Başarı öyküleri üzerinden taşınan hayatlara merakımız çok fazladır.
Hayatı başarı öyküsüne çevirme zorlaması tüm mekanikliğiyle gençleri istila eder...
İçi boşaltıldıkça, başarıya yaklaşan hayatlara gıpta ederiz.
Bencil, bireyci, rekabetçi eğilimlerle bir vizyon tanımlanır.
Oysa bazı kısacık ömürler bizim yüzümüzü kızartacak ve aynı zamanda ağartacak kadar dünyada derin izler bırakır.
Bir ucu erkenden kırılmış o hayatın kökleri, yeryüzünde yaşamayı sürdürecektir.
Bilge Köyü İmamı Kazım Ozan'ın hayatı gibi.
24 yaşında görev yaptığı köydeki katliamda hayatını kaybeden Kazım'ın babasının, belli ki oğlunu metropol açıkhava üniversitelerinde okutacak parası yoktu.
Bu dershanemsi üniversitelerden mezun olup holdinglerde bir işe girip, birbirinin üstüne tırmanarak veya basarak kariyer yapma imkanı bulamayacaktı Kazım.
İyi ki de öyle olacaktı.
O bütün Anadolulu dar gelirli ailelerin çocukları gibi bir an evvel hayata atılmak zorundaydı.
Çünkü ne vakitleri ne de paraları vardı.
Ailelerinden okumak için yardım alamayan çocuklar devletin kadrolarına talip olacak mesleklere yönlenir.
Asker, polis, hemşire, imam, öğretmen olup gencecik yaşlarında Anadolu'ya doğru yollanırlar.
Orta sınıfın çocukları kafelerde can sıkıntısından patlarken onlar meslek sahibidir.
Devletin bağrında büyüyecek, bilmedikleri belde ve kültürlerle 20'li yaşlarda tanışacaklardır.
Adını yaşadıkça hiç duymadığımız yerler onların ilk görev yerleri olacak, genç ve ürkek kalpleriyle oralarda göreve başlayacaklardır.
Türkiye'nin büyüklüğünde onların payları da hep çok büyük olacaktır.
Gelir dağılımında alt sıralarda yer almalarına ve trajik ölümleriyle gazete haberi olmalarına rağmen...
Kazım, Beypazarı İmam Hatip lisesi mezunu.
İmam denilince oluşan önyargıları utandırıp başını eğdirecek Bilge Köyü imamıydı 'O'...
Duru ve masum yüzü, ailesinden o kadar uzakta kurduğu yaşam, orada yaptıklarını okuyup, öğrenince içinizi tazelerken bir yandan da dağlıyor.
Köpeğiyle çekilmiş fotoğrafı ve diğer fotoğraflar; elinde cep telefonuyla dalıp gittiği ve poz verdiği gitar.
Kuran kursu öğrencileriyle birlikte Hasankeyf gezisi....
Kazım köye varınca önce Kürtçe öğrenmiş, dolayısıyla yöre halkının diliyle konuşarak kalplerini de bağlamış.
Kazım'ın Bilge Köyü'ndeki iki yılı, Bilge Köyü'nde uzun bir ömre sığacak kadar dopdoluymuş.
Gidemediğimiz yere gitmiş Kazım, giremediğimiz gönülleri fethetmiş.
Kazım, Bilge Köyü'ndeki 'Devlet'miş, İslam'ın hakkaniyetini öğrettiği kadar kendi kişiliğiyle de Bilge Köyü'nü Türkiye'ye bağlamış.
Vurulduğunda alnına iki, göğsüne beş kurşun isabet etmiş.
Bilge Köyü, Kazım'ın ilk ve son görev yeri olarak kayıtlarda kalacak.
Unuttuğumuz, bir zamanın idealist ve değer taşıyıcı toplumcu gençlerini hatırlatıyor Kazım.
Gittiği yerde bir dönüşüm yaratırken kendini de dönüştüren gencecik köy imamının buruk hikayesi dillendikçe büyüyor.
Fellik fellik yurtdışından başarı öyküsü ithali peşindeki dünya görüşü Kazım'ı anlayamayacak.
Kendi başarısı diye bir şeyi 'ayıp' sayan, başkalarına açtığı yolda arkadan gelen 24 yaşındaki Kazım'ın gözlerindeki rüya bitmesin.
Devlet kadrolarında Kazım gibi çalışan, Anadolu'ya ulaşan gencecik çocuklarımız asıl iftihar kaynağımız değil mi?
Büyükşehrin gözü kara rekabetinde ve çekişmeci yarışında kararmış gözlerimizle 'KAZIM'ı görebilir miyiz?
Velhasıl, başkalarına kattığımız kadarızdır, kaptığımız kadar değil.