AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-06-10
Oray'a cevabımı gayet tabii ki vereceğim ancak hafta sonunda olduğumuz için bir şıklık yapıp hayatımdaki bir abukluk üzerine yazmak istiyorum bugün.
Bilmem biliyor musunuz; ben arada birçok absürd şeyler yapıyorum. Lütfen bunu bildiğinizi hatta benim tüm yaşamımın sadece bir büyük 'absürdite'den oluştuğunu filan söylemeye kalkmayın. Kırılırım ha... Biraz dinleyin beni, içimi dökmeliyim.
Bu anlatacağım sıradan rutin tuhaflıklarımdan birisi değil. Ben arada bir gayet çaplı bir şekilde taşınırım. Ne var bunda demeyin. Benimki öyle böyle taşınmalardan değil. Şehir değiştiririm mesela... Her detay eşyanızı yanınıza alma hedefinden taviz vermeyen bir karınız varsa, bu tür kararlar bir tür felakete dönüşebilir tabii ki ve dönüşüyor da... Ama ben katiyen ders almıyorum.
Bir türlü yerleşik düzene geçemedim. Her taşınmada birden evdeki her detay eşyası 'Hayatta en çok sevdiği'ne dönüşüveren Rana ile oradan oraya gidip geliyoruz. Gittik bir ara Yalıkavak'a, orada yaşadık. Sonra bir ara en hatalı kararlarımızdan birisini verip Ankara'ya bile yerleştik. Hatta bir dönem ülke bile değiştirdik.
Var olan son derece tehlikeli mantaliteyi açıklamak için bunu tekrar anlatmalıyım. Rana hamileydi. Biz iki kedimiz ve köpeğimizi de alarak Amerika'ya gittik. Üstelik uçtuğumuz gün nerede kalacağımız bile belli değildi. İki kedi ve bir de hayli büyük köpeği tekrar vurgulamak istiyorum bu noktada. (Şimdi bütün bu deneyleri yaşamış bir insan olarak 'Bana senin sinirlerin neden laçka' diye soranları anlamakta zorlanıyorum doğrusu.)
Gerçi son taşınmamız biraz zoraki oldu. 'Kiracı olmaktan çıkalım bari' dedik ve hareketlendik ama ben katiyen aşılmayacak kırmızı çizgilerimi çizdim.
'Katiyen İstanbul dışına çıkmam, taşraya gitmem' dedim. Bir etkisi olsun diye hafif sinirli ses tonuyla söyledim bunları... Bir ara Ankara'da yaşadığım sürenin bendeki taşrada oturma kontenjanını tamamen tüketmiş olduğunu hissediyordum. Rana bu laflarıma karşılık bana sadece 'Öööyle mi' dedi, 'Ööö'leri o şekilde uzatmasında 'İşim bittikten sonra ben o ses tonunun hesabını sana sorarım' edası da vardı. Benim için ertelenen öfke gerçek bir stres konusudur. Çünkü beklemek çok da yorucu gelir bana. Bunu da bilin istiyorum.
Neyse işimiz bitti, taşındık. Teorik olarak İstanbul dışına da çıkmadık ama son günlerde bende gayriihtiyari olarak yine de İstanbul dışına taşındığım duyguları oluşmaya başladı.
İşte aslında İstanbul dışına taşınmış olduğumun top 10 işareti listem:
1- Taşındığım bölgeyi anlattığım her arkadaşım 'Orası nerede?' diye soruyor.
2- Yeri daha iyi tanımlamak için yakındaki semtleri anlattığımda sonuçta sadece arkdaşlarımın yerini bilmediği bölgelerin sayısı artmış oluyor.
3- Tabiatın sesini duyuyorum artık ve onu her duyduğumda ister istemez aklıma 'Kuş sesleri ovalarda yayılır, insan buna bayılır' türküsü geliyor. Bazen bunu söylüyorum bile.
4- Kangal köpeklerim Yaman ve Asya evden kaçtı. Onları aramaya çıktım. Baktım çok yakında çalışmakta olan bir çobanın sürüsünü kollamaya başlamışlardı. Çok mutlulardı. Onları orada bıraktım. Koyunlar eve çok yakın bir yerde otladıklarından istediğimiz zaman onları hemen gidip görebiliyoruz da.
5- Ben olgunlaşmış, biraz yıllanmış şarap içmeyi severim ama artık hep genç şaraplar satın alıyorum. Onlar şehirden eve getirilinceye kadar zaten yıllanmış oluyorlar.
6- Bir süredir 'Eh Akdeniz de yakında olsaydı artık benim Yalıkavak'a gitmeme hiç gerek kalmazdı' diye bir düşünceyi yüksek sesle ifade etmeye başladım. Üstelik bunu ifade ederken İbrahim Tatlıses'in 'Akdeniz' diye söylemeye başladığı türküyü de dinliyorum.
7- Kaliteli kahve içebilmek için şehirlerarası otobüs şirketinden bilet almam gerektiğini anladım.
8- Gazeteden konuştuğum arkadaşlar durmadan bana 'Bir gün İstanbul'a gelirsen gazeteye de mutlaka uğra, özledik' diyorlar.
9- Ancak yıllık izine çıktıklarında beni görmeye gelebileceklerini söyleyenler de var.
10- Artık mahallemizde ölen insanların haberini cami mikrofonundan yapılan anonsla öğrenmek gibi bir ayrıcalığım da var.