AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-06-11
Hiçbir T.C. Başbakanı, geçmişle ilgili bu kadar açık ve sert bir özeleştiri yapmamıştı: 'Yıllarca farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Bu aslında faşizan yaklaşımın sonucuydu...'
Evet, daha önce 'Hatalar yapıldı' ya da 'Keşke 6-7 Eylül olmasaydı' gibi yuvarlak cümleler sarf edildi ama 'faşizan' kelimesini kullanan, 'Ya sev ya terk et' söylemine yakın sözler sarf eden Erdoğan oldu! Muhalefet, sırf 'Başbakan KENDİ ülkesi hakkında nasıl böyle konuşur' diye tepki gösterdi.
Peki bir siyasetçi, kendi ülkesini -ve belki bu sayede kendisini de!- eleştiremeyecek, yorum yapamayacaksa, varlığının ne anlamı var? Her şey güllük gülistanlık, Türkiye bütün meselelerini halletmiş mi ki bu ülkenin Başbakan'ı ağzını açmayacak? Bugünkü sancıların çoğunun kökeninde 'Anadolu'nun Türkleştirilmesi-Sünni Müslümanlaştırılması' projesi yatmıyor mu? Kaldı ki, Erdoğan'ın bu sözleri, laik kesimin hep korktuğu 'farklı yaşam tarzlarına, dinlere saygı'nın teyidi değil mi?
CHP ya da MHP fark etmez, muhalefetin artık klasik haline dönüşen fevri reaksiyonları, çağa ayak uyduramadıklarının kanıtı. Zaten bu yüzden oylarını artıramıyor, bir köşede sıkışıp kalıyorlar.
ELEŞTİREN DE FAŞİST!
Emre Kongar, NTV'nin Yazıişleri programında şöyle yorum yaptı: 'Başbakan hangi dönemi kastediyor? Mübadeleyi kastediyorsa, savaş-mavaş vardı, karşılıklıydı. Ama DP dönemindeki 6-7 Eylül olayları kabul edilemez...'
Sayın Kongar'a saygım sonsuz, ancak 'farklı etnik kimlikte olanlar kovuldu' sözünü başlıklar halinde bölüp, 'duruma göre' yorumlamak bana göre fevkalade yanlış.
Neden mi?
'1924'te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Cumhuriyet'in devam ettirdiği tek dil, tek millet, tek kültürden oluşmuş homojen bir toplumu inşa sürecinin, başka bir deyişle Türkleştirme sürecinin en önemli noktalarından biriydi...' (Ayşe Günaysu, Radikal 2, 2005)
Tevhid-i Tedrisat, din ağırlıklı eğitime son vermesi açısından çok doğru bir adımdı, evet. Ancak üzerinde tartışılmayan, müfredat bilgilerine de yansımayan tarafı, 'makbul vatandaş'ın şekillendirilmesine yol açmasıydı. 'Vatandaş, Türkçe konuş' kampanyaları, Kongar'ın tabiriyle 'savaş-mavaş' nedeniyle, karşılıklı mı yapıldı? 6-7 Eylül Menderes'in eseriydi, peki 1963-1964'te binlerce Rum'un Yunanistan'a gönderilmesini kim istedi? (Cevap: İsmet İnönü.)
Gayrimüslümlerin dalga dalga tasnifi yetmedi. Dink suikastı, Malatya katliamı, Anayasa'nın sivilleştirilmesine çomak sokmalar, darbe girişimleri hep bu zihniyetin günümüze yansımaları:
'12 Eylül, Türkiye'yi Türk-İslam sentezinde yeniden yapılandırma amacını taşıyordu. Yani 1930'larda başlayan, ama tamamlanamayan 'Anadolu'yu Türkleştirme' projesini tamamlamak. Başka deyişle 'Kürt meselesini' ezme-asimile etme stratejiyle bitirmek... Rahip Santoro'nun öldürülmesi, diğer gayrimüslim cinayetleri ve sevgili Hrant'ın katledilmesi hepsi aynı projenin, yani 'Türkleştirme' projesinin parçalarıdır.' (Nabi Yağcı, Referans, 2008)
Oysa CHP zihniyetine göre, tek parti dönemi, İsmet Paşa ve hatta, 12 Eylül Anayasası eleştirilmez. Eleştiren, vatan haini! Eleştiren, nasıl oluyorsa, 'faşist'!
ÇUBUKÇU'YU TOPA TUTMAK EN KOLAYI
ME Bakanı Nimet Çubukçu, göreve gelir gelmez Saylan'ın cenazesine gitmeyişinden, 'Andımız tartışılabilmeli' sözlerinden topa tutuldu. Bu arada okul kitaplarında kadın-erkek ayrımcılığını simgeleyen cümleleri kaldıracağını açıklaması nedense kayda değer bulunmadı!
Hükümetten bir yetkilinin Saylan'ın cenazesinde bulunması gerektiğini ben de yazdım. Ama andımızın tartışılmasında hiçbir mahzur görmüyorum. Kaldı ki kadın-erkek ayrımcılığıyla ilgili eğitimde temel bir soruna el atanın AKP hükümetinden çıkması, alkışlanmalı!