Bu hafta sonu arkadaÅŸlarımla İstanbul'dan uzakta, kısa bir seyahatteydim. Dün bu gazetede, benim yazı günüm olmamasına raÄŸmen benim köÅŸemin içinde gördüÄŸüm sızıntı, seyahatimi bölmeyi ve bu yazıyı kaleme almamı zorunlu kıldı.
İki tip gazeteci vardır: Biri kalemine güvenir, biri hukuktaki boÅŸluÄŸa. Maalesef, Türk hukuk sistemindeki tekzip mekanizmasının kolaylığı, açıklarını ortaya serdiÄŸim sicili hiç de temiz olmayan kimi gazetecilere geçici bir süre için kendilerini aklama imkanı tanıyor. Belki de bu hormonsal bir tatminle eÅŸdeÄŸerdir, bilmiyorum, psikoloji benim alanım deÄŸil.
Bu tekzip meselesinin teknik ayrıntılarını uzun uzadıya tartışmaya gerek yok. Çarpıklığı ortada. Maddi bir hata varsa, tekzip edilmesini sonuna kadar savunurum. Ama kalkıp da bir eleÅŸtiri, mesleki bir deformasyonun deÅŸifresi ve yazarın subjektif görüÅŸleri için tekzip? Mantığa aykırı.
Neyse, istedikleri kadar tekzip yayımlatsınlar, hiç önemli deÄŸil. Bazı gerçekler deÄŸiÅŸmiyor.
Bakın, adam kirli. Bütün gazetecilik geçmiÅŸi mesleki lekelerle dolu. Sonu Fethullah Gülen'in Türkiye'den gitmesine kadar varan ve 28 Åžubat'ın en önemli dönüm noktalarından 'aÄŸlama kaseti'ni televizyonda yayınlayan gazeteci mesela. Servis edilen haberlerin adresiydi bir zamanlar.
CHP üyesi olduÄŸu halde milletvekili yapılmadığı için sürekli CHP karşıtı saldırılara baÅŸlayan, özellikle de Deniz Baykal'a saldırısının altında kiÅŸisel nedenler yatan o. Bu sonuncusunu benim hayal gücüme baÄŸlayanlar CHP liderine bir telefon açıp sorabilir.
Adamın CHP düÅŸmanlığıyla Cemaat'e yakınlaÅŸması da paralel. Gidip Hocaefendi'nin elini öpüp 'Gatakulli' krizini çıkartan, bu haberi yazan da o deÄŸil mi?
Tam da buna denk gelen vakitlerde yıldızı belli çevrelerde parlamaya baÅŸladı. Misyon amacıyla çıkan kimi küçük gazetelerde, küçük televizyonlarda görüÅŸlerini dillendirmeye baÅŸladı. Misyoner çevreler ona 'makbul adam' muamelesi yaptı.
Benim meselem onun ÅŸahsı da deÄŸil; tanımam etmem, hayatım boyunca da tanımak istemem. Ama bu tip gazeteciliÄŸin nedenleri üzerinde durulmasını düÅŸüyorum.
Bu adam da, onun gibi benzer onlarca baÅŸka isim de, bütün mesleklerini kiÅŸisel iliÅŸkiler üzerine kurmuÅŸlar. Mesele bu kadar basit. Bu yüzden köÅŸelerini ÅŸahsi amaçları için kullanmaktan, belli çevrelere yaranıp onların tetikçileri gibi davranmaktan çekinmiyorlar. Kirli gazetecilik iÅŸte budur.
Kendi çarpık iliÅŸkilerine bakmadan, hukuktaki boÅŸluÄŸa güvenerek baÅŸkalarına laf söylemeye çalışanlar bu yola baÅŸvurmadan önce sırtlarındaki bagajların hesabını çok iyi yapmalılar.
Benim verilmeyecek hiçbir hesabım olmadığı halde, o keÅŸke çok uzun tekzibinde biraz da kendisinden ve onu daha yakından tanımamızı saÄŸlayacak iliÅŸkiler ağından söz etseydi.. Mesela nasıl bir gazetecilik dengesi kaçırdı, nasıl bir iliÅŸkiler ağına daldı ki zamanında, nasıl hesaplara daldı ki iÅŸ onun vurulmasına kadar gitti? Kimlerle oturup kalktı, kimlere abi deyip elini öptü? Hangi aÅŸamada mesafeyi kaçırdı ve neredeyse bir uyarılma anlamına gelen kurÅŸunla tehdit edildi?
Normal ÅŸartlarda 'Yaptığı haber yüzünden vuruldu' diye bunu bir PR çalışmasına, kahramanlık destanına dönüÅŸtürecek bir yapıya sahip olduÄŸu belli.
Bu konuya hiç dalmaması çok ilginç. Dün Susurluk'çularla oturup kalkan, bugün Cemaat'e yaranmaya çalışan bu adam kirli deÄŸil de bunu deÅŸifre ettiÄŸim için ben mi kötü çocuÄŸum?
Hadi oradan.
Beyaz Türkiye'nin kahramanı
Bundan 10 yıl önce olsa bir Anadolu takımının ÅŸampiyonluÄŸunu benden daha fazla isteyen olmazdı herhalde. İstanbul takımlarının oligarÅŸisinin yıkılmasını gerçekten arzulardım.
Yıllar önce kalbim Trabzonspor için atardı, o malum maç esnasında. Fenerbahçe ÅŸampiyonluÄŸu alınca Aykut Kocaman'ın yaptığı o tarihi konuÅŸmayı unutmuÅŸ deÄŸilim; Trabzonspor'u kolladığı için kahramanım olmuÅŸtu.
Daha sonra Gaziantepspor ligde yükselirken de onları destekledim.
Ama bu yıl kalbimi BeÅŸiktaÅŸ'a ödünç verdim. Birkaç yıldır hiç heyecan vermeyen futbol ligimizde BeÅŸiktaÅŸ'ın ÅŸampiyon olmasını canı gönülden diledim.
İstediğim oldu.
En çok da Mustafa Denizli'nin BeÅŸiktaÅŸ'ı ÅŸampiyon yapmasını istiyordum. Bunun ne Denizli'nin tarihe geçmesi ne de BeÅŸiktaÅŸ'ın oynadığı futbolla ilgisi var...
Bir: Sivasspor ve teknik direktörüyle ideolojik bir 'uyuÅŸum' sorunum var. Sedat Peker'lerin bağının olduÄŸu takımın, mikro faÅŸist Bülent Uygun'un böyle ödüllendirilmesine kiÅŸisel bir itirazım var.
İki: Yetti artık bu Anadolu devrimi. AKP dönemiyle beraber yeÅŸil sermaye, Anadolu kaplanları, kırmızı sokaklar derken dönüÅŸümün futbola da sıçramasına içim el vermedi.
Mustafa Denizli bu ülkenin futbolunda Beyaz Türkler'in son kalesini savunan kahraman bir asker konumunda kaldı. Sırtındaki yük, Kemal KılıçdaroÄŸlu'nunkinden daha ağırdı.
Futbolun siyasetin, tarikatların, Cemaat'in etkinliÄŸinden sıyrılıp eski arındırılmış günlerine gelebilme umudu için Denizli'nin ÅŸampiyonluÄŸu ÅŸarttı.
Ayrıca hoca bu ülkenin Beyaz Türkler'inin umutlarını boÅŸa çıkarmadı. Anadolu devriminin gözünü diktiÄŸi son kaleyi kaptırmadı.
Kendi ülkesinde azınlıklaÅŸtırılmış Beyaz Türkler'in seslerini duyurmalarına, 'Biz de varız' demelerine aracı oldu.
Önemi, tarih ilerledikçe daha da net anlaşılacak bir ÅŸampiyonluktur BeÅŸiktaÅŸ'ınki...
Mustafa Denizli'nin Galatasaray'ı Åžampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı finale çıkardıktan sonra söylediÄŸi 'Allah'ıma ÅŸükürler olsun' cümlesi bugün bile kulaklarımda yankılanır... O zamandan bugüne hiç azalmayan bir hayranlık ve coÅŸkuyla takip ettiÄŸim Türkiye'nin hocasını bir kez daha alkışlıyorum... Binlerce kez helal olsun...
Bunun üzerine bir duble Blue Label içilmez mi!
İstihbarat üzerine...
Türkiye'nin en büyük televizyon kanallarının birinin tepe yönetiminde bir deÄŸiÅŸim olacak ve bunu patronlar katından önce küçük bir dinci gazetede yazan bir magazinci bilecek? Bu gülünç duruma kim inanır?
Görevden alınacak denilen kanal yöneticisi bugün Star TV'nin yeni sezonunu belirlemek için çalışıyor, yeni projeleri onaydan geçiriyor ya da reddediyor, toplantılar yapıyor. Gönderilecek olsa bu toplantılara girer mi?
Bırakın bu sigara odalarında, merdiven aralarında muhabirlerin kendi aralarında yaptıkları dedikodulara itibar etmeyi... Patronlar katına eriÅŸiminiz varsa (ki yok), aktörlerle temas edebiliyorsanız (ki edemiyorsunuz), dedikodu yazın.
Ben sizin istihbarat ağınızı ve haber yayma sistematiÄŸinizi de iyi biliyorum... Ancak kanal yöneticilerini deÄŸiÅŸtirmek, programı kaldırılacak arkadaÅŸlarınızı 'Transfer oluyor, baÅŸka kanallarla görüÅŸüyor' diye yazmak kadar basit deÄŸildir.
Kendi yapımını kabul etmediÄŸi için kanal yöneticisine saldıracak kadar küçülenlere hiç deÄŸinmiyorum bile... Koridor sicilleri zaten kabarık.