Çukurova Grubu iÅŸtiraki Genel Enerji'nin Kuzey Irak'tan Türkiye'ye ve dünya piyasalarına petrol ihracına baÅŸlama töreni, beklenenin çok ötesinde ilgi çekti. Bir Türk ÅŸirketinin, uÄŸruna savaÅŸlar çıkan ve dünya devlerinin yarıştığı petrol gibi stratejik sektörde, ciddi bir aktör haline gelmesi ister istemez büyük yankı yarattı. Olayın ekonomik, stratejik, siyasal sonuçları üzerine iç ve dış basında çeÅŸitli yazılar yazıldı, analizler yapıldı. Gezinin ardından, uzun zaman sonra ilk kez, grubumuzun patronu Mehmet Emin Karamehmet'in bazı açıklamaları da gazetelerde yer aldı.
Ben size ÅŸimdi bir gazeteci gözüyle Erbil'de düzenlenen yemeÄŸi, orada Mehmet Emin Karamehmet'in sohbetini ve bunun Türkiye'ye yansımasını aktarmak istiyorum.
Orada yaÅŸananların, perde arkası geliÅŸmelerin ciddi bir anlamı olduÄŸunu düÅŸünüyorum.
Erbil seyahatine, iki ayrı özel uçakla kalabalık bir gazeteci topluluÄŸu ile gidildi. Aralarında üst düzey yöneticilerin ve tanınmış isimlerin de olduÄŸu gazeteciler geniÅŸ bir yelpazede gezide yer aldılar, bu tarihi olayı yerinde izleme imkanı buldular.
En çok merak edilen konulardan birisiydi, DoÄŸan Grubu'ndan üç gazeteci davetliydi. Milliyet'ten Serpil Yılmaz (ki kendisi Kuzey Irak dosyasına en hakim isimlerdendir) Vatan'dan Ercan İnan (ekonomi kulislerinde çok baÅŸarılı bir gazetecidir) ve Radikal'den Cengiz Çandar... (dış politika konusunda en yetkin isimlerden birisidir). Bence iyi seçim yapılmış. Çandar katılacaktı, son anda özel mazereti nedeniyle geziye gelemedi. Buna raÄŸmen o engin perspektifiyle petrol ihracı haberini müthiÅŸ yorumlayan bir yazı kaleme aldı.
SOHBETTİ, RÖPORTAJ DEĞİL
Birinci günün akÅŸamındaki yarı-resmi yemekte uzun bir masa etrafında toplanmıştık. Mehmet Emin Bey'in tam karşısına Serpil ve Ercan oturmuÅŸtu. Çukurova yöneticileri, Genel Enerji'nin diÄŸer ortakları masaya dağıldılar ve böylece mümkün olduÄŸunca çok sayıda davetliyle sohbet ettiler.
Saatler ilerleyince Mehmet Emin Bey'le Serpil ve Ercan'ın sohbetlerinin koyulaÅŸtığı görüldü. Ben de daha sonra merak edip, masanın o bölümüne yaklaÅŸtım. Samimi bir havada konuÅŸuyorlardı ama bütün gazetecilerin zaman zaman yaptığı gibi konuÅŸma esnasında deÄŸil, boÅŸluklarda not alıyorlardı. Muhtemelen haber kaynağını tedirgin etmeme anlayışıyla...
Böyle ortamlarda haber kaynakları, söylediklerinin not alındığını görünce, konuÅŸmaktan vazgeçebilir. Bunu önlemek de gazetecilerin taktiÄŸidir. Mehmet Emin Bey gibi medyaya hiç konuÅŸmayan bir isim olunca arkadaÅŸlarımın bu tedirginliÄŸini anlıyorum.
Sonra fotoÄŸraf çekmek istediler, Mehmet Emin Bey kabul etmedi, hatta bir ara ben onlara yardımcı olayım dedim, Serpil'in elinden makineyi aldım ama olmadı. Bence bu durum bile o sohbetin bir röportaj havasında olmadığını gösterir. ArkadaÅŸlar gerçek bir gazeteci refleksi gösterdiler, onlara diyecek bir ÅŸey yok. Öte yandan durum da anlaşılsın istiyorum. Çünkü bu neviden sözler tarihe kalıyor ve günün birinde hiç tahmin etmediÄŸiniz ÅŸekilde karşınıza çıkabiliyor.
Yemek dağılınca Serpil ve Ercan da çok ÅŸaşırmış ve sevinçlilerdi. Gazeteci coÅŸkusu yaşıyorlardı. En son ne zaman Mehmet Emin Bey'in böyle konuÅŸtuÄŸunu tartıştılar. 'Yedi yıl önceydi' diye görüÅŸ birliÄŸine vardılar. Ben de kuÅŸkuyla 'Bence Mehmet Emin Bey bunları size yazılmak üzere söylememiÅŸ olabilir' dedim ama o saatten sonra bunun bir anlamı yoktu. Bunu da sadece gazeteciler anlayabilir.
'TEHDİT ETTİLER' KONUSU
O sözler Milliyet, Vatan ve Habertürk'e yansıyınca dün Mehmet Emin Bey'le konuÅŸtum. ÅžaÅŸkındı, biraz da üzgün. O açıklamaların, cesur bir giriÅŸimle, risk alarak baÅŸardığı bir uluslararası projenin mutluluÄŸunun önüne geçtiÄŸini düÅŸünüyor. 'Sohbet etmiÅŸtik' diyor. Åžahsen, 'yazılmamak üzere olan sohbetler dahil' bir gazeteciyle bir araya gelindiÄŸi anda röportajın baÅŸladığına inanırım. Yazılmasa bile gazetecinin belleÄŸine kazınan bazı notlar vardır, her buluÅŸmada.
Bu tür olaylar zaman zaman herkesin başına gelebilir.
Ancak o konuÅŸmadan gazetelere yansıyan 'tehditle imza atıyoruz' sözleri bir yanlış anlamayı doÄŸurabilir. O bölümlerin hepsini ben de dinledim. Gazetelerden yansıyan ve kamuoyunda oluÅŸan havayla Mehmet Emin Bey'in anlatmak istedikleri birebir örtüÅŸen ÅŸeyler deÄŸil.
Evet, Mehmet Emin Bey ve onun grubu uzun yıllardır çeÅŸitli haksızlıklara uÄŸramış, maÄŸdur olmuÅŸtur. Burası kesin. On yıldır onun yanında çalışan bir gazeteci olarak büyük bölümüne tanıklık ettiÄŸim o haksızlıklara üzülmemek olası deÄŸildir. Gerçekten çoÄŸu, ayak oyunlarının, türlü kumpasların sonucudur. Bunlara raÄŸmen devlete milyarlarca dolar ödemiÅŸ bir grubun mensubuyuz. O konuÅŸma böyle bir ruh halinin dışa vurumudur. Onun yaÅŸadıklarını da en güzel 'varlığım Türk devletine armaÄŸan olsun' cümlesi özetliyor bana göre. Aynı sohbetteki o sözleri 'bize tehditle imza attırdılar' diye özetlemek gerçeÄŸe aykırı olur. Gazetecilik dilinde bu yapılır ama önemli olan, ifade sahibinin sözlerinin gerçekten bu anlama karşılık gelip gelmediÄŸidir.
DoÄŸrusu ÅŸudur: Mehmet Emin Bey Interbank konusunda haksız uygulamalara maruz kaldığına inanıyor. Hakkını aramak için hukuk yollarına baÅŸvurmasına raÄŸmen, çeÅŸitli ekonomik sebeplerle anlaÅŸmaya ve sonra mahkemelerdeki baÅŸvurularını çekmeye mecbur kaldı. Ayrıca kendisine çıkarılan borç miktarının hesaplanma biçimine de itirazları vardı. Bunlar da ilgili zeminlerde tartışma konusu yapıldı ama bahsettiÄŸim zorluklardan dolayı istenen ölçüde mesafe alınamadı.
Evet; haksızlığa uÄŸradı, buna sonuna kadar inanıyorum. Ama özgür iradesiyle imzayı kendisi attı.
DoÄŸrusu Mehmet Emin Bey'in fazla tercih hakkı kalmadı. İnandıklarını ispatlayacak hukuk imkanlarını sonuna kadar kullanması durumunda haklı çıkacağına çok güveniyordu. Fakat TMSF'nin elindeki çok geniÅŸ yetkiler çıkış yolunu kapatıyordu. Günün sonunda davalarını kazanmış ama malları elinden gitmiÅŸ olabilirdi. Uluslararası alandaki yükümlülükleri ve takvimin sıkışıklığı onun elini kolunu baÄŸlıyordu. Tüm bunlara raÄŸmen ısrar edebilirdi ama Türkiye'nin gözbebeÄŸi Turkcell zarar görebilirdi. İşte bu göze alınamazdı. Bütün bunlar sonunda istemeden imzaladı o anlaÅŸmayı ama kendi iradesiyle.