AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-06-10

kategori2

Kapitalizmde deprem kültür kayması

Kriz, kapitalizmi ciddi biçimde sarstı, ekonomik sonuçları hepimiz biliyoruz, hissediyoruz. Ama bunun dışında kriz ile birlikte çok önemli olan bir kültür değişimi de yaşanmaya başlandı.
Kapitalizme karakterini veren hakim kültür hızla ve radikal biçimde değişiyor. Yorumcular bu sürece 'kültür kayması' (culture shift) adını takmışlar.
Hakim kültürdeki bu gelişmeyi biz de anlamaya çalışmalıyız. Çünkü bu sadece ekonomiyi değil hayatın her alanını nasıl yaşamakta olduğumuzu da değiştirecek bir gelişme.
Kapitalist üretim biçiminin işleyişi değişecek tabii ki ama bu 'kültür kayması'yla aynı zamanda hayata bakışımızı da değiştirmemiz istenilecek.
Pazar günü bu trendin bazı önemli noktalarını açmaya başlangıç yapayım istedim. Başlangıç diyorum, çünkü bu süreci birçok farklı yönleriyle daha uzun yıllar boyunca tartışmayı sürdüreceğiz sanıyorum. Baştan, pazar gününüzün havasını bozmayacak sonucu vereyim. Kriz tabii ki çok kötü ve birçok acıya neden oldu ama bu krizin olumlu ve çok olumlu gelişmelerin başlangıcı olduğunu da söyleyenler var. Bahsettiğim 'kültür kayması' da zaten  bu noktada yaşanıyor işte.

İnsanlar neden mutlu?
İlk önce bana çok şaşırtıcı gelen bir araştırmanın sonucunu ileteyim size. Krizin başladığı ve hayli de sert vurduğu Amerika'da 'Mutluluk İndeksi' araştırması yapılmış. Ve alınan sonuca göre şu an insanların yüzde 66'sı, kendilerini çok mutlu hissettiklerini açıklamış. Üstelik 'mutluyum' diye açıklayanların bir bölümü krizden etkilenmiş insanlarmış. 'Bu nasıl olabiliyor?', bunu çözümlemeye çalıştığımızda 'Olağanüstü kültür kayması'nın anlamını da kavrayacağız.
Birçok insan, kriz öncesi dönemde hayatı yoğun ve anlamlı yaşamak imkanını bulamadıklarını düşünüyor.
Temelde sadece durmadan daha fazla para kazanıp harcamaktan ibaret olan bir yaşam koşuşturması onları teslim almıştı. Hayat üzerine, kendileri hakkında, ilişkilerin anlamları üzerine düşünecek vakitleri bile yoktu.
İnsanlar belki geçiş döneminde bireysel darbeler aldılar ama bu darbelerin ve gelinen noktanın kendilerinin yaşamına daha fazla anlam yüklemek imkanını verdiğini düşünüyorlar.
Para artık kolay kazanılmıyor. Harcama da bu yüzden düşüncesizce, çılgınca yapılmayacak. İnsanlar harcadıkları her kuruşun anlamlı olmasına çalışıyor.
Lüks ölmüyor ama hayattaki önem sıralamalarındaki yeri değişti. İnsanlar kendi yaşamlarına anlamlı gelen tüketime öncelik veriyor.
Hayırlı sosyal iş yapmak
arzusunda New York'ta bile patlama var.
New York gibi krizin nötron bombasının düştüğü şehirlerde ayakta kalabilen zenginlerin son günlerde sosyal açıdan anlamlı hayır işlerine para akıtmaya başladıkları görülüyor.
Yani eski dönemdeki kendinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen egoist bireylerin yerini 'kültür kayması'yla birlikte diğer insanları da düşünebilen bireyler almış durumda.

NEW YORK'un ZEITGEIST'i
Kapitalizmin tarihine baktığımızda her büyük kriz döneminde büyük kültür değişimlerinin, kaymaların olduğunu görüyoruz. 1930'lu yıllarda Büyük Bunalım yaşandığında da yardımlaşma, fakirin düşünülmesi duyguları gündeme gelmiş ve deyim yerindeyse yine 'New York'un Zeitegeist'i değişmişti.
Aslına bakarsanız 'new deal' adı verilen yeni sosyal devlet uygulamalarının mimarlarının tümü New York kökenli devlet adamlarıydı.
Bugün de New York'ta yine benzer bir duygu değişimi yaşanıyor. Sokaktaki insanlara yapılan yiyecek yardımları müthiş artmış durumda. İnsanlar daha fazla almak yerine aç olana yardımdan daha fazla mutluluk duyuyor.

Yemek kültüründe gerçekleşen değişim
Neredeyse kapitalizmin anlamını değiştirecek kadar derin ve müthiş olan bu 'kültür kayması' tabii hayatın her alanında tavır değişikliklerine yol açıyor.
Örneğin; New York'un çok da önem verilen yemek kültüründe radikal dönüşüm yaşanıyor.
Daha önceki dönemde müşterilerindan absürd fiyatlar talep edebilen ve üstelik bu müşterilerine karşı tavırlar da koyabilen restoranlarda fiyatlar her sınıftan insanın yemek yiyebileceği bir düzeye çekilmiş durumda.
Benim fiyat felaketini birinci elden bildiğim 'Per Se' adlı bir restoranda iki kişinin bin 500 dolar gibi bir hesap ödeyerek yiyebildiği bir yemek artık 270 dolar civarına yenilebiliyor. Bazı restoranlar eskiden bazı insanları kapıdan bile içeriye baktırmazlardı. İçeriye alsalar bile neredeyse tuvaletin yanına oturturlardı. Şimdi ise her müşteriye kral muamelesi yapılıyor, lokantada yemesi için yalaklık bile yapılabiliyor.
Toplumda güç kaymaları olduğundan 'güç yemeği' olarak tanımlanan uzun iş yemeklerinin içeriği de değişiyor. Onlar da bir şekilde daha anlamlı ve farklı olmak zorunda.
Şefler bile daha mutlu. Artık onlar bugüne kadar öncelikle yüksek fiyat vermeyi kabul edenlere sunulacak yemekler pişiriyorlardı. Talep de değişince şefler de aslında baştan beri pişirmek istedikleri temelde basit ama çok tatmin edici (comfort food) yemekleri pişirme imkanını buldular
Bu tür dönemler, tavrını iyi ayarlayanlar için büyük imkanlar da sağlar. 1994'te o dönemki kriz nedeniyle işsiz kalan iki şef yeni bir şeyler denemek için bir araya gelip bir restoran açtılar ve sonucunda yemek tarihinin en büyük başarılarından bir tanesi yakalandı. Kurdukları restoranın adı Gramercy Tavern'di. Bütün bu değişimin neden yaşanmakta olduğuna gelince... Bir defa tüketimde eşitlik sağlanıyor, insanı sinirlendirebilen şımarık tavırlar ortadan kalktı, insanlar zor kazandıkları paraları anlamlı harcıyorlar ve paranın gerçek karşılığını talep ediyorlar. Kolay kazananın şımarıkça kolay para saçtığı dönemin kültürü artık öldü.

Ölmedi ama çok değişti
Geçenlerde Oliver Stone'un 'Wall Street' adlı filmini tekrar izledim. Bir zamanlar kapitalizmin ne kadar da çılgınlaşmış olduğunu ne kadar da anlamsızlaşmış olduğunu tekrar gördüm. 'Açgözlülük iyidir' tavrının yaşam ilkesi olarak konulduğu filmde anlatılan dünyalar artık yok ve insanların yüzde 66'sı da yeni dünyanın oluşmaya başlamasından çok mutlu gözüküyor. Kapitalizm belki ölmedi hala daha ayakta ama bu kapitalizmin eskisinden hayli farklı olacağı da kesin.

Hiç sevmediği bir şey yaptı: Dergisini kapattı
Kapitalizmin iş yapma etiği ve bireylerinin hayata bakışındaki 'kültürel kayma' yayıncılık hayatında da etkili oldu tabii. Conde Nast şirketi iki yıl kadar önce 'Portfolio' adında bir dergi çıkarmıştı. Aslında derginin temelindeki fikir çok da güzeldi. Ekonomi çok heyecan vericiydi. İş yapanlar ve paralar kazananlar dönemin film starları kadar ilgi topluyorlardı. Dolayısıyla iş hayatının magazinsel ve renkli yanını ele alarak trendleri veren bir dergi çok da başarılı olabilirdi. Portfolio dergisi iş yaşamının Vanity Fair'i olma iddiasıyla yayın hayatına atıldı ama büyük paralar kaybetti.
Conde Nast'ın patronu çok zarar etmesine rağmen derginin arkasında durmaya uzun süre devam etti. Onun başlarda para kaybeden yayınların arkasında sabırla durması adeti efsanevi boyuttadır ama bu son dergide yayın yönetmeni olan Joanne Lipman'a patron Si Newhouse'un fazlasıyla ilgi gösterdiği ve desteğini de bu yüzden kolayca çekmediği söyleniyor.
Zaten patron Newhouse, Vogue dergisinin yayın yönetmeni Anna Wintour'u ve  New Yorker dergisinin eski yayın yönetmeni Tina Brown'u da çok desteklerdi ve bugünküne benzer dedikodular onlarla ilgili de çıkmıştı.
Tabii iş dünyasının Vanity Fair'i olmak iddiası ile piyasaya çıkan 'Portfolio' dergisinin baştan hiç şansı yoktu. İlk önce adım adım kriz geldi ve sonra da 'Kültür kayması' oldu. İş hayatı magazinsel boyutunu iyice kaybetti. Newhouse sonunda acı ilacı yuttu. Hiç hoşlanmadığı bir şey yaptı, bir dergiyi kapatmak zorunda kaldı.

İlişkiler de değişecek
BU 'kültür kayması' sonucunda, iş hayatının ve hayatın her alanında ilişkiler değişecek. Büyük ihtimalle daha anlamlı, içeriği zengin bir yaşam oluşturma imkanı yakalanacak gibi gözüküyor.