AKŞAM GAZETESİ | Mehmet Kenan Kaya | 2009-06-08
Savur, Mardin'de dağ eteğine kurulmuş yoksul bir ilçe...
Nüfusu 8 bin... Her 4 kişiden 3'ü kırsalda yaşıyor. İşler yolunda giderse köylüler üzüm ve mahlep üretimiyle ayakta duruyor. Gitmezse tencere zor kaynıyor.
Ve tıpkı Bilge Köyü gibi, o yamaç da Başkent'e uzak, yabancı!
Savur'u bu hafta sürpriz bir konuk ziyaret etti: Altın Portakallı oyuncu Fadik Sevin Atasoy...
Fadik, taş bir binada ilçede yaşayan çocuklarla buluştu ve onlara Fransız yazar Saint-Exupery'nin 'Küçük Prens'ini okudu. Hep birlikte kitaptaki renkli çizimlere baktılar, sonra küçük bir sahne kurup romanı canlandırdılar.
Saint-Exupery'nin 1943 yılında yazdığı 'Küçük Prens' bir çocuk kitabı... Ama 'çocuk kitabı' tanımını aşan ustalıklarla dolu olduğu için bir klasik sayılıyor. Marx'ın 'Kapital'inden sonra dünyada en çok satan kitap olması da bunun kanıtı galiba.
Sahra Çölü'ne düşen bir pilot, bir Küçük Prens, bir tilki ve bir gülün macerası:
'Unutma', dedi tilki, 'Gülün için harcadığın zamandır gülünü bu kadar önemli yapan.
'Gülüm için harcadığım zaman' dedi Küçük Prens, hatırlamak için...'
Böyle büyülü bir şey yani...
Ajansa düşen fotoğrafları görünce 'Küçük Prens'i heyecanla dinleyen o çocukların büyüdüklerinde köylerini tarayamacağını düşündüm bir an.
Başkalarının da kendi gülleri için zaman harcadığını, kimsenin 'gül'ünün ötekilerden önemli olmadığını öğrendiklerini...
Bir gece yarısı üç kuruş, bir uçkur için köy basıp 44 insanı öldüremeyecekleri ihtimalini...
Türkiye, bugüne kadar Güneydoğu meselesini, başka birçok meselede olduğu gibi 'siyasi bir düzleme' indirgedi.
Bu yüzden oraya 'Küçük Prens'leri hiç sokmadı. Tilkilerin çocuklara 'gülün için harcadığın zamandır gülünü önemli yapan' diye fısıldamasına izin vermedi.
Mesela geçen seçimdeki Kars mitinginde seçmene 'hayvan' diye hitap eden milletvekilini yadırgamadı, tetikçilerin Malatya'da omuzlarda taşınmasından endişe duymadı ama... Saint-Exupery'den korktu.
Şimdi, her vahşette 'Ne oluyor bize?' diye şaşırıyoruz ya...
Neden şaşırıyoruz, bunu anlamıyorum ben de...
Hamasetten başka bir şeye çalışmayan kafan, 'Yemişim Küçük Prens'ini, tilkisini, gülünü' diye çalışsın... 'Olmadı Şeş TV'de Kürt dansöz oynatır, izdivaç programlarında kızlara koca bulur, sorunu çözeriz' diye düşün.
44 kişi yere serilince de 'hoppala' çek.
Galiba şimdi tek teselli şu:
Birçok kişiye çölde kum tanesiyle oyalanmak gibi gelebilir ama... Bu ülkede 'şeyine yerleştireceği sperm'den başka işlerle uğraşan sanatçılar da var.
Ve bu büyük tezgahı, küçük bir prensle değiştirme umudunu koruyorlar hala...
Vekil efendiler seçmenlere hayvan deme cüretini bulamasın, katiller omuzlarda taşınmasın diye çocuklara emekle büyüttükleri 'gül'lerini korumayı öğretiyorlar.
Yani Fadik'in sesiyle diyor ki Küçük Prens:
Çölü güzel yapan, bir yerlerde bir kuyuyu gizliyor olması...
Haftanın sözü
Küçük Prens yaşıyor:) Bir kitabın uçsuz bucaksız çöllerinde... Yazarı da kaybolmamış. Ben buldum. Mardinli, Diyarbakırlı çocukların gözlerinden bana bakıyordu.
Fadik Sevin Atasoy
Ailelerin yok edildiği Bilge Köyü'ne First Lady Hayrünnisa Hanım'ın şovundan iki gün sonra vasıl olan Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf.
AKŞAM'a 'Gideceğim tabii ancak oradaki güvenlik meseleleri henüz çözülmedi' dediği sırada First Lady olay yerindeydi.
Hoş, gitmesi de bir işe yaramadı. Çünkü Bakan Hanım, Cumhuriyet tarihine geçen vahşeti şu muhteşem ve kimsenin aklına gelmeyecek (!) tespitle açıkladı:
Bu sorunlar eğitimsizlikten kaynaklanıyor. Bir hukuk devletinde böyle bir şey yaşanması çok korkunç!
REYTİNG TEYZE AYSUN'U İDARELİ KULLAN
80'li yıllarda Atıf Yılmaz ile birlikte Türk Sineması'nda önemli bir dönüşüme imza atan Müjde Ar, artık sinemayı değil kendini dönüştüyor.
NTV'nin 4 kadınlı 'Haydi Gel Bizimle Ol' programının botokslu Reyting Teyze'si, her hafta yeni bir herzeye imza atıyor. 'Medyada şanım yürüsün' diye yaptığı bu planlı çıkışlar da boşa gitmiyor.
Önceki hafta Aysun Kayacı'nın memelerini Anayasa Mahkemesi'ne dikilen ucube Adalet Tanrıçası heykelininkine benzeten Reyting Teyze, bu haftaki canlı yayında da 'entelektüel sarışın'ın sperm sorunuyla ilgilendi.
Olay da Türkiye'nin önemli haber kanallarından NTV'de cereyan etti.
İşte yapış yapış muhabbet:
Müjde Ar:
Aysun, yaşın geçiyor. Bence sperm aramaya başla, çünkü koca bulamıyorsun.
Aysun Kayacı:
Sperm beni arasın!
Çiğdem Anad: Spermler arıyorlar herhalde seni, ama ulaşamıyorlar.
Aysun'un memesi, genital yolları tamam da... Bu kadar hızlı giderseniz haftaya ne konuşacaksınız?
Kız sarışın, güzel, seksi falan ama malzeme de bir yere kadar!
Neymiş, 'gay hakem' düdüğü ağzıyla
çalarmış başka organıyla değil
'Eşcinsel hakem olur mu?' Türkiye, geçen hafta bu soruya yanıt aradı. Federasyon 'Olmaz' dedi, Erman Toroğlu 'Yakışıklı futbolcuya nasıl penaltı verecek?' sorusuyla yine tarih yazdı, gazetecilerin görüş aldığı milletvekilleri ise bir sakınca görmedi.
Çoğu 'Neden olmasın' minvalinde açıklamalar yaptı.
Ama keşke yapmasalardı. Çünkü satır aralarında öyle potlar kırdılar, 'Tophane kahvesi kıvamındaki erkek söylemi' o kadar öne çıktı ki, mizahı bile yapılamaz hale geldi.
Yerseniz, ayrımcılığa karşı, birey hakkı savunucusu vekillerden eşcinsel hakeme destek mesajları:
l Ahmet Ersin (TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi, CHP):
Düdüğü başka bir organıyla değil, ağzıyla çalıyor. Yönetmelik mutlaka değişmeli.
l Malik Ecder Özdemir (TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi, CHP):
Eşcinsel hakemler diğerlerinden daha başarılı olabilir. Çünkü insancıl yönleri daha ağırlıklı olur, sporcuları daha fazla motive ve ikna ederler. Hakem kibar olursa futbolcular da kibar davranmak durumunda kalır. Maçta çok fazla ceza vermezler, faullerin, kırmızı kartların olmadığı daha estetik maçlar seyrederiz.
Zeki Müren bu halkın 'kırmızı
çizgisi'dir... Peki Bakan Bey nesidir!
Sahte duyarlılığın bir başka ünlü temsilcisi Ertuğrul Günay, kariyerinin en acıklı günlerini yaşıyor.
Revizyonda ipten dönen Bakan, o moralle 12 Eylül Paşa'sı Kenan Evren'e giydirip reyting almaya çalıştı. Ancak cuntacıyı eleştirirken 'Bu ülke ne absürdlükler gördü. Zeki Müren en iyi erkek, Bülent Ersoy en iyi kadın sanatçı seçildi' deyince yine çuvalladı.
Sivil toplum örgütleri canına okudu, Diva, 'Pembe nüfus cüzdanlı kadına ne ödülü vereceklerdi?' diyerek kalayladı. Zeki Müren için söylediklerini ise kimse ciddiye almadı. Ama yine de hatırlatılması gereken birkaç şey var galiba.
1-Zeki Müren, Klasik Türk Müziği'nin en büyük yorumcularından biriydi.
2-1950'de İstanbul Radyosu'na girdi, bir yıl sonra Türkiye'nin en ünlü radyo sanatçısı oldu.
3-600'ü aşkın plak doldurdu. 200 beste yaptı. Türkiye'nin ilk 'Altın Plak Ödülü' ona verildi.
4-Gazino kültürünü değiştirdi. Ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
5-1970'lerde sahneye kadın kıyafetiyle çıkacak kadar marjinaldi. Ancak halk, onun cinsel kimliğini tartışma konusu bile yapmadı.
6-Erkek olup olmadığını ölümünden 13 yıl sonra isminin önünde 'Kültür Bakanı' yazan birisi sorguladı.
7-TRT çekiminde fenalaştığı sırada 'Ne olur burada olmasın' dedi. Ölümü bile seyirciye saygısızlık sayacak kadar hassastı.
8-Halkın kırmızı çizgisiydi. Kimse aşmayı aklından geçirmedi. Çünkü o çizgi sanatının gücüyle çizilmişti.
9-Onu aşağılamaya çalışan Kültür Bakanı, 2 yıl önce parti değiştirdi. Halk samimiyetine inanmadı. Hala 'dönek' diye yerden yere vuruluyor.
10-Yani... Halk, 'en iyi'yi seçerken, pipiye kukuya falan değil, 'Kimsin?' ona bakıyor.
Ne absürd değil mi!!!