AKŞAM GAZETESİ | Bahri Havadır | 2009-06-09

kategori2

Bir yiğit çıktı meydana

Yiğit Şardan... Galatasaray Kulübü Başkan Yardımcısı...'
Ne kartvizit değil mi?
Vay vay vay...
Ağzından çıkan kanun olmalı kulüpte; her şeyi bilmeli.
Geçen hafta düzenlediği basın toplantısına medyanın ilgisi o yüzdendi.
'Bülent Korkmaz'la devam edebiliriz' dedi. Herkes de şaşırdı tabii. Ama Başkan Yardımcısı bu; dalga geçecek değildi ya!
Futbolu yönetenleri; yani Başkan Adnan Polat'ı, Haldun Üstünel'i, Adnan Sezgin'i, Murat Yalçındağ'ı kendince rezil mi ediyordu yoksa! 'Siz hoca arayıp durun; ben söyledim söyleyeceğimi' mi demek istiyordu acaba!
'Polat ne diyecek' diye beklerken merakla.
Demedi bir şey.
Öfkeliydi. Bulunduğu Madrid'den raconu kesti; 'Bülent'le yolları ayırın' dedi ve yollar ayrıldı.
Peki neydi Şardan'ın derdi? Ne yapmak istedi? Koskoca Başkan Yardımcısı konuşmasının üzerinden bir hafta bile geçmeden tekzip edilebilir mi?
1-Yönetim kurullarının bir namusu vardır. Orada konuşulan orada kalır. Medya önünde makyajlı laflarla çalışma arkadaşlarına geçirme yapılmaz.
2- Yiğit bey, 14 aydır görevdesiniz. Madem futbolu yönetenlerin icraatından memnun değilsiniz, neden o güne kadar sustunuz? Nerelerdeydiniz?
3- Siz yönetimde bir de mali işlerden sorumlusunuz. Yetkiniz var. Neden 2010 kongresine yakın bir zamanda bu çıkış yapma gereğini duydunuz?
4-Yönetim kurulu 'O kulübün duruşunu sergiler' değil mi? Yani 15-16 yöneticinin bir duruşu olması gerekir ki, sahadaki 11 kişinin de bir duruşu olsun. Size göre bir ahenk var mı?
5-Yönetim kurullarının bir planı, projesi, güvenilir bir mali tablosu vs, vs. olur. Bugünkü gazetelerdeki komikliğe bakın (08.06.2009) Rijkaard'a 4 milyon Euro verildi, yönetim para arıyor diye. Para yoksa Rijkaard'a nasıl verildi ?
6-Bir yönetici düşünün ki, Galatasaray Atlıspor Kulübü'ne bir iyilik yapıyor ama babasının ismini veriyor ?
Daha neler neler? Medyanın önünde 'Çok başlılık   var diyeceğinize' önce kapalı kapılar ardında uzlaşma sağlayın. 
Acaba 2010 kongresi öncesinde aday olmanın nabız yoklamaları mı var diye de aklımdan geçmiyor değil.
Veya herkes çıksın medyanın önüne kim Haldun Üstünel'e kıl, kim Polat'tan nefret ediyor, kim Yiğit Şardan'a tavır yapıyor, kim Sezgin'in varlığından rahatsız, kim aday olabilirim diyor açık açık konuşsun ve bir daha herkes sonsuza kadar sussun.Çünkü bu açıklamalar, perde arkasından çevrilen oyunlar, imalı konuşmalar Galatasaray'ı derinden yaralıyor.

Konuş Üstünel
Haldun Üstünel, konuşmalı, hem de hiç vakit geçirmeden...
Çünkü çok iş bitiren Üstünel'in, net olarak isim verilmese bile 'Bülent Korkmaz ve Hasan Şaş'ın gönderilmesinde başrol oynadığı' her yerde tartışılıyor.
Yani Üstünel'i suçlayan suçlayana.
Hatta işi daha da çirkin boyutlara çekenler bile var.
Hatta tribünden gelmiş birinin, Galatasaray yöneticiliği koltuğuna oturunca nasıl havaya girdiğini, herkese nasıl tepeden baktığını iddia edenler bile var.
Tabi çamur at izi kalsın.
Tribünden gelmek suç mu?
24 saatte, 17 saat Galatasaray için çalışmak ayıp mı?
Eşini iki kızını, işini bir kenara bırakıp otel lobilerinde sabahlamak, Galatasaray için yeni formüller bulmak ters bir şey mi?
Rijkaard'ın ağzından girip burnundan çıkarak ikna etmek kolay iş mi?
Saç uzatıp arkadan bağlamak racona mı ters?
Ben Haldun Üstünel'e inananlardanım?
Ama herkes ben değil ki. İşte onun için konuş Üstünel konuş. Konuş ki konuşanlar sussunlar artık, yoksa emeklerine yazık!

Rijkaard'ın arkasına geçmeyin!
Hagi'ye 'Ayhan Akbin'i yanına al' deyip de, sonra onu çılgına çevirenler.
Gerets'e 'Sana müthiş oyuncular alacağız' deyip de, sonra İnnamoto'yu transfer edenler.
Kalli'ye hiçbir şeyi yokken 'Sağlığı bozuldu' deyip de el sallayanlar.
Skibbe'ye 'Çok sıcakkanlı bir Alman canım' deyip de 'Bu aşçı iyi yemek yapamıyor' diye gönderenler.
Bülent Korkmaz gibi bir efsaneyi 'yanındayız' derken istifaya zorlayanlar.
Ve her ortamda her hocaya 'Sen işine devam et, biz senin arkandayız' diyenler.
Böyle bir ortamda Rijkaard gibi bir karizmanın gelişine şahit olduk.
Lütfen artık Hagi'ye, Gerets'e, Kalli'ye, Skibbe'ye, Bülent Korkmaz'a söylenen gibi 'Arkandayız' denmesin Rijkaard'a.
Sağında, solunda, önünde olun olmasına da ne olur geçmeyin arkasına!
Özhan Canaydın'la başlayan bu 'Arkandayız' furyasında, arkasına geçilenlerin ne olduğunu biz gördük.!
Onun için geçmeyin kimsenin arkasına, geçerseniz ne olacağını çok iyi biliriz.

Rijkaard'ı getirmek kolay mı?
Dünya futbolunun en önemli isimlerinden biridir Frank Rijkaard.
İkna edilip de getirilmesi kolay değil.
Bu yoklukta hem de.
Para nasıl verilecek; bunu
Sayın Polat ve Üstünel bilir. Gerçek şu ki; böyle birinin İstanbul'a getirtilip, imza attırılması rakipler açısından kıskanılacak bir durum. Rijkaard'ın, karizmasının Galatasaraylı futbolculara daha büyük bir ciddiyet getireceğinden kuşkum yok.
Hollandalı teknik adamla Madrid'deki görüşmede futbolcuları anlatmışlar ona.
O da 'Dünya yıldızı almanıza gerek yok' demiş ve eklemiş:
'Üç transfer yeter. Milan Baros'un yanına forvet, bir de stoper almamız gerek.  
Abartmamıza gerek yok.'
Kewell'ı ve Milan Baros'u iyi tanıdığını, Lincoln ve Nonda'yı kampta tanıyacağını söylemiş. Hiçbir futbolcuyu kaybetmek istemediğini, kimseye karşı da önyargılı olmadığını anlatmış. 'Yalnız işini ciddiye almayan, kaytaran, sürekli mazeret çıkaran futbolcuyu da istemem' demiş.
Bu sözler mutlu etmiş Adnan Polat'ı. 'İşte aradığımız hoca' demiş, Haldun Üstünel'e mutlulakla.
Bakalım ne gösterecek zaman? Nice mutluluklar.