AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-06-10
Bu dünyada hakkında bu kadar konuşulduğu halde bir o kadar da yanlış anlaşılan başka düşünür yoktur herhalde.
1 Mayıs günleri suratlarını gizleyerek çatışma amacıyla meydanlara çıkanlar hem Marksizm ile anarşizmi birbirlerine karıştırıyor hem de çok tembeller, fazla okumuyorlar.
Marx, Engels'in ilk halini yazdığı metin üzerinde çalışarak tabii ki 'Komünist Manifesto'yu kaleme almıştır ama aslında hayli karmaşık ve derin olan onun düşünce sistemini sadece bu metni okuyarak anlayabilmek mümkün değildir. Sadece bunu okuyarak ortaya atılanlar çok şey bildiklerini sanır ama cahildirler ve sürekli de yanlış yaparlar.
Arkadaşı ve yoldaşı Engels mezarı başında yaptığı konuşmada Marx için; 'O insanlık tarihinin gelişme yasalarını keşfetmiştir' dedi. Çok büyük bir laf. Ama büyük olduğu kadar doğru da.
Ancak insanlık tarihini tabiat gibi birtakım kaçınılmaz işleyiş yasalarına bağlarsanız son derece mekanik-şematik bir tarih anlayışına varırsınız.
Nitekim Engels'in de yazılarıyla gelişmesine katkıda bulunduğu tarihsel materyalizm bu tür şematik-mekanik yorumlara çok açıktır. Tez-antitez ve sentez şemasının tüm insanlık tarihini açıklayabileceğini sanıp komünizmin de kaçınılmaz geleceğini söyleyenler olmuştur.
Halbuki Marx, 'İnsana dair hiçbir şey bana yabancı, tuhaf gelmez' diyen ve insanların tarihinin kaçınılmaz, mekanik yasalara bağlanamayacağını düşünen bir insandı.
Toplumların işleyiş yasalarını keşfetmek için çok çalıştı ve ulaştığı bilgileri kitleler tarafından anlaşılabilir bilgiye dönüştürmek için 'Komünist Manifesto'yu da yazdı. Çünkü ona göre 'Filozoflar o güne kadar sadece dünyayı anlamak için çalışmışlardı ama asıl önemli olan toplumu dönüştürmekti'.
Fikirlerini siyasi eyleme dönüştürdü ve hayalini kurduğu topluma ulaşmak için militan mücadele verdi. Dünyada milyonlarca, milyarlarca insan onun fikirleriyle donanmış biçimde mücadele etti. Onun ideallerine bağlı olduklarını söyleyen devletler kuruldu, büyük sistemler oluşturuldu. Sonra belki gerçekten de onun fikirlerine sadık kalmamış oldukları için yıkılıp gittiler.
Yediği birçok siyasi darbeye rağmen bugün de Marksizm bir düşünce sistematiği olarak çok canlı. Bu düşünceyi sadece 'Komünist Manifesto'yu veya Türkiye'de bir ara çok popüler olan Georges Politzer'in 'Felsefenin Temel İlkeleri' kitabımı okumakla öğrenebileceklerini sananlar çok yanılıyorlar.
Ama Marx'ın yazıları içinde entelektüel seyahate çıkmayı göze alanlara Marksizm dünyayı anlayıp mücadele etmek için gereken düşünce zenginliğini verir.
1 Mayıs'ın bayram olarak kutlanmasının hemen ardından konuya bu pazar günü girmemin nedeni düşünmekten ve öğrenmekten korkmayan insanlara seslenmek gayreti olduğu kadar, benim entelektüel tarihimde çok şey borçlu olduğuma inandığım ve bugün de hayatı anlamaya, kavramaya çalışırken onun verdiği düşünce disiplini ile hareket ettiğim bir büyük düşünürü tekrardan anmak amacıdır da...
Kapital okumadan Marksist olunamaz
Yazıya başlarken dedim ya; insanın kendisine Marksist diyebilmesi için kolay olan yolu var. Birkaç ajitasyon amaçlı kısa metin okuyarak bırakabilirsiniz işi ama sadece yarım oluşmuş olursunuz. Kapital'i okuyup anlamadan o müthiş düşünce sitemtiğini kavrayabilmeniz katiyen mümkün değildir.
Bırakın Marksist olmayı, Kapital'i okumayan insanın ekonomist bile olabilmesi mümkün değildir.
Pazar günü size 'Kapital'in adeta oya işler gibi oluşturulan mantık silsilesini anlatmaya girişecek değilim. Ancak sadece şunu bilin; eğer o kitaptaki mantığı bir kez kavrarsanız hayatı, siyaseti daima farklı bir şekilde yorumlayacaksınız.
Bugün Türkiye'nin geldiği noktayı da sadece 'Das Kapital'i okuyup anlamış olanlar doğru anlayıp yorumlayabilir.
Engels'in, mezarının başında Marx için söylediği laf gibi iddialı bir laf oldu bu ama yine Engels'in dediği gibi Marx insanlık tarihinin işleyiş yasalarını keşfettiğinden hiçbir insanın hangi dönemde olursa olsun içinde yaşadığı toplumu, Kapital'i okumadan anlayabilmesi mümkün değildir.
British Museum'un okuma odası
Karl Marx bir süre sonra kendisini British Museum'un okuma odasına kapadı ve eline ne geçerse okumaya başladı. Felsefe ve klasik ekonomi, onun başta gelen ilgi alanıydı. Das Kapital'in ilk adımları bu okuma odasında atıldı. Neredeyse bütün klasik iktisatçıların tüm eserlerini okudu. 1000 sayfa kitap okursa kendisi de 1000 sayfa not alıyordu.
Bütün bu notları Das Kapital'i yazarken ve Hegelci felsefeyi, klasik iktisadı yeniden şekillendirme sürecinde kullandı.
Genç Marx'ın defteri
Marx üniversitede okurken hayli serseri ruhluydu. Şarabı çok severdi. Sigara da içerdi ve hayli de çapkındı. Gençken birçok kavgaya karışmıştı. Ama içindeki dehayı da o yıllarda yavaştan sergilemeye başlamıştı. Kendisine menekşe renkli bir defter almış ve içini çeşitli konularda notlarla doldurmuştur.
İlk önce şiir yazarak başladı işe. Sonra babası 'Düz yazı yaz' dedi diye hikayeler, edebi metinler çıkardı ortaya. Sonra yine babası 'Yazdıklarının içine biraz fikir de koy' dedi.
Bu adeta bir Pandora kutusunu açtı ve Marx bir daha fikir üretmeyi hiç durdurmadı. Babası orijinal fikirle üreterek karnın doymayacağını biliyordu. Bu yüzden Marx'ın avukat olması gerektiğini düşünüyordu. 'Hukuk öğren' dedi Marx'a.
O bunu duyar duymaz 'Corpus Juris Civilis'i baştan aşağıya yeniden yazmak gibi dev bir işe girişti. Bu tüm Batı hukuk sisteminin temelini oluşturan Roma Hukuku'nun baştan aşağıya yeniden yorumlanıp yazılması gibi inanılmayacak bir işti. Ama o bir dahi olduğu için bu tür büyük işlerden hiç korkmuyordu. Ayrıca bütün bunları yaparken defterine matematik formülleri de yazıyordu.
Özel yaşamı
Karl Marx ve ailesi daima fakir olarak yaşadı. Marx üç çocuğunu kaybetti. Eğer babası zengin bir işadamı olan Engels'in para yardımları olmasaydı mutlaka Marx ve karısı da açlıktan ölürdü.
Engels kendi yaşamını bir dahiyi ayakta tutmaya adamıştı. Karl Marx bazen hayli kaba da davranabiliyordu.
Bir keresinde Engels ona yaşadığı bir sorunu anlatmak için mektup yazmıştı ve Marx bu mektuba sadece 'Ne zaman para göndereceğini' sorarak cevap verdi.
Bu kabalık nedeniyle iki arkadaşın bir süreliğine araları bozuldu ama sonra Engels aralarının bozuk kalmasına imkan olmadığına karar verdi ve barıştılar
Soyut konuları Marx çok güzel yazıyordu. Engels ise gündelik somut meseleler hakkında daha iyi analizler ortaya koyabiliyordu. Bu yüzden ikisi bir New York gazetesi için muhabirlik yapmaya başladıklarında birlikte yazdıkları 500 kadar haberin çoğunda Engels'in emeği daha fazlaydı.
Bu da gösteriyor ki; eğer bir zengin insan bir dahi ile arkadaş olursa onu finanse etmekten ve desteklemekten başka bir şansı da olmayabiliyor.
Marx'a çok şey borçluyum
Ben Amerika'da ve belki de dünyada en ciddi Marksist ekonomi okutulan bir okulda öğrenim görmek gibi bir talihe sahip oldum. Orhan Pamuk'un dediği gibi 'Bir kitap okudum hayatım değişti.'
Kapital'i okumaya başladığımda ya az insanın yaptığı bir işi yapıyor olmanın verdiği heyecan ile ya da kitabın bana verdiği entelektüel haz nedeniyle içim tir tir titrerdi.
Onlarca yıldır belki de Nietsche'nin etkisiyle mazlumun iktidarından sadece diktatorya çıkacağını düşünüyorum. Bu duygum AKP iktidarıyla kuvvetlendi. İşte bu nedenden dolayı Marksizm'in siyasi mücadele tarafı beni ilgilendirmiyor. Açıkça söylüyorum bunu. Reel-sosyalist sistemler yıkıldıkan sonra Marksizm bir iktidar referansı vermek zorunda olmaktan da çıktı ve benim gibi bir düşünce sistematiği olarak Marksizm'e hala daha büyük saygısı olan insanların da Sovyetler türü iktidar yanlarının yıkılmasından sonra özgürlüklerine kavuştuklarını düşünüyorum.
Verileni kabul etmekle, veri sistemi kabul etmekle yetinmeyen, düşüncelerini bloke altına aldırmayı kabul etmeyecek insanlar için bir muhalefet projesi olarak Marksist düşünce hala daha çok canlı, çok dinamiktir.
Bu nedenle bana sağlamış olduğu hayat heyecanı, entelektüel haz ve düşünme, öğrenme keyfi nedeniyle büyük düşünür Karl Marx'a çok şey borçluyum. Hayatımı daha anlamlı kıldığı için minnettarım.