Oray EÄŸin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Mare Nostrum

Beni çok etkileyen kitaplardan 'Camera Lucida'da Roland Barthes fotoÄŸraf sanatına ilgisinin Napoleon'un en küçük kardeÅŸi Jerome'un 1852'de çekilmiÅŸ bir karesini görmesiyle baÅŸladığını anlatır: 'O anda bugüne kadar hiç azaltamadığım bir hayretle 'Bunlar İmparator'a bakan gözler' diye düÅŸündüm. Ama hiç kimse benimle aynı heyecanı paylaÅŸmıyordu, hatta anlamıyorlardı bile. Hayat böyle küçük yalnızlık kırıntılarından ibarettir...'
Önceki akÅŸam Bora GezmiÅŸ'i televizyon ekranında idam edilen kardeÅŸi hakkında konuÅŸurken izlerken 'Bunlar Deniz GezmiÅŸ'e bakan gözler' diye içimden geçirdim  ben de.
Çok eskiden, babamın ilkokuldan kalma hatıra defterini bulduÄŸumda çocukluk arkadaşı Yusuf Aslan tarafından yazılmış bir sayfa görüp, ertesi gün okuldaki arkadaÅŸlarıma anlattığımda da hiç kimsenin benim heyecanımı paylaÅŸmadığını görüp hayal kırıklığına uÄŸramıştım.
Bora GezmiÅŸ'i izlerken, babamın hatıra defterini de düÅŸündüm. Ve yine hiç kimsenin benimle aynı heyecanı paylaÅŸmayacağını...
Yıllardır, hayatını kaybetmiÅŸ toplumsal figürlerin yakınlarının ekrana çıkıp onların ölümlerini anlatmaları içimde ÅŸaÅŸkınlıkla beraber ürperti uyandırır. OÄŸlunu, kardeÅŸini kaybeden birinin televizyon kameraları önünde dönem dönem aynı acıyı yaÅŸamaları, ekleyecek yeni hiçbir tarafı olmayan bir hikayeyi anlatmaları garibime gider.
Yadırgama anlamında söylemiyorum. Bunun kolay bir iÅŸ olmadığını düÅŸünürüm; insanların ölenlerin ardından dağılmadan konuÅŸabilmelerini, bunu herhangi bir olay gibi serinkanlı anlatmaları kafamı karıştırır.
Yıllar önce oÄŸlu intihar eden bir anneyle aynı masada oturuyordum ve bu olaydan en ince detaylarına kadar kelimeleri hiçbir ÅŸekilde aksamadan, hiçbir mantık hatası olmadan, sanki bir filmden ya da bir baÅŸkasının oÄŸlunun ölümünden bahseder gibi bahsetmesi dikkatimi çekmiÅŸti. O zaman da, tıpkı bugün toplumsal figürlerin, kahmanların ardından konuÅŸan yakınlarını izlediÄŸim gibi dehÅŸet içindeydim.
'12 Mart' belgesini ilk kez izlediÄŸimde de baba Cemil GezmiÅŸ'in oÄŸlu Deniz hakkında konuÅŸtuÄŸu bölümleri izlerken de aynı his kemirmiÅŸti içimi.
O an kendi oÄŸlundan deÄŸil de Deniz GezmiÅŸ adlı bir kahramandan bahseder gibiydi. Çocuklarını kaybeden ailelerde böyle bir yabancılaÅŸma oluyor galiba.
Hele hele hayatı boyunca 'Deniz GezmiÅŸ'in babası' ya da 'Deniz GezmiÅŸ'in aÄŸabeyi' gibi ağır bir yükü taşıyacak aile bireyleri için... Hayatları boyunca bu yükten kurtulamayacak, her an o efsanenin parçası olarak anılacak, belki bir ÅŸaka bile yapamayacak, beden diline dikkat etmek zorunda kalacak, o efsaneye gölge düÅŸmesin diye uÄŸraÅŸacaklar.
O 'Aman yanlış anlaşılır mı' korkusu yok mu işte...
Hayatlarını istedikleri gibi yaÅŸamalarının önündeki en büyük engel bu galiba; toplumsal bir efsaneye layık olarak yaÅŸabilme zorunluluÄŸu, bu zorunluluÄŸun insanı kıstırmasının yüküyle yaÅŸamak kolay olabilir mi?
Ya her sene televizyonda 36 yıl öncesine geri dönüp aynı sözleri anlatıp anlatıp hiçbir ÅŸeyin deÄŸiÅŸmediÄŸini görmek?
Galiba insanın sadece kendisine yabancılaÅŸmasıyla mümkün.
Bunlar Deniz GezmiÅŸ'e bakan gözler... Ve hayat hep böyle küçük yalnızlık anlarından ibaret.

Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3