AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-06-10

kategori2

Kadınların nüfus kağıtlarındaki Türkiye'nin dayanılmaz ağırlığı

Dikkatli göz ve duyarlı bir beyinle bakmayı bilirsek her insanın nüfus kağıdı kendi hayatının fotoromanı gibi okunabilir.
Çoğumuz o kağıtta, onu elinde tutan insanın hayat hikayesinin yazılı olabileceğini düşünemeyiz.
Bunun görülebileceğini duyarlı bir kadın okuyucum öğretti bana.
Birkaç gün önce konu başlığında 'Sizi Seviyorum' diyen bir mektup aldım Hülya adlı bir okuyucumdan.
'Haydi hayırlısı' deyip okumaya başladım mektubu. Hiç heyecanlanmayın; tahmin ettiğiniz gibi bir şey değildi bu. Mektubun tonundan düzgün, birikimli, bilgili bir kadın tarafından yazılmış olduğu belliydi. (Bu arada her zaman cevap yazamasam da her mektubu mutlaka okuduğumu da hatırlatmak istiyorum.)
Hülya Hanım şöyle başlamış mektubuna; 'Daha önce de belirtmiştim... Defalarca da takdirlerimi iletmiştim... Devam edin...'
Bu cümleleri duyabilmek bir yazar üstünde sanki Nobel almış etkisi yaratıyor. Yıllardır yazarım, birçok da sevgisini ileten okuyucu mektubu alırım, hala daha alışamadım, kanıksayamadım. Her yeni sevgi ileten mektup beni sanki ilk defa alıyormuşum gibi heyecanlandırıyor.
Düşünüyorum da; iyi ki kanıksayamamışım bunu. Zinde tutuyor bu heyecan beni. Beyin zindeliğinden bahsediyorum tabii ki... Hala daha kendini genç hissettiğini etrafa anlatan absürd erkeklerden olmayacağım ben.
1964 doğumlu olduğunu söyleyen Hülya Hanım'ın mektubunu daha da özel yapan  yanı mesajından sonraki gözlemlerdi.
Hülya Hanım seçim gecesi sandık görevlisi olarak saat gece yarısı birlere kadar çalışmış, uğraşmış ve oy atmaya gelen tüm kadınların uzattığı nüfus kağıtlarını dikkatle incelemiş. 2001 yılında nüfus cüzdanını almış olan bir kızın başı kağıttaki resimde açık ama oy verdiği gece kapalıymış. O geçiş sürecinde neler yaşamış olacağını düşünmüş okuyucum.
Bu tür değişimler gayet normal değil mi? Daha önce kapalı olan kızların sonra başının açıldığı durumlar da üzerinde düşünürseniz temelde trajik değil mi? Kapalı kızın açılması sürecinde neler yaşamış olabileceğini de düşünmez mi insan?
Eğer tüm bu olanlar bireysel tercih ve özgürlük meselesi ise, özgür iradeler söz konusuysa kimsenin diyebileceği bir laf olmamalı. Meseleye böyle bakarsak hepimiz nüfus kağıtlarımızdaki resimlerimizin verdiği imajı zaman içinde  değiştirme hakkımızı savunmalıyız. Bir kısmımız türban takar, bir kısmımız ise çıkarır. Bazı erkekler ise kulağına küpe takar bazımız ise sakal bırakır. İnşallah hiçbir zaman tek model insan olamayacağımıza göre, Türkiye'nin insanlara kendilerinde bu tür değişiklikleri özgürce yapma fırsatını tanıdığından dolayı kendimizi şanslı hissetmeliyiz. Ve bu şansı hiç kaybetmemek için mücadele etmeliyiz. (Laik demokrasinin önemini hiçbir zaman unutmayın.)
Bana yazan okuyucum, o kızın yaşadığı değişimin mahalle baskısı yüzünden olduğunu düşündüğünden üzülmüş olabilir.
Ama Hülya Hanım'ın bir başka tespiti var ki; bana asıl trajik gelen ve yazıma bu başlığı attıran yön buydu...
Diyor ki mektubunda; 'Hayat yorgunu ve fakir olduğu için erkenden çökmüş gibi gözüken bir hanımefendinin benden bir yaş küçük yani 1963 doğumlu olduğunu görmek...'
'Ve 1982 doğumlu bir hanımefendi 40'lı yaşlarda gibi görünüyordu'.
Bunlar yıkmış okuyucumu. Özellikle kadınların yorgun düşmüş olduğunu görmüş ve içi yanmış.
Bu durumdaki kadınlardan o gece çok sayıda olması, bu memleketin tüm sosyal ve ekonomik ağırlığının, acımasız eziciliğinin özellikle kadınların üzerine çullandığını hatırlattırıyor insana.
Ne diyebilirim; tamamen haklı kadın okuyucum. Utanmalıyız gerçekten. 'Bu işte benim hiç sorumluluğum yok' diyerek hiçbirimiz sorumluluk almaktan kıvırtmaya filan çalışmayalım. Çünkü hayatın bir alanında mutlaka sorumluluğumuz vardır.
Erkek ağırlıklı iktidarlar elinde yarattığımız hiç bitip tükenmeyen gelecek korkusu, özellikle 'Çocuğuma ne olacak?' ürpermesi nedeniyle kadının üzerine daha ağır çullanıyor daima.
Bir de 'Başımızı kapacak mıyız açacak mıyız?' korkuları yükledik onların omuzlarına.  
Kapansalar bir başka travma var, açılsalar ise bir başkası... Kadına baskı yapmak için fırsat arıyor gibi toplum ve her fırsatı da kullanıyor maşallah. Kendiliğinden gelişen fırsat bulamazsa kendisine fırsatlar yaratıyor.
Bakın dayak, töre türündeki barbarlara özgü meselelere girmiyorum bile.
Flört ile cinsel taciz arasındaki farkı bilmeyen erkek de bence barbardır.
Gelin bir gerçeği kabul edelim.
Biz kadınlarımızı çabuk yaşlandıran bir ülkede yaşıyoruz.
Kabul edelim de bunu, hiç değilse biraz utanalım.
İlla da siyaset konuşacaksak gelin bu meseleyi tartışalım. Çünkü bu en önemli siyasi meselelerden bir tanesi.
Gözlemleriniz için çok teşekkür ederim Hülya Hanım.
Gerçi mektubunuzu yazımda kullanacağımı anlattığım cevap mektubumda söyledim ama burada da tekrar edeceğim. Ben de sizi seviyorum. 
'Ve ben işte gülümseyen bir kadın
Daha sadece otuzunda
Ve kedi gibi dokuz canlıyım.' (Sylvia Plath'in 'Bayan Lazarus' adlı intiharı anlattığı  şiirinden...)