AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2009-06-11

kategori2

Tepkisizliğe tepki; Haneke

62. Cannes Filim Festivali'nde 'Altın Palmiye' ikinci kez Michael Haneke'nin oldu.
2001 yılında 'Piyanist' filmiyle ilk ödülünü alan Haneke'nin bu yıl 'Beyaz Kurdele' isimli filmi jüri tarafından ödüllendirildi.
Avrupa sinemasının bu ayrıksı yönetmeni yeni filminde kendi ifadesiyla 'Nazileri nazi yapan' kuşağı ve koşulları araştırıyor.
Alman faşizminin İtalyan faşizminden farklı olduğunu belirterek bu farkın o dönemdeki Alman eğitimi olabileceğini söylüyor.
Avusturyalı Haneke, Viyana Üniversitesi'nde felsefe, tiyatro ve psikoloji eğitimi görmüş.
Haneke dünyanın kendi durumuna karşı geliştirdiği kayıtsızlığı, umarsızlığı sarsmaya çalışan bir yönetmen.
Mevcut rutin hayatın derinliklerine inmiş saklı şiddeti, gün ışığına çıkaracak kadar da mahir.
Bach'ın müziğiyle akan bazı sahnelerinin zihinsel ayıltıcı gücü yüksek.
Haneke'nin seti genellikle Avrupalı orta sınıfın hayatına kuruluyor.
Orta halli, okumuş, meslek sahibi bu sınıfın dondurulmuş ruhuna, bencil tavrına, yabancılaşmış dünyasına kamerasını uzatıyor.
Mekanik, ilişkisiz hayatların görünürdeki refah ve gelişmişlik kodlarını yıkıyor.
Altta uyutulan yıkıcı, saldırgan ve yok edici şiddeti ritmik adımlarla çağırıp sahneye dolduruyor.
Sevebilmekle nefret edebilmenin farksızlaştığı ilişkilerin arasına düşüyoruz.
Bir üretim bandında hazırlanmış hayatlarını fark ederek kendilerini imha kararı alan çift ve kızlarının hikayesi olan 'Yedinci Kıta', günlük hayatın en küçük ayrıntısına kadar varan 'yok edişin' planlanmasını ve uygulanmasını anlatıyor.
'Rutinin' Orta Avrupalı bir ailenin ağır esareti halini almasını, türlü türlü gündelik bağımlılıklarla  içleri boşalmış yaşamlarında yaşayamama halini gözler önüne serer.
Haneke; 'İnsanlar gerçekle karşılaşmaktan hoşlanmazlar, daha tüketilebilir bir gerçeklikle karşılaşmak isterler. Bu yüzden şiddet de size dokunmadan tüketebileceğiniz bir yoldan gösterilir, bense her zaman  insanların dokunabileceği bir yol arıyorum' diyor.
'Ölümcül Oyunlar' Haneke'nin ikinci kez Amerikan versiyonu olarak çektiği bir başka filmi.
Göl kenarındaki evlerine hafta sonu için gelen çiftin kapısını çalan tenis oynayan gençlerle başlayan hikayenin izleyeceği seyirde seyirciyi konumladığı yeri fark ettiğinizde 'şiddet' kavramını yeniden gözden geçiriyorsunuz.
Dünyaya karşı duygu ve tepkilerimizin küntleştirildiğini, bunu da medyanın yaptığını söylüyor  Haneke...
Duyamadığımız, hissedemediğimiz bir hayatı ve dünyayı yaşadığımızdan bihaber olduğumuzu da... 
Genel ortalama kabulleri pekiştirme, önyargıları meşrulaştırma görevini yerine getiren medya, zihinlerde narkotik etki yaratıyor, bol konuşma ama hiçbir şey söylememeyi yaygınlaştırıyor.
Haneke varolanla bize söylenen arasındaki derin sınırı çizdikten sonra medya ile yaptığımız suç ortaklığımızı da yüzümüze vuruyor.
Bizi bu kayıtsızlıktan kurtarmaya çalışırken de sıkıca silkelemeyi ihmal etmiyor.
Haneke'nin 'duygusal buzlaşma' dediği ilişkisizlik, kendine yabancılaşmış, tüketilir gerçeği isteyen halimizle onun filmlerini izlediğimizde bayağı patinaj yapıp kafa ve göz yaracağımıza hiç şüphe  yok.