AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-06-11

kategori2

Ustalara saygı

Yazı yazan herkesin 'entelektüel' diye çağırıldığı bir ülke burası.  Hatta, bu ülkede kitap okuyana bile 'entelektüel' diyorlar.
Oysa okur-yazar olmak, maalesef dünya ölçeğinde 'entelektüel' olmak anlamına gelmiyor.
Bizim lügatimizde olmasa bile, dünya dillerinin lügatlarında, 'entelektüel' kelimesinin karşılığında; 'düşünce üreten insan' yazıyor.
Okuduğu veya işittiğinden kalanı, kütüphaneden veya internetten derlediğini kaleme alana, bir tek Misak-ı Milli sınırları dahilinde 'entelektüel' deniyor.
Tashih ediyorum. Söylenemez...
Medya, ahaliye kıytırık bir oyuncuyu, vasat bir romancıyı, ömr-ü hayatında elinden yekünde 200 kitap geçmiş fukarayı 'entelektüel' diye pazarlamaktan vazgeçilmeli.
Bu faaliyet hem sahtecilik kapsamına girer ki; en azından ayıptır.
Hem de, Türkiye'nin düşünceleriyle; politik, ekonomik, edebi ve kültürel gündemine damgasını vuran; dünden bugününü, bugünden yarınını kuran gerçek düşünce adamlarına haksızlık... nimete küfürdür.
Ve elbette medyanın bu haksızlığı yapmaya hiç de hakkı yoktur.
Öyleyse...
Hilmi Yavuz'un Büyük Türk Şiir Geleneği'ni 'onardığını' ve Osmanlı Şiiri ile Cumhuriyet Şiiri arasındaki kopuşa bir köprü inşa ettiğini...
Aytunç Altındal'ın Hıristiyan İlahiyatı üzerindeki çalışmaları ile Batı'nın Türkiye politikasındaki dinsel temelleri deşifre ettiğini; bu niteliğiyle belki de ilk oksidantalist'lerden biri olduğunu...
İlber Ortaylı'nın tarihçiliğin, aynı zamanda dilbilim olduğunu ve tarihçinin muhakkak üslup sahibi olması gerektiğini hatırlattığı ve kendi üslubunu kurduğunu...
Nabi Avcı'nın ürettiği 'enformatik cehalet' ve bir uyanık tarafından araklanmaya çalışılan 'öteki Türkiye' kavramlarının bile Türkiye'nin bir dönemini açıklamakta anahtar olduğunu...
Cemal Bali Akal'ın İspanyol düşüncesi üzerine çalışmalarının dünyada modernizmin kaynakları konusundaki literatürü değişime zorladığını...
Şimdi pek sesi çıkmasa bile, Nilüfer Göle'nin 'Modern Mahrem' çalışmasının Türk toplumunun merkezine seyahat etmeye çalışanlara kılavuz oluşturduğunu...
Hikmet Özdemir'in Kemalist müktesebatı değişim içinde yeniden ürettiğini...
Bilgin Saydam'ın ve Erol Göka'nın Türk Grup Psikolojisi'ni tarihsel derinliğimizdeki figürleri analiz ederek anlaşılır kıldığını...
Ve bugün yaşadığımız Türkiye'nin olumluluklarına derin katkılarda bulunduklarını yazmak için terk-i diyar eylemelerini beklemeyeceğim.
Eski bir Arap sözü; 'Çarşıda düşünceye karşılık bir tutam dereotu vermiyorlar,' diyor.
El Hak, doğru. Çarşıda bir tutam dereotu vermiyorlar ama; bir tutam düşünce, çarşılar kurup, çarşılar kaldırıyor. Medeniyetler doğurup, medeniyetleri koruyor...
Şükran ve saygı.