Atina
Atina'da baÅŸka herhangi bir Avrupa ÅŸehrinde rastlanmayacak kadar çok polis var. Ya da hadi cümleyi baÅŸa saralım: Atina'daki polis, Batı baÅŸkentlerinin hemen hepsinden daha görünür durumda. İstanbul'da İstiklal Caddesi'nde omuzlarına astıkları tüfekleriyle buranın özgürlük-eÄŸlence merkezinden bambaÅŸka bir görüntü almasına sebep olan emniyet mensupları gibi Atina'da da her yerde güvenlik gücü var.
Yunan prostestocuların Türklerden bir farkı var ama: Bizdekine kıyasla otoriteden korku daha alt seviyede. Protestocular 'ideal amaçları' uÄŸruna polise saldırmaktan çekinmiyorlar. Ama polis de bu gibi durumlarda çok daha toleranslı, yaptırımlar daha az.
Polisin bu denli görünür olma sebeplerinden birinin Bilderberg toplantısı olduÄŸunu düÅŸünüyorsanız yanılıyorunuz. Evet, bu organizasyonun mimarları güvenliÄŸe kafayı takmış durumdalar ve kuÅŸ uçmasına izin vermiyorlar. Dünyanın her yerinde güvenlik bu derece önemli Bilderberg için.
Ama Atina olunca durum biraz daha farklı. Özellikle aralık ayında polisin 15 yaşındaki bir genci öldürmesinden sonra sokaÄŸa dökülen Yunan halkı henüz 'hizaya gelmiÅŸe' benzemiyor. Bütün gözlemcilerin yaptığı yorum aynı: Yunanistan ciddi bir deÄŸiÅŸimin eÅŸiÄŸinde ve bunun sancılarını yaşıyor.
Yunanistan'ı özellikle Amerika'nın ve ilk günden beri çoÄŸunluÄŸun ÅŸikayet ettiÄŸi Avrupa BirliÄŸi'nin çizdiÄŸi yolda tutmak isteyenlerle özgür-bağımsız-demokratik bir Yunanistan arzusunda bulunanların çatışması yaÅŸanıyor.
Yunan halkı genel olarak her ÅŸeye 'anti' olmasıyla tanınıyor; tembellik derecesine varana kadar kendi rahatına düÅŸkün (ırkçılık yapmış oldum mu?) ve pek kimsenin otoritesi altına girmek istemeyen...
DoÄŸrusu, Bilderberg toplantısına hem komünistlerin hem de faÅŸistlerin tepki göstermesi, gösteri düzenlemeleri bağımsızlık arzusunun yelpazesi konusunda yeterli fikir veriyor.
Bu bağımsızlık arzusunu radikalleÅŸtiren, Yunanistan'ın dünyayla baÄŸlarını koparmasını isteyip ÅŸiddete baÅŸvuran gruplar tarih boyunca var oldu. Bunlardan kuÅŸkusuz en popüleri 17 Kasım Örgütü'ydü. Kısaca 17N olarak bilinen bu örgütün eylemleri sonucu iki Türk de canını kaybetmiÅŸti geçmiÅŸte.
Ancak 2000'lerin başında 17N'nin tamamen bitirildiÄŸine inanılıyordu. Örgütün liderleri yakalanmış ve yargılanmış.
Fakat son birkaç yıldır Yunanistan'da çoÄŸalan anti-Amerikancı ve anti-küreselleÅŸmeci eylemlerde yine 17N adı ön plana çıkmaya baÅŸladı. 17N'nin mirasına sahip çıktığı iddia edilen Devrimci Mücadele Örgütü 2007'de Atina'daki Amerikan BüyükelçiliÄŸi'ni bombaladı.
Bilderberg toplantısından hemen birkaç gün önce de toplantının yapılacağı otelin yer aldığı Vouliagmeni'de bir banka ÅŸubesine bomba atıldı. Bankanın camları indi. Ve polis bu bombalamayı da 'aşırı solcu' gruplara baÄŸladı.
İşin ilginç yanı, aralıkta polisin öldürdüÄŸü 15 yaşındaki genç olayının ardından yeniden hortlayan 'terörizm' sürekli olarak aşırı solcu gruplara mal edilmeye çalışılıyor. Devrimci Mücadele Örgütü, 5 Ocak'ta bir polisin ağır yaralanmasıyla sonuçlanan eylemi sahiplendi bir tek. 17N'nin yeniden hortladığı sürekli tartışılırken kamuoyunun adını daha önce duymadığı yeni yeni örgütler de ortaya çıkıyor.
Aralıktan beri Yunanistan'da 30'un üzerinde bombalı eylem gerçekleÅŸtirildi. Citibank gibi bankaların ÅŸubelerine, pahalı araba satan bayilere, emlakçılara, televizyon kanallarına, karakollara yönelik eylem yapılıyor. Yunan otoriteleri de terörizmle mücadele almak için Londra'dan yardım istiyor...
Åžiddete bulaÅŸmayan ama deÄŸiÅŸim arzusu içinde olan pek çok anarÅŸist ve mücadeleci ise 17N'nin yeniden hortlama hikayelerine ve bu bombalamara kuÅŸkuyla yaklaşıyor. 'Devletin ve polisin insanları daha fazla kontrol altında tutmak için bir planı' olabileceÄŸi söyleniyor; bir 'korku imparatorluÄŸu' yaratmak, insanları terör tehdidiyle tedirgin edip pasifize etmek...
DoÄŸrusu, aralık ayından beri komÅŸumuzdaki bu geliÅŸmeler bize de çok yabancı deÄŸil... Her eylemin ardından bir örgütün sorumlu çıkması, polisin devlet içinde güçlenmesi, ülkenin geleceÄŸinin yeniden tasarlanma giriÅŸimleri... Çok ama çok tanıdık.
Bu cenaze bir miting olmalı
Türkan Saylan vefat etti. Ergenekon 'tertibi'nin en fazla canını yaktığı, yargısız infaza kurban etmeye çalıştığı bir sivil toplumcuydu. Ona yapılan yıllardır canla baÅŸla mücadelesini sürdürdüÄŸü çaÄŸdaÅŸ yaÅŸam arzusunu baltalama arzusuydu, herkesi F-Tipi yaÅŸam tarzına getirme çabasının kurbanı edilmeye çalışıldı.
Ama bu plan ters tepti... Türkiye'nin teslim olmaya direnen insanları bu oyunu gördü ve Saylan'ı sahiplendi. Kitapçılarda Türkan Saylan kitapları vitrinlere taşındı, ÇaÄŸdaÅŸ YaÅŸamı Destekleme DerneÄŸi bir anda kamuoyunun ilgisini kazandı.
Türkan Saylan, Türkiye'de yaÅŸam tarzlarına müdahale edilmesini istemeyenlerin, kendi hayatlarını kendi istedikleri gibi yaÅŸamak isteyenlerin mücadele simgesi oldu. Ergenekon soruÅŸturmasının insanların hayatlarını deÄŸiÅŸtirme ve Türkiye'yi yeniden kurma giriÅŸimi olduÄŸu Saylan'ın uÄŸradığı zulümle daha da ayyuka çıktı.
Saylan'ı ÅŸimdi son yolculuÄŸunda yalnız bırakmamalıyız... Bu cenaze bir mitinge dönüÅŸmeli... Türkan Saylan'ı uÄŸurlarken mirasına sahip çıktığımızı göstermeliyiz... Yüz binlerce insan TeÅŸvikiye sokaklarını doldurmalı bugün...
Bu cenaze Cumhuriyet Mitingleri'ni bile gölgede bırakacak kadar kalabalık, coÅŸkulu ve yüksek sesli olmalı.
Bugün herkes TeÅŸvikiye Camii'ne!
Ne ÅŸöhret merakıymış
Yaşını başını almış, kendilerine aydın sıfatı takılan bazı isimlerin ÅŸöhret merakı inanılır gibi deÄŸil... Alın iÅŸte son örneÄŸi...Bir yazar... Üç-beÅŸ tane köÅŸe yazısı yazdı, ufak bir gazetede... Kendisinin bile hayal edemeyeceÄŸi kadar çok ağırlandı, ÅŸöhret macerası Türkan Åžoray filmlerinde gazinocular kralı tarafından keÅŸfedilen genç kızlarınkine benzedi. Bir gecede ÅŸöhret oldu... Sonra tam da pavyondaki kadın benzetmesinden alınıp gemileri yaktı.
Güya evine çekilip sessiz kalacaktı... Güya canı yanmış, üzülmüÅŸtü... Güya bu konuyu uzatmayacaktı...
Ama o gün bugündür televizyon programlarından gazetelere röportaj vermeden duramıyor. Anlatacak pek bir ÅŸeyi de yok, aynı ÅŸeyi tekrarlayıp duruyor.
Åžöhretli 15 dakika onun çok hoÅŸuna gitti demek ki... Alsın tepe tepe kullansın ÅŸöhretini, bu yaÅŸtan sonra yüzüne gülmüÅŸ, kim karışır... Belki de kim bilir Pınar Kür'ü kıskanmıştır, yakında bir televizyon programına baÅŸlar...
Ne istiyorsa yapsın...
Ama bugünden sonra o kadına 'sosyalist yazar' denmesin... 'Sıkı sosyalist' ya da 'romancı' gibi payeler verilmesin... Taçlandırılmasın...
Ondan olsa olsa entelijansiyanın Seda Sayan'ı olur.