AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-06-11
Bir süre önce ben, Zahid Akman'a çevresinin 'Molla' olarak hitap ettiğini ve onun da bundan çok hoşlandığını yazmıştım. (Hatta belki de göbeğini bile kaşıyordur 'Molla' lafını duyunca... )
O bana hakaret suçlaması ile dava açtı.
Mahkeme 'Molla' denilmesinde hakaret olmadığına karar verdi ve beraatimi kararlaştırdı.
Zahid Akman'ı da 'Molla'ları da tamamen unutmuş, mutlu bir şekilde yaşarken, bana bazen Mehmet Altan'dan bile daha sevimsiz gelip imkansızı başaran bu adam yine bir şekilde kendisi hakkında düşündürdü beni.
Onun hakkında düşünüyor olmak bana son derece antipatik geliyor, vaktim boşa harcanmış gibi hissediyorum ama yapacak bir şey yok. Onu bana düşündüren yine bir başka sevimsiz Bülent Arınç'tı.
Ben eskiden dava konusu olan 'Molla' deyimini yakın çevre arasında kullanılan yakıştırma anlamında söylemiştim. Ama şimdi görüyorum ki; adamın gerçekten de 'Molla' olması ihtimali var. Ben bilmeden doğruyu söylemiş olabilirim.
Bir başbakan yardımcısı düşünün Türkiye'de, bağlı kamu kuruluşunun başındaki bir bürokrat sefilin görevden alınması gerektiğini düşünsün ve bunu ona direkt söyleyemesin. 'Seni aldım görevden kardeşim haydi yallah' diyemesin.
Bülent Arınç, Zahid Akman'ı bir türlü görevden aldıramıyor. Görüştüklerinde ise utangaç gelinler gibi konuşuyor, 'Acaba istifa etmeyi düşünmez miydiniz' türünden kırıtık sorular filan soruyor.
Bu soruyu soran da hayatta olağanüstü nezaketi ve lafını sakınması ile tanınan bir şahsiyet değil, Bülent Arınç...
Zahid Akman ise 'İstifa filan etmem, Başbakan benim arkamda' diyebiliyor, Bülent Arınç'ın suratına sıvıyor 'İstifa et' sözünü... Adama böyle yedirirler lafını işte...
Bülent Arınç istediğini yaptıramıyor. Başbakan Erdoğan ise her konuda yerli yersiz konuştuğu halde bu konuda hiçbir şey söyleyemiyor, o da susuyor.
Bu korku neden?
Kim bu Zahid Akman Allah aşkına? Bir bürokrat işte... İstemiyorsanız, tutarsınız kulağından, atıverirsiniz kapının önüne olur biter. Üzerinde bu kadar mesai harcamaya değer bir şey mi bu, ayıp denilen bir şey de var.
Bu AKP içindeki hiyerarşi ilişkilerine, ayıp anlayışlarına bir türlü akıl erdirmek mümkün değil. Onların modern dünyada olabilecek ilişki türleri dışında tamamen farklı bağımlılıkları, biatları filan var.
İşin özeti şu; hem Başbakan hem de Bülent Arınç, bu Zahid Akman'dan korkuyorlar resmen. Gözlerimizin önünde yaşanıyor bu skandal.
Bambaşka nedenlerden dolayı adamın hakkında 'Molla' diye yazmıştım ama galiba adam hayli saygı gören bir 'Molla' olmalı.
Gayet tabii ki ben 'Molla'lar dünyasındaki hiyerarşik ilişkileri, rütbeleri filan bilmiyorum. Bu umurumda da değil ama gördüğüm kadarıyla Zahid'in hayli üst düzey bir 'Molla' olması gerekiyor.
Hem Başbakan hem Bülent Arınç ona bir şekilde biat ettiklerinden, bir türlü dokunamadıklarından bunun başka bir mantıki açıklması da akla gelmiyor.
Tabii ki konu AKP olduğunda mantıki açıklama aramak boşu boşuna çaba da olabilir. Çünkü bu insanlar modern insanların mantık kuralları dışında bir yaşam sürüyor ve kendilerinden çok da memnunlar.
Akif Beki işe yarar
Basınımızın bu haliyle bile aradan sıyrılıp olağanüstü utanç verici olabilme başarısını gösteren yazar benzeri kişi Akif Beki belki bir yazı yazar da Başbakan ve Bülent Arınç'ın Zahid Akman'dan neden korkmakta olduklarını anlatır bize. Adamcağızın yazarlığı başka hiçbir işe yaramıyor bari bu işe yarasın.
Başbakan Erdoğan ve Bülent Arınç'ın biat ettikleri Zahid Akman'ı acaba Akif Beki de 'Molla'sı olarak kabul etmiş olabilir mi?
Ahmet Arsan'dan kurtulma mücadelesinde olmasaydı bu konuları aydınlatmasını Ahmet Hakan'dan da rica edebilirdim tabii ki ama o şu aralar çok meşgul. Kafasını kaşıyacak hali yok.
İnsan avamı da özleyebiliyormuş
Bİr buçuk insan tarafından NTV'de sunulan Yazı İşleri programını, onların önem verdikleri fikirlere artık tahammül edemediğimden dolayı bir daha seyretmemeye karar vermiştim. Ama olacağını hiç tahmin etmediğim garip bir şey oldu: İnsan avam olanı da özleyebiliyormuş.
Basınımızdaki avam fikirli, kötü yazarların düşüncelerini de kendilerini özletebiliyormuş. NTV Yazı İşleri programının avam olanı yüceltme ve her yazarı düşük düzeyde eşitleme gibi gizli bir misyonu olduğundan, düzeylerinin düşüklüğü nedeniyle kendilerini özleten yazarların yazıları onların değişmez starları oluyor her gün.
Gerçi ben, onlar gibi olmadığıma şükretmek için seyrediyorum bu programı. Sizin ne gerekçeniz olabilir hiçbir fikrim yok. Tabii bu dünyada 'B-türü' denilen ve kötülüğüyle dikkati çeken filmlerin de belirli bir takipçisi var, bu biliniyor. Yazı İşleri programı da belki insandaki kötü yazıdan haberdar olma gibi tuhaf bir ihtiyacı tatmin ediyor olabilir.