Oray EÄŸin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Mustafa Balbay'ın günlüklerini okudum

Ergenekon soruÅŸturmasındaki haber kirliliÄŸi ve sızdırılan belgelere son olarak Mustafa Balbay'ın günlükleri eklendi. İçeriÄŸi bir yana, önce bu günlüklerin algılanış biçimi üzerine birkaç ÅŸey söylemek gerekiyor.
Hepimiz bu mesleÄŸi yaparken siyasetçi, asker, iÅŸadamı çevrelerinden önemli isimlerle buluÅŸuyoruz. Bu buluÅŸmaları kendimize saklamak, 'off the record' konuÅŸmaları unutmamak ve ileride faydalanmak için notlar tutuyoruz. Not tutmayan, günlüÄŸü olmayan gazeteci deÄŸildir zaten.
Herkes gibi benim de çeÅŸitli defterlerim var. Bazı buluÅŸmalarımı, iÅŸle ilgili geliÅŸmeleri, kimi temasları, telefon konuÅŸmalarını, sohbetleri, buluÅŸmaları not alıyorum. İleride hatırlamak ve deÄŸerlendirmek için.
BildiÄŸim pek çok gazetecinin de buna benzer not defterleri var. Projeler, analizler, notlar, haber kırıntıları bu defterlerde yer alır.
Ve tabii adı üstünde, 'günlük' doÄŸası gereÄŸi mahremdir.
Balbay'ın günlükleri de Ergenekon iddianamesine ek olarak alınırsa onları okumamız meÅŸruiyet kazanıyor. Öbür türlü, bir tür röntgenciliÄŸe ortak olmuÅŸ sayılırız. Sonuçta hepimiz bu sızdırılan günlükleri okuduk.
Günlüklerin gazetecilerin ürünlerine nasıl katkı saÄŸladığına dair en kolay akla gelecek örnek kuÅŸkusuz Hasan Cemal'in çalışmalarıdır.
Hasan Cemal'in çok ses getiren kitapları 'Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım' ya da 'Cumhuriyet'i Çok SevmiÅŸtim' tamamı günlüklerden oluÅŸmuÅŸtur. Aynı ÅŸekilde Emin ÇölaÅŸan'ın 'Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi'si de.
Pek çok gazetecinin bu gibi anılarını yazmaları baÅŸka türlü zaten teknik olarak mümkün deÄŸildir.
Bakın, Türkiye'de artık her ÅŸey birbirine karışmaya baÅŸladı.
Gazeteci günlük tutar, gazeteci belge saklar, gazeteciye haber sızdırılır... Bunlar normal ÅŸeylerdir, eÄŸer günlük tutmayı bile tartışmaya baÅŸlarsak gazeteciliÄŸi öldürürüz.
Kalkıp da bir gazetecinin kendisine sakladığı notları 'Darbe günlüÄŸü' olarak yorumlamaya kalkmak iÅŸi aslından saptırmaktan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil. Çünkü bütün gazeteciler 'off the record' konuÅŸur: Taraf'ın temsilcisi BaÅŸbakan'ın uçağında özel olarak konuÅŸmadı mı? Fehmi Koru akrabası Abdullah Gül'le hiç mi yazmadığı ÅŸeyleri konuÅŸmadı sanki?
Peki Mustafa Balbay'ın günlüÄŸünde bu kadar fırtına kopartacak ne var?
DoÄŸrusunu isterseniz bu konuÅŸmaları okuyup da bir darbe planı, bir örgütlü hareket olduÄŸunu düÅŸünmek biraz zorlama olur.
Ancak bu günlüklerde ortaya çıkan bir 'üslup' sorunu var.
Açıkçası bir askerin görev tanımının dışına çıkıp olur olmaz konularla ilgili görüÅŸ beyan etmesinin tartışmalı bir durum olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Åžener Eruygur'un kalkıp da medya, siyaset, ekonomi üzerine görüÅŸlerini açıklaması, üzerine vazife olmayan konulara girmesi ne derece doÄŸru? Sonuçta Åžener Eruygur sadece bir asker.
Bana kalırsa asıl tartışmamız gereken nokta bu.
Onun ötesinde Mustafa Balbay iyi gazetecilik yapmıştır. Bir dönemi anlamak için, ileride aktarmak için önemli aktörlerle görüÅŸmüÅŸ, notlar tutmuÅŸtur. Nasıl Hasan Cemal'in günlükleri sayesinde bir dönemi anladıysak, belki de bu notlar kitaba dönüÅŸtüÄŸünde tarihimizde bir baÅŸka döneme ışık tutulacaktı.
Ben bu günlükleri bu ÅŸekilde okudum.

Günlüklerden sonra da Cumhuriyet'e gider miydim?
Dün çeÅŸitli yayın organları arayıp 'Mustafa Balbay'ın günlüklerini okumuÅŸ olsaydınız yine de Cumhuriyet'e ona destek vermeye gider miydiniz' diye sordular. Gazetelere, dergilere görüÅŸ veren biri deÄŸilim, görüÅŸlerimi köÅŸeye saklıyorum.
Ama bu kasıtlı soruya karşı hiç tereddüt etmeden 'Evet' yanıtını verdim.
Cumhuriyet'e Balbay'a dayanışmak için giden gazeteciler için bu ÅŸahsa yönelik bir eylem deÄŸildi. GörüÅŸlerini paylaÅŸmayan, gazetecilik tarzını onaylamayan insanlar da bu yüzden oradaydı. Amaç bir gazetecinin ifade özgürlüÄŸüne destek vermekti sadece. Onun susturulmasına seyirci kalmanın, yarın öbür gün bizim de susturulmamızın yolunu açacağını düÅŸünüyorduk.
Bazı yayın organlarının bu ince çizgiyi anlamayıp, bu desteÄŸi çarpıtma çabalarını çok acıklı buluyorum.

Atilla Dorsay'ın şaşırtıcı hatası
Atilla Dorsay'ın dün 70. doÄŸum günüydü. Hepimize sinemayı sevdiren, bu ülkede sinema yazarlığının geliÅŸmesi ve oturması için yıllarca canla baÅŸla çalışan bu ulu çınarı selamlıyorum! Ona uzun yıllar daha ihtiyacımız olduÄŸunu da düÅŸünüyorum... Åžu yıllar içinde bir tane bile Dorsay çıkartamamış olmamız bizim ayıbımız deÄŸil midir?
DoÄŸum günü keyfine gölge düÅŸürmek istemem ama bu tebrikle beraber ufak bir çıkıntılık da yapmak isterim. Bir küçük eleÅŸtirim var. 70 yaşının olgunluÄŸuyla bu eleÅŸtirimi hoÅŸgöreceÄŸini düÅŸünüyorum Atilla Dorsay'ın.
Mesele ÅŸu: Bu hafta vizyona Oscar ödüllü belgesel 'Man on Wire' girdi. Philip Petit'nin İkiz Kuleler arasına tel çekip üzerinde yürüdüÄŸü an'ı anlattığı belgesel bir ÅŸaheser.
Ancak filmin en büyük özelliÄŸi İkiz Kuleler'in yıkıldığına dair bir tek göndermenin bile olmaması. Ne filmin içinde, ne afiÅŸinde, ne basın bülteninde bu bilgi yok. Adeta yapımcılar bize 'İkiz Kuleler'in hala dimdik durduÄŸunu' hissettirmek istemiÅŸler. Buna karşılık, kulelerin inÅŸası ise detaylarla anlatılıyor. Bu tercih ister istemez belgeselin Dünya Ticaret Merkezi'ne yönelik bir 'homage' olarak yorumlanıyor.
Peki Atilla Dorsay'ın konuyla ilgisi ne?
Filme yönelik eleÅŸtirisinde ÅŸu satırları kaleme almış Dorsay: 'Filmde İkiz Kuleler'in 2001'de yaÅŸadığı faciaya da deÄŸiniliyor.'
Hayır Dorsay, maalesef değinilmiyor!



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3