AKŞAM
İslam içinde, inanç temelli, siyasi bir ayrışma olarak ortaya çıkan Aleviliğin ilk tohumu Hz. Muhammed'in ölümü sonrasında kimin halife olacağı sorunuyla atıldı. Arabistan'da bir devrime yol açan İslam'ın içinde de egemenlik mücadelesi sürdü. Hz. Ali, Peygamber'in ve halkın yanında yer aldı
Dizimizin ikinci gününü Rıza Zelyut'un 'Türk Aleviliği - Anadolu Aleviliğinin Kültürel Kökeni' isimli kitabına ayırıyoruz. Kitapta Aleviliğin tarihi, Kerbela'dan başlayıp günümüze kadar anlatılıyor. Kitaptan alıntı yaptığımız bölümler şöyle:
KİM HALİFE OLACAK
İslam içinde, inanç temelli, siyasi bir ayrışma olarak ortaya çıkan Aleviliğin ilk tohumu Hz. Muhammed'in ölümü sonrasında kimin halife olacağı sorunuyla atıldı. Arabistan'da bir devrime yol açan İslam'ın içinde de egemenlik mücadelesi sürdü. Hz. Muhammed'in getirdiği din Mekke'deki tüccarlar ve boy beylerinin sert mücadelesiyle karşılaştı. Haşimoğulları ile Ümeyyeoğulları arasındaki bu egemenlik mücadelesinde Hz. Ali, Arap egemen kesimine karşı eşitlikçi tutumuyla peygamberin ve halkın yanında yer aldı. Bu da Ali'yi peygamberin ölümünün ardından Mekke ticaretinin önemli bir kısmını elinde bulunduran Emevi ailesi ile karşı karşıya getirdi.
HALİFELİK VASİYET EDİLMİŞTİ
Hz. Muhammed sağlığında Hz. Ali'yi birkaç kez halifesi tayin ettiğinin kanıtı olarak gösterilen olayların başında 632'deki 'Gadiru Hum' konuşması geliyor. 'Veda Haccı' dönüşünde beraberindekilere 'Gadiru Hum' denilen yerde bir konuşma yapan Hz. Muhammed, Ali'yi kendisinden sonraki halife olarak açıkladı. Ancak peygamberin bu vasiyeti çiğnendi, ölümünün ardından Ebu Bekir, Ömer ve Osman halife oldu.
HAKEM ALDATMACASI
Emevi halifesi Osman'ın öldürülmesinin ardından sahabenin ısrarıyla halife olan Ali'nin eşitlikçi, halktan yana tavrı bir süre sonra onu ve yandaşlarını Emeviler ile savaş meydanında karşı karşıya getirdi. Cemel Savaşı'nın ardından Hz. Ali'ye karşı isyan bayrağı açan Şam Valisi Muaviye ile Sıffın Savaşı oldu. Bu savaş kazanılmak üzereyken 'Harici' adı verilen ayrılıkçıların dayatmasıyla hakeme başvuruldu. Muaviye'nin hakemi Amr İbnül As, Hz. Ali'nin hakemi Ebu Musa el Eşari'yi kandırdı ve Muaviye, Ali yerine aldatmacayla halife oldu. Haricilerin bu durumdan Ali'yi sorumlu tutması sonucu çıkan savaşta Nehrivan'da 10 bin Harici öldürüldü. Hz. Ali de 661'de Kufe'de bir Harici tarafından camide zehirli kılıçla başından yaralanarak şehit edildi.
KERBELå 'LANETLİ' İZ
Emevilerin Hz. Ali, çocukları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'e, torunlarına yönelik baskı ve zulümleri bitmedi. Alevileri derinden yaralayan bu baskı ve zulüm içinde akıllara kazınan olay ise herkes tarafından lanetlenen Kerbela Katliamı'dır. Muaviye'nin halifeliği oğlu Yezid'e bırakmasına boyun eğmeyen İmam Hüseyin, 4 Mayıs 680'de, Muhammed Hanefi'nin de tavsiyesiyle Medine'den Mekke'ye gitti. Yezid'e boyun eğmediğini öğrenince, Kufeliler, İmam Hüseyin'i halifeleri olarak biat edeceklerini söyleyip davet ettiler. Uygun ortam sağlamak için önden Kufe'ye giden Hüseyin'in amcaoğlu Müslim, kendisini çağıran bir mektup yazdıktan sonra Yezid'in adamlarınca öldürüldü. Müslim'in mektubu eline geçince ailesi ve beraberindekilerle Kufe'ye doğru yola çıkan İmam Hüseyin, Yezid'in Kufe Valisi Ubeydullah'ın binlerce kişilik ordusunca kuşatılıp susuz bırakıldı. İmam Hüseyin'in geri dönmek, Yezid'le görüşmek veya İslam ülkelerinden birine gitme istekleri kabul edilmedi. İmam Hüseyin, Hicri takvimde Muharrem ayının 10. günü olan 10 Ekim 680'de, Yezid'in ordusuna hitap etmeye kalkıştıysa da etkili olamadı ve savaş başladı. Hz. Hüseyin'in 23 süvari ve 40 piyadeden oluşan savaşçıları saatler öğleden sonraya geldiğinde gittikçe azalmıştı. Hz. Hüseyin, bu az sayıda insanla, yaya olarak savaşıyordu. Sonunda Şimr'in emriyle her yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin şehit edildi. Sonra çadırlar yağma edildi, hasta olan İmam Zeynel Abidin öldürülmek istendiyse de engellendi. 72 kişi şehit edildi; en küçükleri de İmam Hüseyin'in 6 aylık oğlu Ali Asgar'dı. İktidar uğruna dinin kurucusu peygamberin torunu ve ailesini katleden Emevilerin bu saldırısı yüzyıllara damgasını vurdu ve saltanatlarını kökünden sarstı. İran ve Hicaz'da isyanlar başladı. Yezid'in Mekke ve Medine'ye saldırması bardağı taşıran son damlaydı. Camilerde Hz. Ali'ye küfrettirilmesi, peygamber soyunu sürdüren Hz. Hasan'ın daha sonra Hz. Hüseyin'in öldürülmeleri, Ali yandaşlığı ya da Alevilik denen Emevi karşıtı siyasal temelli harekete yol açtı.
ŞAH İSMAİL'İN SAVAŞI
Anadolu Alevileri, kuruluşunda yer aldıkları Osmanlı Devleti'nin gittikçe hedefi haline geldi. 1240'ta Babailer isyanıyla başlayan Alevilerin merkezi iktidarla yaşadıkları sürtüşme, 16'ncı yüzyılda Safevi Devleti'nin ortaya çıkmasıyla doruk noktasına vardı. Anadolu'da gittikçe etkinlik kazanan Alevi Türk boylarından oluşan Safevilerin propagandası, Osmanlı yönetiminin sert önlemleriyle karşılaştı. Safevilerin etkinliğinin artmasında Anadolu'daki sosyo-ekonomik problemlerin yanı sıra, Alevi olmaları da büyük etkendi. Yavuz Sultan Selim ile Alevilerin 7 Ulu Ozan'dan biri kabul edip, çok saygı gösterdiği 'Hatayi' mahlaslı Şah İsmail egemenlik mücadelesine girişti. Bu mücadelenin Alevilik tarihi açısından kırılma noktası, 1514'teki Çaldıran Savaşı oldu. Bu mücadelede Şah İsmail'in yanında saf tutan Aleviler ve Safevi Devleti yenildi. Bu savaşın ardından, Aleviler, dinsiz, imansız olmakla suçlandı.
CELALİ İSYANLARI
Rıza Zelyut'un aktardığına göre, Kanuni'nin şeyhülislamı Ebussuud Efendi, 'Onları öldürmenin cennete gitmek için bir yol olduğunu' bile ilan etti. Bu sürecin sonunda ise Celali İsyanları patlak verdi. Rıza Zelyut'un hatırlattığı anonim bir dörtlük bu isyanların altındaki gerçeği işaret ediyor: Şalvarı şaltağ Osmanlı / Eyeri kaltağ Osmanlı/ Ekende yok biçende yok/ Yiyende ortağ Osmanlı.
Alevilerin Osmanlı'ya direnci içten içe sürdü ve topluluk hayatlarını, içe kapalı sosyal ve dinsel bir cemaat olarak sürdürmek zorunda kaldı. Osmanlı tarafından 'dindışı', 'ahlakdışı' hatta yok sayılan Aleviler, çirkin iftiralara maruz kaldı. Bu nedenle Yezid düzeni saydıkları Osmanlı idaresiyle bağlantıyı kesip, ulaşılması güç dağlara çekilerek buralarda yaşamaya başladılar. Bu şekilde inanç ve adetlerini dışarıya kapalı bir şekilde yüzyıllarca yaşatmayı başaran Alevi topluluklar, birbirleriyle iletişimlerini de dedeler ve el yazması buyruklarla sürdürdüler. Bu arada Alevilere verilen 'Kızılbaş' adı da Şah İsmail'in adamlarının giydiği 12 dilimli kızıl başlıktan geliyordu.
ATATÜRK YARDIM ETTİ
Doç. Dr. Ali Yaman'ın 'Alevilik Nedir?' isimli kitabında ise Osmanlı'da Alevilerin yediği en büyük darbelerden birinin Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının ardından Bektaşiliğin yasaklanması olduğu anlatılıyor. Kitaba göre olaylar şöyle yaşandı: 8 Temmuz 1826'da, Topkapı Sarayı'ndaki Ağalar Camii'nde alim ve tarikat şeyhlerinin katıldığı toplantıyla, Bektaşilerin dergahları kapatıldı; babalar sürüldü. Bektaşiler'den boşalan mevkilere de Nakş”ler atandı. Bektaşilere ait tüm yazma eser ve eşyalara el konuldu. Bektaşiler ise kıyafet ve kimliklerini gizleyerek yaşamak zorunda kaldı. Alevi-Bektaşiler, Kurtuluş Savaşı sırasında tam destek verdi. Sivas Kongresi'nden sonra Hacıbektaş'a uğrayan ve burada bir gece kalan Mustafa Kemal için 'Cem' düzenlendi. Savaş sırasında ayni yardımların yanı sıra Dergah kasasındaki 1800 altın lira da verildi.
Gençler geleneği unuttu
Alİ Yaman'In kitabında Alevilerin cumhuriyetin ilanını coşkuyla karşıladıkları anlatılıyor. Kitapta ilgili bölümler şöyle: Cumhuriyet döneminde de baskılar görüldü. Aleviler, 1921'deki Koçgiri olaylarında şiddetle karşılaştı. Tekke ve zaviyeler kapatılıp, sadece Sünni İslam'ın camileri açık kalınca Aleviler, ibadetlerini gizli yürütmek zorunda kaldı.
Aleviler, 1937'deki Dersim olaylarında da kıyıma uğradı; Alevi dedeleri sürgün edildi ve Dersim'in adı Tunceli'ye dönüştürüldü. Alevilerin buna tepkisi Demokrat Parti'yi (DP) desteklemek oldu. Ancak partinin dini, politikaya alet etmesi sonucu askerin yaptığı 27 Mayıs müdahalesine de destek verdiler. 1960'larda kentlere göç ettiler, bu nedenle dede-talip ilişkisi bozuldu, sözlü bilgi aktarımı sekteye uğradı. Bu dönemde Alevi gençleri, sol hareketlerin içinde yer aldı, inanç ve geleneklerinden koptular. Alevilerin sözlü geleneği Aşık Veysel, Aşık Daimi gibi ozanlarca sürdürüldü. Bu yıllarda sözlü gelenekten yazılı kültüre geçişin ilk adımları da atıldı.
SİYASİ PARTİ KURULDU
1966'da bir grup Alevi kökenli siyasetçi tarafından, amblemi Hz. Ali'yi simgeleyen bir aslan ile 'On iki İmam'ı simgeleyen 12 yıldız bulunan Birlik Partisi kuruldu ve Aleviler siyasal yaşama katıldı. Cumhuriyet döneminde de gerici ve ırkçı saldırılara uğrayan Aleviler, 1978'de Maraş'ta, 1980'de Çorum'da katliama uğradı. Tarihe kara bir leke olarak geçen bu olaylarda yüzlerce insan öldü ve göç etti. Bu saldırıların failleri kısa sürede serbest bırakıldı. Aleviler, yaşananlar bu olaylarla Osmanlı dönemi arasında paralellik kurdu.
1980 sonrasında ise derlenip toplanan Aleviler, Avrupa ve Türkiye'de vakıf, dernek ve dergah çatısında örgütlendi. Son dönemde ise Aleviler açısından yaşanan en acı olaylar 1993'te 37 kişinin öldüğü Sivas katliamı, 1995'te 20'den fazla kişinin öldüğü Gazi olayları ve Karacaahmet Cemevi'nin yıkılmak istenmesidir.
Baskıya uğrayan ünlü aileler
ZElyut'un kitabında tartışma yaratacak bölümlerden biri de ünlülerin soyağaçlarına ilişkin. Kitapta Aleviler'n Hamidiye alaylarından baskı gördüğü iddia ediliyor. Zelyut, Sultan Abdülhamit'in 1880'lerin sonunda, Kürt aşiret reislerine ve Ermenilere karşı kurdurduğu Sünni Kürtler'den teşekkül alayların saldırılar düzenlediğini öne sürüyor. Zelyut, Osmanlı yönetiminin kendi halkını düşman ilan ettiğini ve onları bastırıp, ezmek için Kürt derebeyleri ile işbirliği yaptığını belirterek, DTP Milletvekili Sabahat Tuncel'in, Hülya Avşar'ın ve Bingöllü Berdibeklerin bu baskıya maruz kalan Alevi ailelerinden geldiğini söylüyor.
YARIN
- Aleviliği Sünnilik'ten ayıran '4 Kapı 40 Makam'.
- Alevilik ve Kur'an
- Ehlibeyt ve On İki İmamlar.