AKŞAM | PAZAR | 07 HAZİRAN 2009, PAZAR
Türkiye'nin genç kuşak spor yazarlarından ve futbol yorumcusu. Milliyet'te köşe yazıyor; TRT 1'de 3 sezondur yayınlanan Stadyum programının yorumcularından biri; NTV Spor'da da pazartesiden perşembeye Fuat Akdağ ile birlikte gazetelerdeki spor haberlerini değerlendiriyor. Galatasaray Lisesi'ni, ardından Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi'ni bitirmiş. 'Diplomat olmaktı amacım ama olamayacağını anladım' diyor.

Mezuniyetten sonra, bir dönem metin yazarlığı yapmış. Gazeteciliğe başlaması da bu döneme rastlıyor. Bir süre sonra da askere gitmiş, ki hayatının tüm akışını Gölcük'te yaptığı askerliği sırasında yaşadığı 17 Ağustos Depremi değiştirmiş: 'Hem deprem sırasında hem sonrasında çok zor şeyler yaşadım ve o dönemde kendi kendime çok önemli kararlar aldım. 9-5 çalışmayacağım dedim kendime. Askerlik sonrası birikmiş üç-beş kuruş paramla Amerika'ya gittim' diye anlatıyor yaşadıklarını. Amerika'dan dönünce Radikal'de yazmaya başlayarak işin mutfağına girmiş. Son dönemin en beğenilen yorumcularından olmasını büyük bir mütevazılıkla değerlendirirken 'Sadece doğru zamanda doğru yerde oldum. Ben nasıl anlıyorsam futbolu, insanlara da öyle anlatmaya çalıştım' diyor.
Sezon bitip şampiyon belli olsa da durulmayan futbol dünyasını sakin ve akılcı bakış açısıyla yorumlayan Mehmet Demirkol, aile hayatından mesleğinin geleceğine birçok açıklama yaptı.
- Turkcell Süper Lig 2008-2009 sezonu geçmiş yıllara göre oldukça farklıydı. Size göre, bu sezonun önemi neydi?
En ilginç yönü, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın ilk 3'te olmayışı, çünkü sezon boyunca her şey onların üzerine kuruluymuş gibi bir hava yaratıldı. Bunun üzerine komplolar kuruldu ve bu sezon, ortaya atılan tüm komploları yalanladı. En önemli tarafı bu... Birçoklarının sonradan söylediği gibi 'dürüst bir lig oldu'. Sivas'ın son 4 senedeki istikrarlı çıkışı, herkes için önemli bir ders. Diğer taraftan Türkiye'de ilk defa hocasını değiştiren bir takım şampiyon oldu. Bunun da istikrar açısından pek hoş sonuçları olmayacak.
- Olmayacak mı, neden?
'Değiştir, ol! Üzerine yatırım yapmana gerek yok' ana fikri tutmuş oldu. 4 senelik bir istikrar tablosunun başarılı olması daha iyi bir ders olurdu.
- Galatasaray da hocasını sezon bitmeden yollamıştı...
Ama yerine yeni bir hoca atamadılar. Sonuçta 50 yıllık ligde 'istikrar önemlidir'in altını çizen bir gerçekti hoca konusu ve 2 senedir yavaş yavaş eriyor. Bu hoş değil. Ama Sivas da 'derli toplu yatırım yapılırsa şampiyon olunabilir' örneğini gösterdi.
- Sivas'ın sihri nedir?
Takım olarak baktığınızda çok iyiler ama oyunculara bireysel olarak baktığınızda alıp 3 büyüklerin kadrosuna koyabileceğiniz oyuncu yok gibi... Bu da bir ders.
- O zaman takım ruhunun önemi ortaya çıkıyor.
Aynen öyle... Hem ruhu hem de fiziksel olarak takım olmanın önemini anlatıyor. Futbol neresinden bakarsanız bakın takım oyunudur. Hep rekabetten bahsedilir ama tam tersidir.
- Böyle bir yazınız vardı, futbol sahada komünisttir diye...
Futbol, oyun açısından komünisttir. Bireysel yetenekler tabii ki önemlidir ama herkese eşit yük binmediği sürece takım yürümez. Futbolun düzeni aşırı kapitalist, oyun komünisttir.
- Türkiye'de kulübe para kazandıran en sağlam kapitalist sistemi Fenerbahçe kurdu. Bu yılki başarısızlığın sebebi, sahada yeterince komünist olmamaları mı?
Evet, sadece geçen yıl Zico ile Avrupa'da bunu bir miktar sağlayabildiler ama kendi yaptıklarından ders çıkaramadıkları için bu bir tesadüfe dönüştü.
- Takım ruhunu yaratma görevi teknik direktörün mü?
Türkiye'de hoca, dünyanın başka yerlerine göre daha önemli. O nedenle Sivas'ın başarısında Bülent Uygun'un payı çok yüksek ama oyuncular da buna uyum sağladılar ve ikna oldular. Sonuçta futbolcular çocuktur. Geneli de şımarık çocuklardır. Onları ikna etmek kolay değil.
- Mustafa Denizli nasıl bir hocadır bu anlamda, ikna kabiliyeti yüksek mi sizce?
Denizli, oyuncunun ruhuna dokunur.
- Yıldırım Demirören, takımı şampiyon olsa da 'en sevilmeyen başkan' gibi ilginç bir unvana sahip. Neden sevilmiyor?
Hakikaten zor bir soru bu. Beşiktaş 3 büyüklerden biridir ama diğer ikisine hiç benzemez. Başka türlü bir büyük. Serdar Bilgili'den itibaren Beşiktaş Fenerbahçeleşmek istedi ama bunu bünye kabul etmiyor. Başka bir kültür o... Bunu satmak yerine Fenerbahçeleşmeye çalıştılar, bu da çok ciddi bir kimlik bunalımına yol açtı. Bu temel hata üzerine bin bir tane daha hata yapıldı.
- Fenerbahçe'nin hatası neydi peki?
Tek bir hata var; Aziz Yıldırım her şeyi profesyonellere bıraktı ama asıl işi, futbolu maalesef bir profesyonele bırakmadı. Hocalar gelir, gider ama 'Fenerbahçe nasıl oynar' sorusunun bir cevabının olması lazım. Büyük takımların hepsinin bir futbol karakteri vardır. Mesela Galatasaray'ın 15-20 yıldır oynadığı tarz bellidir. Fenerbahçe'nin böyle bir futbol kişiliği yok. Ciddi bir uyumsuzluk vardı. Şimdi, Sportif Direktör olarak Aykut Kocaman'ı getiriyorlar. Doğru bir isim ama 'Ben, futbola el koydum' diyen Aziz Yıldırım, ona ne kadar yetki verir?
- Galatasaray Rijkaard'la anlaştı, Fenerbahçe Daum'la; herkes yine hoca değiştirme derdinde, nasıl yorumluyorsunuz bu anlaşmaları?
Türkiye'deki takımların büyük hocalara ihtiyacı yok. Takımlarla büyümek isteyen hocalara ihtiyaçları var. Çıkış arayan, kendini göstermek isteyen hocalara ihtiyaç var. Denizli, Zico, Terim hep böyle dönemlerinde başarılı olmuştur. Daum, sizi şampiyon yapar ama size bir gelecek kuramaz. Köln, 'bizi eski güzel günlerimize kavuştur' diyor, o da bir sistem kuruyor. Sonra, sen diyorsun ki 'yılda 3,5 milyon Euro vereceğim', hooop bırakıp sana geliyor. Böyle bir adamın faydası olmaz.
- Bizim futbolcularımız da pek sistem ve teoriden değil de ruhlarına dokunulmasından anlıyor galiba. İlla kucaklaşacak, ittirecek, ağlayacak...
Öyle... Yapamıyoruz başka türlü. Türk oyuncular ve buraya gelen yabancılar zaten altyapısı iyi, oturmuş oyuncular değil, sizin bunlara başka bir şey oynatmanız gerek. 2002 Dünya Kupası'nda 3. olan Milli Takım'a bakın. Çok yüksek tekniği olan acayip oyuncular değiller... Ama sahada savaşıyorlar, rakibe nefes aldırmıyorlar. Bizim takımlarımız, genellikle bir kaos oyunuyla, belli bir sisteme bağlı olmadan rakibi bozan oyunla başarılı oluyor. Bizim bir ekolümüz olacaksa, bunun üzerine yükselecek bir ekol olacaktır.
- Türk futbolu dünyaya neden entegre olamıyor?
Sistemimiz başka. Dünyaya konvertibl değiliz. Tümer Metin, Fenerbahçe'den 1,5 milyon Euro civarı para alıyordu; Ajax'la görüştü, 500 bin Euro... Aynı Türk resmi gibi. Burada 2 milyon dolarlık tablo, Paris'te 50 bin Euro.
- Yabancılar için de böyle mi?
Alex, burada 3 milyon Euro, İtalya'ya gidiyor 700 bin Euro. Koruma duvarları, yabancı sınırlaması gibi birçok faktör var bunu etkileyen. Wederson, cebinde Türk pasaportu olan bir Brezilyalı olduğu için 3 senedir Fenerbahçe'de. Başka hiçbir özelliği yok. Bu tip illüzyonlarla dolu hayatımız.
Rıdvan çok başarılı; Hıncal Uluç bu işten sıkıldı
- Eski futbolcuların spor yorumcusu olmasını nasıl buluyorsunuz?
Çok iyileri de var, çok kötüleri de.
- Hakan Şükür'ü nasıl buluyorsunuz?
İyi ama çok daha iyi olabilir. Hakan Şükür buna bir meslek olarak bakıyorsa 10 numara olur ama ben meslek olarak düşündüğünü zannetmiyorum, anladığım kadarıyla teknik direktör olmak istiyor. Bu öyle bir meslek ki başka hiçbir şey düşünmemeniz lazım.
- Rıdvan Dilmen başarısını buna mı borçlu?
Son dönemde teknik direktör olma arzusundan vazgeçti, o yüzden de çok iyi bir yorumcu oldu. Bir yerlerden beklentiniz varsa, eleştiri yapamazsınız. Gazeteciliğin temel ilkesi de bu değil mi? Herkese eşit mesafede olmalısınız.
- Hıncal Uluç'un futbol yorumculuğunu nasıl buluyorsunuz?
Çok başarılı. Bunu söylemek bana düşer mi bilmiyorum ama ben artık Hıncal Abi'nin futboldan sıkıldığını ve artık biraz iş olsun diye seyrettiğini düşünüyorum. Bu da iyi bir şey değil.
- Sizi diğer yorumculardan ayıran özelliğiniz nedir?
Sonuçta biz ucundan da yakalasak internet kuşağıyız. Bu bir fark yaratıyor ister istemez. Ben bu işe girdiğimde bilgiye ulaşma imkanını iyi kullandım, yoksa yaptığım atla deve değil.
- Fazla küçümsediniz kendinizi.
Bitiyor bizim meslek. Çok uzun zamanı kalmadı. Bloglar yeter artık. İş yavaş yavaş internete kayacak. Medya zaten oraya kaymaya başladı. Gazete 200 bin satıyor ama aynı yazı internet sitesinde 1,5 milyon kişi tarafından okunuyor.
Televizyonumun ekranı hep yeşil
- Her maçı izliyor musunuz?
Hepsini izlemek mümkün değil ama üzerine konuşacağım her şeyi izliyorum.
- Türk ailelerinin klasik resmidir, maç izleyen erkek ve izletmemek için mücadele veren kadın...
Sizin evde sorun olmuyor mu?
Benim televizyonum her zaman yeşildir. Eşim televizyon izlemeyi sevmez. Bu nedenle çok sorun olmuyor. Zaten abisi ve babasından da alışık. Kayınpederim benden daha fazla maç izliyor olabilir.
- İki çocuğunuz var, onlara vakit ayırabiliyor musunuz?
Elbette... 2 aylık Ali ve 27 aylık Ela.
- Yemek yapmayı sevdiğinizi okumuştum...
İyi yemek yaparım. Bizim hatun çok yemek yapmaz. Ya dışarıda yeriz, ya ben yaparım.
- Çocuklarınızı spora yönlendirecek misiniz?
Kızım eğer isterse golfe yönlendirmek istiyorum. Hem sağlık hem de disiplin açısından çok şey kattığına inanıyorum sporun. Eşim Sedef, eski milli yüzücü. Sporcu olması sayesinde Ela dünyaya gelebildi. 3 aylıkken düşük tehlikesi atlattı ve mucizevi bir şekilde 37 hafta hiç kalkmadan taşıyabildi kızımızı. Doktorları da şaşırdı.
Türk gay futbolcuları yazsana!
- Türkiye'de eşcinsel hakem çalışabilir mi?
Elbette. Bunun niye tartışma konusu edildiğini bile anlamıyorum. Gerçi, artık görev verseler de nasıl olacak? Deşifre oldu. Söyleyebilir misiniz, Türk milli takımında oynayan Ermeni kökenli oyuncu var mı? Ben söyleyeyim; var. Ama bunu siz bilmiyorsunuz. Kendisi açıklamıyor. Deşifre olursa kötü hissedecek.
- Fatih Altaylı, İspanyol Guardiola'nın gay olduğuna dair dedikoduları yazdı...
Onu yazması da yanlış. Böyle bir dedikodu var ama adamın üç çocuğu var. Bu futbolculuğundan beri konuşulur. Dedikodular var ama kendi açıklaması yok, öyleyse bile açıklamak istemiyor. Bu yazılır mı? Gay olduğu konuşulan Türk oyuncular da var, bunların adını yazabilir misin? Yazamazsın!
- Eşcinsel Türk futbolcu var mı?
Olmaz mı? Var. Nasıl olmasın? Adı ne, kim derseniz, bilmem ama dedikodusu olan, konuşulan birçok kişi var. Bunu ben değil, herkes duymuştur.
GÜLAY ALTAN-gulay.barbaros@aksam.com.tr