AKŞAM
Türkiye, Irak'taki Şii, Sünni, Kürt, Arap, Türkmen, Asuri ve diğer gruplarla yakın ilişkiler kurdu. ABD'nin çekilmesinden sonra, Türkiye karşısında kargaşa içinde bir ülke bulacak
HÜSNÜ MAHALLİ- YENİ BİR IRAK'A DOĞRU 3
1 Mart tezkeresinin reddedilmesinden sonra Türkiye, Irak'taki tüm taraflarla ilişki kurmaya başladı. 6 yıl aradan sonra bu yöntemin ne denli doğru ve önemli olduğu anlaşılmaktadır.
Türkiye bugün Şii, Sünni, Kürt, Arap, Türkmen, Asuri ve diğer tüm gruplarla çok yakın bir ilişki içinde. Bu grupların tüm lider ve yöneticileri Türkiye'ye davet edilmiş, Sünnilerin siyasal sürece katılmaları için de Ankara yoğun ve başarılı bir çaba harcamıştı. Bu çaba ile arabuluculuğun sonucu olarak Sünniler, Ocak 2006'da yapılan seçimlere katılarak hükümete ortak oldu.
PKK'dan dolayı KDP ve KYB ile inişli-çıkışlı bir ilişkiyi sürdüren Ankara son dönemde bu ilişkide de istikrarlı bir zemini yakaladı.
Belki de bu nedenle bugün Kuzey Irak'ta iş yapan Türk şirketlerinin sayısı 300'ü buldu.
Kuzey Irak'a ve merkezi hükümet kurumlarına mal satan firmalar da aynı sayıda. Türkiye ve Türk firmalar bu işten milyarlarca dolar kazanıyor.
Peki siyasal ve ekonomik alanda önemli bir ilişki düzeyini yakalayan Türkiye, Amerikan askerlerinin çekilmesi durumunda acaba nasıl bir Irak bulacak karşısında?
Şİİ, SÜNNİ VE KÜRTLER ÇEKİŞİYOR
Hiç kimse 3-5 yıllık bir süre içinde Irak'ta her şeyin normalleşebileceğini beklemiyor. Ülke yönetiminde bulunan tüm taraflar arasında birçok sorun devam ediyor. Sünniler, Amerikalı yönetici Paul Bremer'in kaleme aldığı anayasanın değiştirilmesini istiyor.
Şiiler ile Kürtler petrol yasası ve federal bölgelerin yetkileri konusunda tartışıp duruyor.
Kerkük ve peşmerge birliklerinin merkeze bağlanması konuları ise kolay çözülecek gibi gözükmüyor. Tüm bu karmaşık ilişki ve sorunların yanı sıra Irak'ın başka ciddi ve önemli sıkıntıları bulunmaktadır.
Yaklaşık olarak üç hafta süren bombardıman sonucu ülkenin neredeyse her yeri yıkılmış durumda. Ülkede altyapı diye bir şeyden söz etmek mümkün değil. 6 yıl geçmesine rağmen hala elektrik ve su sorunu çözülmedi. Bu alanlara yapılan yatırımlar, yolsuzluk ve terör nedeniyle hep aksıyor. Ülkenin petrol üretimi ve ihracatı benzer nedenlerden dolayı olması gereken düzeye ulaşamıyor.
Peki insani durum ne acaba?
Amerikan bombardımanı, Amerikan askerleri ile yaşanan çatışmalar, Amerikan askerlerinin rastgele ateş etmesi ve işgal sonrası yaşanan Şii-Sünni çatışmalarda şimdiye kadar en az bir milyon kişinin öldüğü, bir o kadarının sakat kaldığı ve iki milyonunun da yaralandığı hesaplanıyor.
1 MİLYON KADIN DUL KALDI
İşgal sırasında kullanılan türlü türlü bombalardan dolayı kanser ve benzeri hastalıklarda patlama yaşanıyor. Ölen bir milyonu aşkın Iraklı'dan geriye kalan bir milyona yakın dul kadından söz ediliyor.
Irak-İran savaşı, Kuveyt işgali ile sonrasındaki savaş ve Kürtlere karşı Saddam'ın savaşı sonucu ölen insanlardan geriye kalan dulları da bu sayıya katarsak ülkede yaklaşık 2 milyon 350 bin dulun olduğu hesaplanmaktadır. Bu dul kadınların bakmak zorunda olduğu çocuk sayısı ise yaklaşık olarak 4 milyon civarında.
25 milyon nüfusu olan Irak'ta bunca dul kadının olması beraberinde çok ciddi ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunları da getiriyor.
İşsizlik oranının yaklaşık % 45 olduğu Irak'ta dul kadının hiçbir şekilde yaşama şansının olmayacağı ortadadır. Açlıktan ölmeyi göze almayan dullar için iki seçenek var: Ya fahişelik yapacak ya da Şii bir gelenek olan mutaa evliliğe evet diyecek. Bu uygulamadan dolayı bazı bölgelerde bir Iraklı erkeğin haftalık ya da aylık olarak nikah kıydığı kadın sayısı bazen 7-8'e ulaşıyor.
Böylesi karmaşık, garip, inanılması güç bir durumu yaşayan Iraklı kadın ve erkeklerin %15'i çok ciddi psikolojik sorunlarla boğuşuyor.
Yine Sağlık Bakanlığı'nın raporlarına göre savaş travması yaşayan çocukların %65'i anormal davranışlar sergiliyor. Okullarda ve gençler arasında Afganistan kökenli afyon ve benzeri uyuşturucu kullanımı ise çok hızlı ve tehlikeli şekilde artıyor. Irak üzerinden uyuşturucu tüm Körfez ülkelerine yayılmaktadır. ABD askerleri ile işbirliği yaparak ya da Şii-Sünni çatışmalarına katılarak öldürmeyi meslek edinen binlerce Iraklı, işgalin son bulmasından sonra işsiz kalma psikolojisinin ağırlığını şimdiden yaşamaya başladı.
Sünni-Şii çatışmalardan dolayı evini, köyünü ve kentini terk etmek zorunda kalanların sayısı iki milyonu bulmuş durumda.
Suriye, İran, Ürdün ve diğer komşu ülkelere kaçmak zorunda bırakılan Iraklı sayısı ise yaklaşık 3 milyon.
Kaçmak istemeyen ve tüm zor koşullara karşın ülkesine hizmet etmek isteyen bilim adamı, doktor, üniversite hocalarından 3 bini öldürüldü.
İşgal sırasında ve sonraki çatışmalarda teröristlere saklanma yeri olması bahanesiyle en an 5 milyon hurma ağacı yakıldı.
İşte özgürlük, demokrasi, insan hakları ve benzeri söylemlerle işgal edilen Irak artık bu durumda...
Böyle bir Irak'ta Türkiye'nin tek başına ya da Suriye, İran ve bölgenin diğer ülkeleri ile birlikte ortaya koyacağı ve başaracağı herhangi bir proje, yalnız bu ülke için değil, tüm bölgenin geleceği açısından çok önemli ve yaşamsaldır.
Çünkü siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, insani, psikolojik tüm veri ve değerleri anlamsızlaşan bir Irak, yalnız kendi sınırları içinde yaşayan insanlar için değil, tüm coğrafya için çok ama çok tehlikeli olacaktır.
Örneğin yukarıda işaret edilen dul kadınların bir bölümü yalnız Irak'ta değil, başta Suriye, Ürdün ve Körfez ülkelerinde fahişelik yapmak zorunda kalmaktadır.
Bu ise sözü edilen ülkelerin toplumsal kültürü, sosyal dokusu ve insani değerlerini, orada yaşamakta olan insanların vicdanını zorlamaktadır.
Bu ve Irak'ın genel olarak durumu ise Amerika'ya olan nefreti katlayarak artırmakta, insanları radikalleşmeye itmektedir.
RADİKAL İSLåMİ ABD YARATTI
Teröre yani radikal İslam'a karşı savaş çerçevesinde Irak'ı işgal eden ABD, radikallerin Irak'ı kontrol etmesine yeşil ışık yakmak durumundaydı.
Bugün Irak'ın Şii, Sünni ve bazen de Kürt bölgelerinde dinsel söylemli siyasi gruplar ve cemaatler hızla güçleniyor, ülke genel olarak din ağırlıklı söylemlerle yönetiliyor. Böylesi bir durum doğal olarak bir yandan Şii İran'ın öbür yandan da Sünni Kaide ve Kaide benzeri grupların işine yarıyor.
Yani Irak'ta önümüzdeki 20-30 yılda hep bu tartışmalar olacak, bunlar da doğal olarak bölgeye yansıyacaktır.
11 Eylül saldırısını bahane ederek İslam'a savaş ilan eden ABD, anlaşılan başka türlü bir İslam ile karşı karşıya gelebileceğini hesaplayamıyordu.
Belki de ABD bunu bilerek yapıyordu.
Tıpkı komünizme karşı radikal İslam'ı yaratıp desteklediği gibi...
Çünkü komünizm çöktüğünde ABD'nin yarattığı radikal İslamcı grup ve güçler bu kez İslam düşmanı Yahudi İsrail'e destek veren ABD'ye karşı savaş açacaktı.
Tıpkı Kaide'nin yaptığı gibi!