AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-06-11
Türkiye değişmelidir' diyorlar. Kim itiraz edebilir böyle bir buyruğa. Bir anlamda kendi haline bıraksak bile değişir ülkemiz. Evrende değişme kaçınılmaz. Oysa 'değişme olmalıdır' dediğimizde bu değişmenin gönlümüzce, planladığımız gibi, isteklerimizin doğrultusunda gerçekleşmesini kastediyoruz. 'Türkiye değişmelidir', peki, hangi yönde? Nasıl?
'Türkiye değişmeli' çığlığını atanlar, genellikle bu soruyu, 'dünyanın değişmesi doğrultusunda' diye yanıtlıyorlar. Soru şu: Hangi dünya? Niçin?
Olası yanıt: Dünyanın gelişmiş ülkelerine benzemeliyiz. Onların özgür ortamlarını ülkemizde de yaratmalıyız. Bir bakın Amerika Birleşik Devletleri'ne, daha düne kadar zenciler köle idiler, şimdiyse zenci bir başkan yönetiyor. Amerika'daki, Avrupa'daki özgür yaşamı yakalamalıyız. Dünyayla daha yoğun bir ilişkiye girip, yerellikten, bizi dünyanın özgür ortamlarından uzak tutup, üzerimize sürekli baskı uygulayan yerellikten kurtulmalıyız. Bu ülkede özgür olmak istiyorsak, özgür ülkelerle yoğun ilişkiler içine girerek, onlarla ittifak halinde olmalıyız. Dünya nereye gidiyor? İzleyelim. Dünya önde biz de ardında değişelim de değişelim, değişelim de değişelim.
Sorarlarsa, 'neden değişiyorsunuz?' yanıtımız, 'dünya değişiyor da ondan' olsun. 'Ey, dünyadan habersiz, iki koyunu bile gütmekten aciz, beceriksiz, statükocu, dar bakışlı, bürokrat zihinli, eski kafalı zavallılar! Neden değişmiyorsunuz? Dünya aya, biz yaya! Hiç olur mu? Bir an önce dünyaya yetişmeliyiz. Ey dünya, bekle biraz, Türkiye geliyor, biraz yavaş git ki Türkiye sana yetişsin, yetişsin de özgürlüğüne kavuşsun!
Eğer kendim için değişme istiyorsam, namerdim. Ülkemin geleceği, özgürlüğü için. Biliyorsunuz, ülkemiz özgür değil, özgürlüğe erişmenin tek yolu da dünyaya doğru koşmak, o zaman içimizdeki zalimlerin elleri kolları bağlanacak. Örneğin, Avrupa Birliği diyecek ki o zalimlere: 'Pis zalimler, elinizi çekin mazlum halkınızın üzerinden!' Zalimler de hemen çekecekler ellerini. Özgürlük başlayacak.'
Elbette çizdiğim tablo bir karikatür. Abartılı, tek yanlı. Ama değişmenin gerçek niyetlerimizi maskeleme aracı gibi kullanılabileceğinin işareti olabildiğine de bir örnek. Her hangi bir dünya görüşüne sahip biri kolaylıkla, 'Türkiye değişmelidir' diyebilir. Duyduğunuzda ilk izleniminiz, iyi niyetli bir iseniz, ne güzel bir dilek, hep iyinin, güzelin, yeninin yanında olmak istiyor bu arkadaş, olabilir. Belki şöyle düşünürsünüz: Yeni, eskinin yanlışlarından, zulmünden, sömürüsünden kurtaracak bizi! Değişme, yeni olanın ardında olmadır! ('Göğün altında yeni bir şey yok' diyenlerden değilseniz!) Türkiye değişmeli elbette, eskiyen yanlarını değiştirmeli, kurumlarında kokuşmuş işleyişi düzeltmeye çabalamalı, kültüründeki değerleri, dünyayı izleyerek tazelemeli, onları Anadolu topraklarının can veren havasıyla havalandırmalıdır.
Oysa sonunda anlıyorsunuz ki, onun kastettiği 'değişme' tümüyle kendi dünya görüşünün bu ülkeye egemenliği imiş. Bunu, 'dünyayı izleme', 'ilericilik', 'özgürlük' kavramlarıyla örtüp, kendi gibi düşünmeyenlere: 'Değişmeye, ilerlemeye karşı mısın? Zulümden yana mısın? Özgürlüğe karşı mısın?' diyerek yapmaya çalışıyormuş. Değişmecilik oyunu ile kendi öğretisinin bu ülkeye egemen olmasını sağlamakmış, amacı.
'Özgürlük, özgürlük' diye çırpınışı da yalnız kendi öğretisiyle ilgili olarak, şu an ülkenin baskıladığını düşündüğü kendi yaşam biçimi ile ilgili imiş. Bu özgürlükçü arkadaş, yalnız kendisini özgür olduğu bir Türkiye istemektedir. Peki sen özgür olunca ben ne olacağım? Şöyle mi diyecek bana: 'Senin özgürlüğe ihtiyacın yok. Hakkın da yok. Ancak bizim gibi düşünenler özgür olabilir.'
Daha önce de yazdım. Sadece, dünyayı izleyerek özgür olunmaz. Özgürlük yüksek düzeyde bir bilinç ister. Bu düzey elbette insanımızda potansiyel olarak vardır. Özgürlük bir terbiye işidir. Bir edeptir. Onu şekle indirgediğinizde özgürlük görünüşü altında ağır bir gafletle, yoğun bir esareti yaşarsınız. İnsan saygısıyla başlar özgürlük. Özerk insanların başarısıdır. 'Dünya' diye yarattığın ne idüğünü doğru dürüst temellendiremediğin bir sanal varlığın ardında, onun zaman zaman budalası olacak biçimde koşmakla özgür olunmaz. Bu, elbette dünyaya kapalı kalalım demek değildir. Bu özgür olmayı öğrenelim demektir.
Kendi ham hayallerimize kavuşmak için özgürlüğü maske yapışımızdan anlaşılıyor ki, özgürlük bize çok uzak.