Geçenlerde bir sohbette konusu açıldı, 90'larda okuduÄŸum bir popüler kültür makalesine referans verdim, eve döndüÄŸümde de yazının yer aldığı kitabı bulup yeniden okumaya baÅŸladım. Lakin, ne makale ne de kitabın bütünü beklediÄŸim gibiydi. Fazlasıyla geride kalmış, modası geçmiÅŸ, önemini yitirmiÅŸti. Yazarı adına da üzüldüm, zamana yenildiÄŸini fark ettim.
İnsan kendisiyle de yüzleÅŸiyor bu anlarda. Anladım ki, yazar okurun deÄŸiÅŸim-geliÅŸim hızına ayak uyduramıyor.
Dün, Sabah'ın Pazar ekinde Teoman'la yapılmış bir söyleÅŸiyi okurken de aynı ÅŸeyi düÅŸündüm. 90'lı yıllarda ÅŸarkıları kadar kimi politik yorumlarıyla da ses getirmiÅŸti Teoman, ÅŸimdi beceriksizce kotarılmış söyleÅŸinin bir bölümde yine o duraÄŸa bir süreliÄŸine uÄŸramış.
Bakın ne gibi yorumlar yapmış:
n Oy vermiyorum. Yerel seçim ilgimi çekmiyor. Genelde de kime oy vereceÄŸimden emin deÄŸilim. Ama ÅŸu andaki durumdan çok da memnuniyetsiz deÄŸilim.
n Ergenekon iÅŸi hoÅŸuma gidiyor. Veli Küçük içerideyse, Kemal Kerinçsiz içerideyse bu hoÅŸ bir ÅŸey. Bugün mesela Recep Tayyip ErdoÄŸan '1 Mayıs'ın tatil olması için talimat verdim' dedi. Yani bu kadarmış bu iÅŸ demek ki. Yok 'Abdullah Gül Kürdistan dedi mi, demedi mi?' Yani o kadar komik ÅŸeyler oluyor ki. DediÄŸi anda kurtulacağız zaten.
n Kıbrıs, Ermenistan, Kürt sorunu, bunlar hallolsun. Sanki hallolacak gibi de geliyor. Umut geldi bana.
Teoman birkaç tane daha genç kızı kendisine hayran bırakabilir, 'Hem yakışıklı hem bilgili' diye yorum yaptırabilir kendisiyle ilgili, ama bu sözleri televizyon kültüründen fırlamış içi boÅŸ birtakım yorumlar olmaktan öteye gidemiyor maalesef.
Dahası, senden çok var!
Halbuki, 90'larda böyle deÄŸildi. Ne Türkiye bu kadar politizeydi, ne politika bu kadar karmaşık. Dolayısıyla elinde gitarıyla bir çocuÄŸun çıkıp da 'Ben Evren'i sevmiyorum, yargılansın'gibi sözleri öne çıkıyordu. Hem pek kimse böyle çıkış da yapmıyordu ve Türkiye ölçeÄŸinde nispeten yeni ve ilginçti.
Ama sonradan Teoman'ın bu yüzeysel politikasının izinden pek çokları gitti. Teoman'ın bütün bu çıkışları zaten karbon kopyaydı. Nasıl ki kimi söz ve melodileri fazlaca 'esinlenmeseyse' bu imaj da azıcık 'araktı.' Dünyada hayran olduÄŸu birtakım sanatçıların iyice çalışılmış biyografilerinin uyarlaması. Ama sonradan Harun Tekin gibi küçük Teomancıklar çıkıtı ve iÅŸin büyüsü bozuldu.
Nitekim, bu maya tutmuyor artık.
SöyleÅŸide dikkatimi çeken bir detay daha var. Teoman sehpahasına Bob Dylan'ın günlüklerini koymuÅŸ; gazeteci fark etsin ve bahsetsin diye özenle yerleÅŸtirildiÄŸi her halinden belli bir 'obje.'
Fakat, daha çok, baÅŸarısız olmuÅŸ bir öykünmenin kanıtı gibi.
Kim suçlu?
Dünkü gazetelerde görmüÅŸsünüzdür, minibüs ÅŸoförü aÄŸzıyla televizyonlarda konuÅŸup ona buna sataÅŸarak ünlü olmaya çalışan bir genç çocuk BBP'lier tarafından dövülmüÅŸ. Küçük bir gazetede yazan bu gence öncelikle geçmiÅŸ olsun, ama bu olayın sadece kuru bir geçmiÅŸ olsunla geçiÅŸtilecek kadar önemsiz olduÄŸunu düÅŸünmüyorum.
Yanlış anlaşılmasın, dayak atan taraf açısından deÄŸil, dayak yiyen bakımından.
DoÄŸrusunu isterseniz, bu dayak mevzuu bakımından odatv.com'daki yorumdan farklı düÅŸünmüyorum.
PaylaÅŸmak isterim:
'Åžimdi kime kızmak gerek? Bu çocuÄŸun başına böyle bir kaza geleceÄŸini Taraf'taki 'aÄŸababaları' bilmiyor muydu? Her fırsatta sırtını sıvazladıkları bu deli-dolu çocuÄŸun başına böyle bir olay geleceÄŸinin farkında deÄŸil miydiler? Yazık deÄŸil mi bu delikanlıya?
'Bir sözümüz de Reha Muhtar'a... Hala bu çocukların sözleriyle rayting kazanmaya utanmıyor musunuz? Bu olayda sizin de payınız yok mu sanıyorsunuz? Size de yuh olsun...'
EkleyeceÄŸim bir ÅŸey daha var: Görüp görebileceÄŸi en büyük ÅŸöhret bu oldu; açıkçası memnun olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Ama kötü bir haberim var: 15 dakikası baÅŸladı ve bitti. Yeniden geçmiÅŸ olsun.
İki not
Geçen hafta fazlasıyla 'mood swing' ve beraberinde 'konsantrasyon bozukluÄŸu' yaÅŸadığım için... Bahanemi sıralamışken hazır, iki yansımasını düzeltmek isterim:
1Hıncal Uluç'un kaldırılan heykelle ilgili yazısına itiraz etmiÅŸtim. Yazısını bir kez daha okuduÄŸumda aslında heykelin kaldırılmasına deÄŸil seçmen tavrında bir çarpıklığa karşı yazdığını fark ettim. 'Tabii ki o heykel kaldırılacak' derken, 'Belediye BaÅŸkanı'nın vaadiydi heykeli kaldırmak, siz de ona oy verdiniz, o da kaldırdı, ÅŸimdi ne diyorsunuz' diyor özünde.
2Murathan Mungan'ın 'Paranın Cinleri'nden bahsederken gözümde Mardin'de Hey dergisinin dizildiÄŸi tezgahları canlandırdığımı yazmıştım. O dergi, kitabın dikkatli okurlarının da bildiÄŸi gibi tabii ki Hey deÄŸil, Ses olacaktı.