AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-06-10
Fehmi Koru dün 'Cemaatten korkulur mu' başlıklı bir yazı yazdı.
İçime gelen ilk tepkimi yani 'Yazı gerçekleri örtme amaçlıdır' tepkisini bastırdım ve yazıyı iki-üç defa okudum.
Bu birkaç kere okuma ihtiyacı, çok karmaşık bir yazı olduğundan, anlamakta zorluk çektiğimden de kaynaklanmıyordu...
Yazıyı, uzun zamandır üzerinde düşündüğüm ve toplumun her kesiminde konuşulan bazı konuları açığa dökme ve bir diyaloğu başlatma fırsatı olarak değerlendirebileceğimi gördüm.
Mutlaka Fehmi Koru da biliyordur, Gülen Cemaati hakkında birtakım şehir efsaneleri dolaşıyor etrafta.
Anlatılan her efsane de bazı insanları korkutacak unsurlar içeriyor.
Şehir efsanelerinde anlatılanların doğru olması gerekmez. Sadece bir laf, uzun süre çok insan tarafından söylenirse, bir süre sonra o sanki gerçekmiş gibi algılanmaya başlanır. Bu da rivayete dayalı tehlikeli bir gidişat başlatabilir.
Bizler bazı konuları konuşmadığımız, bazı soruları sormaktan korktuğumuz, cevapsızlıktan kafamızda birtakım tehlikeler, tehditler oluşturduğumuz ve birbirimize sakin yaklaşamadığımız için bazı problemleri çözemiyoruz.
Fehmi Koru 'Liberal faşist'lerden olmadığından yani ne düşündüğünü saklamadan yazıp çizen, kendini farklı bir şekilde sunma ihtiyacı duymayan bir yazar olduğundan ona saygı duyuyorum. Ve açtığı diyalog yolunda biraz adım atmak istiyorum;
Ne diyor Fehmi Koru:
'Cemaat' gerçeği 'modern hayat' ile yakından ilişkilidir.'
Yazı tekniği açısından güzel bir başlangıç. Peki nasıl ilgiliymiş?
Söz yine Fehmi Koru'da:
'Modern zamanın' ittiği yalnızlıktan bunalan, teknolojinin kendisini köşeye sıkıştırdığını fark eden bireyin bulduğu neredeyse tek çıkış yolu 'grup' veya 'cemaat aidiyeti' oluyor. Modern çağın tehditlerine karşı kendisi gibi olanlarla bir araya gelerek ayakta kalmaya çalışıyor modern birey.'
Evet; Fehmi Koru'ya göre cemaatin varlık nedeni sadece bu.
Yanlış demiyorum ama varlık nedeninin sadece bu olduğundan kuşkularım var tabii ki...
Cemaatten olan birçok insandan daha önce duyduğum resmi açıklama budur.
Eğer varlık nedeni sadece bundan ibaretse, cemaatin bir iktidar projesi de yok demektir. Yardım sağlayan türde bir cemaat aidiyeti bulunmayan, o nedenle hayatında yalnızlık çeken benim gibi insanların anlamakta hiç zorlanmayacağı bir amaç bu.
Bu, biz Marksistlerin 'Yabancılaşma' diye tanımladığımız, baskıcı duruma karşı dayanma arayışı içinde olan bireye sunulan güvenlik battaniyesi gibi bir şey.
Böyle bir ihtiyacın var olabileceğini kabul etmeyen insan herhalde yoktur bu dünyada.
Ve evet; Koru'nun yazdığı gibi 'Ülkemizde bazı kişiler ve çevreler dini olandan hoşlanmıyorlar'. Tabii ki varlar, ayrıca modern dünyada bu tür insanlardan her ülkede olabiliyor. Benim kendimi ait hissettiğim ve yardımlaşma konusunda hiçbir işe yaramayan cemaatte ise, dini olandan hoşlanmama hakkının kaybedileceği korkusu var. Cemaatlerde bireye seçme hakkının hiç tanınmadığı söyleniyor.
Ben de şimdi açıkça şu basit soruyu soruyorum:
Madem cemaat sadece bireye yardım için varsa ve bu yüzden de popülerse, bir gün toplumda iktidar projesini de ortaya çıkardığında o zaman acaba bazı bireylere dindar olmama hakkını da tanıyacak mıdır? O iktidar projesinde insanlara yaşam stilini seçme ve onu özgür yaşama hakkı tanınacak mıdır?..
'Bunlar basit sorular, derinliği olmayan düşünceler' diyebilirsiniz. Evet; doğrudur. Kesinlikle öyleler ama birtakım insanlar bu tür korkularla yaşıyor. Ve bu korkular doğrultusunda tavırlar oluşturuyorlar.
Bu çağda, bu yaşta hala daha bu tür korkularla yaşamak zorunda olan bir ülkenin vatandaşı olmak beni utandırıyor doğrusu.
Bu sorunları çoktan çözmüş olmalıydık. Biliyor musunuz neden çözemedik? Hiç sordunuz mu kendinize, neden çözemediğimizi?
Aslında çok basit bir cevabı var bunun. Sadece benim sorduğum basit, derinliği olmayan türde soruları birbirimize soramadık da ondan çözemedik hala daha.
Tabii ki şimdi sormaya başladık diye bunların kolay çözüleceğini de sanmıyorum.
Çünkü, yaşam tarzı bir şekilde din ile ilintili olan düzenler kuran toplumların sicili 'başka tür yaşam tarzlarına' imkan tanıma konusunda hiç de temiz değil.
Bir önceki cümleyi kurarken Fehmi Koru'nun yazısında kullandığı ama farklı şeyler ifade etmek için kullandığı cümleleri aynen aldım. Çünkü o da 'başka tür yaşam tarzları' konusunda ciddi bir yorumda bulunuyor.
Diyor ki; 'Yaşam tarzları' üzerine tir tir titreyenler 'başka tür bir yaşam tarzları' da olabileceğini kabul etmekte zorlanıyorlar. Hele o başka bir tür yaşam tarzı bir biçimde din ile ilintiliyse ona şiddetle karşı çıkıyorlar.'
Evet; bu da doğru, bu da oldu bizim ülkemizde. Cumhuriyet tarihimizin en büyük hatalarından birisidir bu.
Yanlış anlamayın son cümleler alıntı değil. Bunlar Fehmi Koru'nun değil, benim fikirlerim. Yıllardır ifade ettiğim fikirler bunlar. Yoksa yeri geldiği, gerekli olduğu için yeni oluşturmuş değilim bunları. Beni kafanızda karıştırmayın. Ben 'Liberal faşist'lerden değilim. Ne söylüyorsam oyum. Hayatın her alanındaki iktidar projelerine karşı olan, bu yüzden durmadan sorgulayan, düşünce üretmek zorunda olan bir Marksistim.
Son olarak merak ettiğim konu da şu: Hayatın her alanındaki iktidar ilişkilerini sorgulayan, bunu aile ilişkilerinde bile yapmaya çalışan insan, bir gün cemaatin iktidar projesi ortaya çıktığında, eğer yaşam stili seçme hakkı elinden alınmak istenirse, o insan ne yapacak ne yapmalı?
Var mı bunun cevabı ve varsa da açıkça konuşabilecek miyiz? Çünkü birçok insan bunun cevabının olmadığını, olamayacağını düşünüyor.
Kabul etmek gerekir ki, çok zor bir soru ama cevabını bir şekilde bulabilirsek, asıl o zaman dünyaya model olabilecek Türkiye'yi kurmuş oluruz.
Benim ilk adım olarak, bir ilk cevap denemesi olarak söylebileceğim şundan ibaret:
'Yanlışlarından arındırılmış laik cumhuriyetten vazgeçmemek gerekiyor. Çünkü her bireyin hakkı en net o sistemde korunabilir. Peki laik cumhuriyeti yanlışlarından nasıl arındıracağız? Daha fazla demokratikleşerek, daha fazla Avrupalı olarak tabii ki...'
Nasıl ki 'Cumhuriyet mitingleri'ne katılan her insan otomatikman Ergenekoncu değildiyse, kendisine dine dayalı hayat tarz seçmeyen her insan da din düşmanı değildir.
Ben, ilk önce, basit düşüncelerden oluşan bu başlangıç üzerinde anlaşalım da sonrası daha kolay gelebilir diyorum. Ne dersiniz?