Beşiktaş'ın şampiyon olduğu gün Adnan Polat aynaya bakıp kendisinden utanmadıysa içinde profesyoneliğe dair en ufak bir kırıntı kalmamış demektir. Galatasaray, geçen sene hocasız kaldığında kendisine en doğru çözümün Mustafa Denizli'yi takımın başına getirmek olduğunu söyleyen az sayıda insandan biriydim ben.
Polat'ı tanıyanlar 'Bu iş imkansız, Adnan Polat asla Denizli'yi' getirmez dediler.
Sebebi neydi biliyor musunuz? Tamamen kişisel...
Çünkü Mustafa Denizli karizmatik bir isim, Adnan Polat da Galatasaray'ı kendi çiftliği gibi görmek istediği için egosuna kendisinden daha parıltılı bir ismi getirmeyi yedirememiş.
Düşünün, Ertuğrul Özkök bir röportaj yapıyor. Fenerbahçe-Beşiktaş maçı öncesi. FB'den Aziz Yıldırım'la, BJK'dan Mustafa Denizli'yle. Biri Başkan, diğeri teknik direktör oysa. Ama birbirlerinin muadilleri. Demirören muhatap dahi alınmıyor, Denizli'nin karizması Beşiktaş'ın 'tek simgesi' olmaya yetiyor çünkü...
Küçük insanlar bu gibi durumları kaldıramazlar. Bu yüzden de Mustafa Denizli'yi Galatasaray'ın başına getiremediler.
Adnan Polat ve beraberinde Adnan Sezgin de kendi kişisel hırsları uğruna Galatasaray'ı harcayıp durdu.
Bir kere bunlar kötü yöneticiler. Yıldız yönetmeyi bilmiyorlar, herkes kendilerine biat etsinler istiyorlar, takımın 'yük sırtlayacak' oyuncularıyla 'generallerini' aynı kefeye koymaya çalışıyorlar. Baroş'u, Lincoln'ü yönetemiyorlar; belki zaman verilse çok iyi iş yapacak olan Skibbe'yi, bugün Avrupa'da el üstünde tutulan Gerets'i takımın başından gönderiyorlar.
Sen star yönetemiyorsan hiçbir şeyi yönetemezsin? O zaman orada işin ne? Bir kişi de kalkıp sormuyor.
Onlar ancak 'bizim oğlanlarla' çalışabilirler; kendilerine biat edecekleri, ezecekleri, kendi karizmalarını gölgelemeyecek... Bir Bülent Korkmaz gelir, bir diğeri gider...
Her şey bir yana bu iki Adnan'ın en büyük kötülüğü ne oldu biliyor musunuz?
Bırakın futbolda başarısız olmayı... Şampiyonluğu elden kaçırmayı, Avrupa'da eskiden marka olan Galatasaray'ın esamesinin okunmamasını... Bütün bunlar geçicidir. Maçlar kaybedilir, kazanılır, şampiyonluklar kaçar ve geri gelir... Bütün bunlar önemli değildir.
Ama bu iki Adnan Türkiye'nin en önemli kurumlarından birini yok etti. Teker teker yozlaştırılan, çığrından çıkarılan, amacından saptırılan diğer yerleşik kurumlar gibi Galatasaray Spor Kulübü de ayağa düştü.
Türkiye, Özal'la beraber kutsal olan ne varsa kaybetmeye savaş açtı. Her türlü değer, inanç ayaklar altına alındı ve yoz, tam oturmamış taşralı bir düzen kurulması için start verildi... O yıllarda bu proje tam olarak hayata geçmedi, Türkiye'nin vicdan sahibi insanları çoğunluktaydı...
Ama AKP döneminde bu kalelerin düşürülmesi daha da hızlandı.
Neresinden bakarsanız bakın Galatasaray, Türkiye Cumhuriyeti'nde belli bir duruşu ve kimliği olan kurumlardan biriydi...
Adnan Polat bunu yok etti. Yer yer Cemaat'in oyuncağı haline getirdi, bazen Belediye'yle inşaat ilişkilerini kolaylaştırmak için flört aracı yaptı Galatasaray'ı... Bu takıma dair sevdiğimiz ne varsa boğazını sıkıp öldürdü, yerle bir etti yıllarla inşa edilen bir kurumu...
Kendi vizyonu gibi cüce bir kurum haline geldi Galatasaray...
Peki ya şimdi?
Yok mu koskoca Galatasaray'ın içinden vicdan sahibi birileri?
Bir tek kişi yok mu bu müteahhitin koskoca kulübü oyuncağı yapmasına karşı çıkacak?
En homoerotik spor sayfaları
Futbolun gündeme oturduğu zamanlarda spor sayfalarının da önemi artar, hatta iyi yapılmış spor sayfaları gazetelere tiraj da kazandırır. Ancak spor sayfasının alıcısı günümüzde sadece futbol izleyicisi değil, çok farklı kesimlere de hitap edebiliyor. Geçenlerde bir arkadaşım dikkatimi çekti; 'Vatan'ın spor sayfalarında öyle fotoğraflar kullanıyor, öyle kadrajlar seçiliyor ki adeta futbocular birer erotizm sembolü gibi yansıyor' dedi. Bir süre takip ettim. Hakikaten de öyle... Belli ki özel bir göz buna sistematik olarak dikkat ediyor, futbolun başka dünyalardan alıcılarını da kayırıyor. Futbolda eşcinselliğin tartışıldığı zamanda çok ilginç bir rastlantı doğrusu... Kaos GL bu ayrıntıyı atlamaz, Taraf ise bu haberi göremez.
Ben Ajda'yı beğendim
Ajda Pekkan hayranları 'Resim' şarkısını tartışıyorlar. Serdar Ortaç yine aynı formül üzerine şarkı yapıp bu sefer Ajda'ya kakalamış diye düşünenler çoğunlukta. Müzik aynı, sözler 100 kelimelik 'sortaç' sözlüğünden tabii ki. Hatta bu sefer kafiye olarak fazla kasılmamış, sadece 'olacak' ve 'olacak' kullanılmış. Ortaç, 'Ne yapsam tutuyor, ne fark eder ki' diye düşünmüş olmalı...
Fakat 'Resim' şarkısının başka bir tarafı var: Bütün Serdar Ortaç şarkıları gibi insanı hemen yakalayıveriyor bir kere. Ama daha önemlisi Ajda'ya yakışan, Ajda'nın söyleyebileceği, bir Ajda Pekkan şarkısı olabilecek kadar iyi olmuş.
Doğrusu, Fikret Şenes'in sözleri dışında Ajda Pekkan'a yazılan son Ajda şarkısı 'Eğlen Güzelim'di...
Diğer bütün şarkılar bir şekilde Ajda dillendirince sırıtıyordu, ama 'Resim' tam ona uymuş. Zamanında 'Deli diyorlar bana desinler değişemem' dizelerini de dillendiren Ajda'nın 'Resim'deki 'Beni eskisi gibi deli sanıyorlar' cümlesi de bir gönderme gibi olmuş...
YAPILACAK İŞLER LİSTESİ
- Yalın'ın albümü dinlenecek, özellikle 'Terazi' üzerinde durulacak.
- Cuma toplantılarına dışarıdan sızmaları ve ajanları önlemek için güvenlik tedbirleri üzerine düşünülecek.
- 'New Journalism' üzerine yazılmış ve Serdar Turgut tarafından hediye edilmiş kitaplar okunmaya devam edilecek.
- Yakın zamandaki New York seyahati için restoran listesi çıkarılacak. Bu sefer Daniel'e mutlaka gidilecek.
- Madi Clara'nın yaptığı kötülükler sohbet konusu edilecek. (madiclara.blogspot.com) Özellikle alt kademe 'kadın' köşe yazarları hakkındaki haberler yayılacak.
- 'Hala böyle bir dergi var mı' demeden Esquire (US) haziran sayısındaki 'Funny People' üzerine yazı okunacak.
- Çok iyi bir medya dedikodusu bulunacak ve herkese yayılması için bizzat uğraşılacak.