AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-06-11

kategori2

Götürülmeyi bekleyen

-Hayrola Kazım, sabahın bu ayazında kapının önünde elinde bavul ne bekliyorsun?
-Sen beni boş ver Hocam, asıl sen ne arıyorsun, bu yarı karanlık sokaklarda...
-Uykum kaçtı, bütün gece dolandım durdum... Sonunda sokağa çıkıp bir hava alayım dedim.
-Ben, burada... Hocam, ben burada üşüye titreye beni almalarını bekliyorum...
-Kim alacak seni bu vakitte, ey Deli Kazım?
-Polisler herhalde.
 -Neden? Bir suç mu işledin? Seni arayıp da bekle, geliyoruz mu dediler?
-Kimse bir şey demedi Hocam. Hani muhakkak bir suçum vardır da, beni alıp götürürler diye bekliyorum.
-Yahu Kazım, delirdin mi? Üşüteceksin, gir içeri, otur sıcacık evinde. Madem suçun yok neden alsınlar ki seni?
-Suçluyum, diye.
-Suçlu değilim diyorsun.
-İnsan bu ülkede anasının karnından suçlu doğar.
-Kazımcığım, o Hıristiyan inancı, bu ülkeyle de ilgisi yok...
-Yanılıyorsunuz Hocam, Bu inanç, Türkiye'de benim gibi yaşayan insanların inancıdır. Bir insan size suçlu diyorsa, düşünün, muhakkak, suçluluğunuza kanıt olacak en az bir eyleminizi bulursunuz.
-Un complexe de culpabilitŽ!
-Buyur Hocam, anlamadım...
-Suçluluk kompleksi, seninki, diyorum... Saçma. Neden suçlu olasın ki? Hangi eyleminden korkuyorsun?
-Madem, psikanalitik takılıyoruz, o zaman yanıtım şu muhterem hocam: Suçlanmaktan korkuyorum. Biliyorum ki suçlanırsam, birileri benim suçluluğum hakkında bir yığın 'kanıt' bulacak. Asıl korktuğum ise, eğer suçlanırsam, suçumu eninde sonunda kabul edeceğim. Son günlerde hayatım suçlanmayı beklemekle geçiyor. Suçlanmadıkça geriliyorum. Her sabah bavulumu hazırlıyor, kapıya çıkıyorum. Evimde 'belge' yok. Ne bir kağıt parçası ne de bilgisayar. Ortalık iyice aydınlanınca dönüp, eve giriyorum. İçime bir hüzün çöküyor: Suçlanmama hüznü. Biliyor musun hocam, bu hüzün yalnız biz Türklere mahsustur. Klinik psikoloji literatürüne bir katkımız olsun: Henüz suçlanmadığımız için hüzünleniyoruz. Sanki suçlansak keyfimiz yerine gelecek.
-Sevgili Kazım, düş gücün epey gelişmiş. Bu aralar sanıyorum, çok yalnız ve şaşkınsın. İşinden ayrılmadın değil mi? Depresyonda falan da değilsin herhalde?
-Hocam, sende de her şeyi psikolojiye indirgeme tavrı var. Yahu bunun benim ruh halimle, ekonomik durumumla ne ilgisi var? Sorun, bu ülkede yaşayan insanların var oluş sorunudur!
-Senin gibi beyaz Türklerin herhalde...
-Sen de mi Brutus? Ne 'beyaz'ı ne 'Türk'ü? Sen fildişi kulende, düşler aleminde yaşıyorsun. Ülke elden gidiyor Hoca! Suçluya suçluya bizleri yok edecekler! İçimize bir korku saldılar. Beni her sabahın köründe elimde bavul, kapımın önünde bekletiyorlar. Suçlanmama hüznü gibi bir derde duçar oldum. Bir gün beni de tıkacaklar içeriye. Neden suçu kabul edeceğimi sormuyorsun. Kabul etsem de etmesem de onlar benim hakkımda kararlarını vermişler. Suçsuz olduğumu savunmanın hiçbir anlamı yok. Benim gibileri içeri tıkıp, bu ülkeyi ele geçirecekler. Üstelik hem Avrupa hem Amerika destek veriyor bu girişime.
-Bak Kazımcığım, ukalalık saymazsan sana Almancadan örnek vereyim. Almancada suç die Schuld'dur, bu sözcük aynı zamanda 'borç' anlamına gelir. Senin kendini suçlu duyman, içinde duyduğun schuldenlast'dan, borç yükünden dolayıdır. Bu ülkeye borçluyuz hepimiz. Borçluyuz, suçlu değil. Elbette herkes suçlanabilir. Borçluyuz oysa. Biz kendini bu ülkeye karşı suçlu değil de borçlu hissedenlerin haklılığını tarih bize gösterecektir, böyle bir tarih anlayışımız varsa, ki benim vardır! Bu korkundan, hüznünden vazgeç. Hukuka güvenmiyorsan, kendine güven, bu ülkenin kuruluşundaki temel ilkelere, Anadolu insanının sağduyusuna güven. Sen neden suçlu olasın? Bu ülke neden batmakta olsun? Sen hazır bavulunu hazırlamışken gel bize gidelim, seni, bu ülkeye borçlu olduğunu duyan  pırıl pırıl gençlerle tanıştırayım. Borcumuzu, bu ülkenin aydınlık geleceğini hazırlamak için çalışarak ödeyelim.
-Bırak tıraşı Hocam! Borçluyuz, elbette. Cebimizde para yok. Borçluyuz, bize ağır biçimde ödetiyorlar! Hem suçluyuz hem de borçlu. Yaşasın Almanca! Beni ancak Alman kültürü anlayabilir. Ben her sabah bavulumla bekleyeceğim. Senin de her gece uykuların kaçacak. Sokağa çıktığında her kapının önünde benim gibi bavuluyla götürülmeyi bekleyen insanlar göreceksin.
-Onları polis değil, içlerindeki umut götürecek, geleceğin aydınlık Türkiyesine.