ne Anadolu genci ya!' diye haykırdığı, öfkeden dümeni kırdığı mektup:
32 yaşında yağız bir Anadolu delikanlısıyım. Henüz askere gitmedim. Aklım bedelli askerliğin çıkmasına takılı. İlişkinin en heyecanlı yerinde aklıma takılıyor. Benim kuş tüy dökmeye başlıyor.
Bu konuda ne yapabilirim?